Ana SayfaTeknolojiEvren - Bilim2050 Yılında 10 Milyar İnsan Nasıl Beslenecek? Tarımsal Üretimden Perakende Satışa, Alınabilecek Önlemler

2050 Yılında 10 Milyar İnsan Nasıl Beslenecek? Tarımsal Üretimden Perakende Satışa, Alınabilecek Önlemler

Dünya nüfusunun artması, iklim değişikliğinden kaynaklanan sorunlar, tarım üretimi, gıda israfı, “bilinçli” olması gereken tüketiciler… 2050’de 10 milyara ulaşması öngörülen dünya nüfusuna karşı şimdiden alınması gereken birçok önlem var…

Tahminlere göre 2050 yılında dünya nüfusu 10 milyara ulaşacak ki 10 milyar insanın beslenmesi için gıda üretiminin de yeterli düzeyde olması, en önemli konuların başında geliyor. Tarımsal üretim, perakende satış 2050’de nasıl olacak? Şimdiden alınabilecek önlemler nelerdir?

Dünya nüfusu hızla artıyor. 2050’de dünya nüfusunun 10 milyar olacağı öngörülüyor.

Öncelikle tatsız olan bazı verilerden başlayalım, dünyadaki mevcut gıda sorunlarından yola çıkalım. Neden hala bazı ülkelerde “açlık” varken bazı ülkeler ise artan obezite sorunuyla mücadele etmeye çalışıyor? Bir toplulukta hem çok zayıf insanların hem de kilolu insanların bulunması durumuna “Malnütrisyon” adı veriliyor. Bugünün dünyasında 800 milyondan fazla kişi açlıktan muzdaripken, iki milyar gibi büyük bir oranda da aşırı kiloluların, obezlerin olduğu söyleniyor. Şimdi bu gibi sorunlarla baş etmeye çalışan “dünya”, 10 milyarlık bir nüfusa ulaştığında ne yapacak? Nüfus artışı bir yana kentleşmeden kaynaklanan besin tercihlerindeki değişim, gıdaya olan talebin gün geçtikçe artması, 2050 yılına kadar gıda üretim oranının yüzde 60 oranında artırılması gerektiğini ortaya koyuyor.

Kongo’da Açlıkla Mücadele Ederken ABD’de Gıdaların Yarısı Çöpe Gidiyor

Öte yandan ABD’de üretilen gıdaların yarısı çöpe giderken Kongo’da insanlar açlık sınırına yakın bir kalori eşiğindeki gıdaya sahip. Yani büyük bir israf ve adaletsizlik söz konusu! Bu nedenle belki de en başta israfı önlemek adına bazı önlemler almak şart. Açlık sınırının altında yaşamaya çalışan 810 milyon insanın 700 milyonunun ise kırsal kesimlerde yaşadığı biliniyor. Dolayısıyla gıdaya ulaşım da en önemli konu başlıklarından biri.

Yetersiz beslenen nüfusun sayısı artıyor ama her yıl üretilen tüm gıdaların yaklaşık üçte biri de boşa gidiyor (Yaklaşık 1.3 milyar ton).

Bilimsel bir çalışmaya göre endüstriyel emisyonların sıfıra indirilmediği ve acil önlemler alındığı takdirde insan türü, 2050 yılına kadar yok olacak! Raporu hazırlayanlar, Avustralya Melbourne’deki Ulusal İklim Restorasyon Merkezi. İklim değişikliğine ilişkin bu yeni çalışma, endişe verici gerçekleri görmemiz için son bir uyarı adeta!

Yeni raporun yazarları, Avustralya Enstitüsü Araştırma Direktörü David Spratt ve Shell ve Avustralya Kömür Birliği’nin eski bir yöneticisi olan Ian Dunlop. Eğer 2050’de senaryoyu tersine çeviremezsek, insanlık “sosyal çöküş ve mutlak kaos içinde bir dünya” ile karşı karşıya kalabilir. Yaklaşık 1 milyar insan taşınmaya zorlanacak, 2 milyar su kaynağı yetersizliği ile karşı karşıya kalabilecek. Subtropikal ülkelerde tarım çökecek ve gıda üretimi dünya genelinde çarpıcı bir şekilde etkilenebilecek.

Kilit Ekosistemlerin Yıkılması

Çevreye zarar veren endüstrilerin iş modelleri değişmezse, dünya en az üç santigrat derece küresel ısınmaya maruz kalabilecek. Bu da “mercan resif sistemleri, Amazon yağmur ormanları ve Kuzey Kutbu” dahil olmak üzere kilit ekosistemlerin yıkılmasına neden olacak!

Brezilya’daki Yağmur Ormanları’ndan üzücü bir kare. “Küresel Isınma”nın yıkıcı etkileri…

Kuzey Amerika’da daha önce hiç görülmemiş aşırı hava olayları yaşanırken, Orta Amerika’da şu an normal olanın yarısı kadar yağmur yağacak. Güney Amerika ve Afrika’da sıcaklar öldürücü olabilecek. Pandemik seviyede silahlı çatışmalar ve hastalıklar nedeniyle de insanoğlunun sonu gelebilecek.

Tüm bu araştırmalar iç karartıcı öyle değil mi? Bu sonuçlarla karşı karşıya kalmamak için şimdiden alınacak önlemler de masaya yatırılıyor.

Beslenmede önemli bir yer tutan tarım ürünlerinin yarattığı bazı sorunlar da var. Yeryüzündeki toplam tatlı su kaynaklarının yüzde 70’i tarımda kullanılırken dünyadaki toplam sera gazı üretiminin üçte biri tarım faaliyetlerinden kaynaklanmakta. Biyolojik çeşitliliği de olumsuz etkilediği gibi toprağın bozulmasına da yol açmakta. Tarım için kullanılabilecek arazi de sınırlı. Bu nedenle daha verimli tarımsal üretim yapmanın yollarını bulmak şart.

Öte yandan tüketim alışkanlıklarının da değiştirilmesi gerekiyor. İngiltere merkezli Biyoteknoloji ve Biyolojik Bilimler Araştırma Konseyi’ne (BBSRC) göre dünyada her üç kişiden biri beslenme sorunu yaşamakta. Yazının başında da söz ettiğimiz konu: Açlık veya yetersiz beslenmenin yanı sıra şişmanlık ve obezite ile mücadele eden bir dünya! Kötü beslenme birçok hastalığın en büyük nedenlerinden. Üretilen gıdanın üçte biri çöpe giderken küresel ısınmaya yol açan karbon salımının önemli bir kısmı, tarımsal üretim kaynaklı.  Melbourne’deki araştırmanın söylediği üzere iklim değişikliği, bazı ürünleri tehdit etmekte. Sonuç? Gıda ürünlerinin fiyatı artacak, kamu düzeni bozulacak. Tarımsal üretimde, gıda tedarik zinciri ile tüketim alışkanlıklarında nasıl dönüşümler olmalı ki dünya bu sorunlarla karşı karşıya kalmasın ve 10 milyar insanı besleyecek üretim düzeyine de ulaşılabilsin?

Tarım Üretiminde Robotlar

BM Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre 2050’deki dünya nüfusunun gıda ihtiyacını karşılayabilmek için 2006’da yapılan üretimin yüzde 70 oranında artması elzem… Tarım arazileri sabit kalırken, üretimi artırmanın tek yolu, verimliliği artırmak. Birim alandan elde edilen verimin artması için de yüksek teknolojiyi kullanmanın ne denli önemli olduğu da ortada.

Teknoloji alanındaki gelişmeler çok hızlı olsa da bunun uygulama biçimlerinin tarıma çok geç yansıdığı görülüyor. McKinsey Global Institute tarafından yapılan bir araştırmaya göre tarım sektörü diğer sektörlerle kıyaslandığında en düşük dijital dönüşüm oranına sahip. 

Yüksek teknolojiler, tarımda her geçen gün kendini daha fazla hissettirirken Endüstri 4.0’ın tarımda uygulanmasıyla verimlilik, kalite ve kazanç artmakta. Üretim verilerinin takibi ve analizi, işçiliğin robotlar ve otomasyon sistemleriyle yapılması, birim alandan elde edilen verimin artmasını sağlıyor.

Dördüncü sanayi devrimi olarak hayatımıza giren Endüstri 4.0, tarımda da yıkıcı bir inovasyona neden olmakta. Bosch, son dönemde bu konuda dikkat çeken çalışmalardan birine imza attı. Demir bir çubuğun farklı seviyelerine sensörlerin koyulduğu sistem, nesnelerin interneti temelli bir takip sağlıyor. Sensörler, bulundukları toprak seviyesinin sıcaklık ve nem gibi verilerini sensör kutusu aracılığıyla buluta yüklüyor. Çiftçiler akıllı telefonlarındaki uygulama aracılığıyla buluttaki bu verileri görebiliyor. Kuşkonmaz yetiştiriciliğinde kullanılan bu yöntem, ürünün optimum sıcaklık ve nem değerlerinde tutulmasını ve yüksek verim alınmasını sağlıyor.

Benzer şekilde Tarım 4.0 alanında robotik girişimler de mevcut. Abundant Robotics tarafından geliştirilen elma toplama robotunun, ticari satışlarına başlandı. Tarım arazisinde hareket eden bu robot, üzerinde bulunan kamera ve sensörlerle olgunlaşmış elmaları tespit ediyor ve mekanik bir aksam aracılığıyla ağaca herhangi bir zarar vermeden olgunlaşmış elmaları toplayabiliyor. Bu otomatik toplama ile hasat toplama işlemi daha hızlı ve daha verimli bir şekilde yapılabiliyor.

İsviçre merkezli EcoRobotix isimli bir şirket ise tarım alanlarında zararlı kimyasal ilaçların kullanımını azaltmayı hedefliyor. GPS, kamera ve sensörlere sahip olan robot, tarım alanında zararlı otların toplanmasında kullanılırken bu robot, gerek gördüğü takdirde üzerinde bulunan kap ve püskürtme sistemi aracılığıyla direkt olarak zararlı ota etki edecek şekilde ilaçlama yapıyor. Böylelikle tarım alanlarında zararlı otların yok edilmesi için uygulanan herbisitlerin kullanımı da azalıyor. Robotun, insanların yaptığı ilaçlamaya kıyasla 20 kat daha az ilaç kullandığı ve ürünlere zarar vermediği belirtiliyor.

Örnek çözümlerden biri daha: İngiltere merkezli girişimcilik firması Small Robot Company üç tür robot üretmiş. Bu robotlardan biri ekimde görev alırken, diğeri bitkilerin büyüme evresinde tarladaki yerlerini tek tek fotoğraflayıp kayıt altına alıyor ve analiz sistemine gönderiyor. Buradan elde edilen sonuçlara göre üçüncü robot da ihtiyacı olan bitkileri tek tek ilaçlayarak gereksiz kirlilik ve kaynak israfı önlenmeye katkı sunuyor. Üretim verilerinin toplanması, daha sonra bu verilerin analiz edilmesi ve tarım işçiliğinin robotlar ve otomasyon sistemleri aracılığıyla yapılması; tarımda verimliliği artırmak için alınacak en önemli önlemlerden.

Toprağı Nasıl Koruyacağız? Topraksız Tarım Nedir?

Ellen MacArthur Vakfı tarafından yayınlanan bir raporda, kentlerin gıda üretimi ve tüketimindeki önemi vurgulanmakta: “2050 yılına kadar tüm gıdaların 80’inin şehirlerde tüketilmesi bekleniyor. Bugün sık sık kara delikler gibi davranıyor, kaynakları emiyor ama çoğunu boşa harcıyorlar. Gıda da çöpe gidiyor. ”

Kısmen bu, yiyecekleri kentsel alanlara taşıma ihtiyacından kaynaklanmakta. Bu, çok fazla gıda üretmek, daha sonra bunları paketleyip büyük mesafelere nakletmek ve nihayetinde insanlara satmadan önce depolamayı içeren bir süreç. Her adımda kaynakların verilmesi kullanılması şart: Yakıt, insan gücü, araziler, binalar…

Topraksız tarım (hidroponik) nedir? Dikey çiftçiliklerden söz ediyoruz. Araştırmalardan ve pazarlardan gelen tahminler, dikey tarım endüstrisinin 2024 yılına kadar 3 milyar dolar değerinde olabileceğini öngörüyor. Gıdaların yoğun nüfuslu kasabalarda ve toprak kıtlığı olan şehirlerde yetişen bu yaklaşımın anahtarı, topraksız tarım yani hidroponik sistemler. Hidroponik; toprak kullanmadan su içinde mineral besin çözümleri kullanarak bitki yetiştirme yöntemine verilen ad. İki Yunanca kelimenin birleşiminden oluşmakta: Hidro, su ve ponein, zahmet. Karasal bitkiler, mineral besin solüsyonunda veya perlit, çakıl, mineral yün, genişletilmiş kil ve hindistan cevizi kabuğu gibi nötr bir ortamda kendi kökleri ile yetiştirilebilmekte. Bitkiler, vermikülit, taşyünü veya kil topakları gibi bitkinin çevresine herhangi bir element getirmeyen atıl maddeler gibi çeşitli bileşiklere dayanmakta. Besinle zenginleştirilmiş su daha sonra da bitkiyi beslemekte.

Topraksız tarım, geleneksel yöntemlere göre daha avantajlı. Su miktarı da dahil olmak üzere büyüyen çevrenin dikkatli manipülasyonu ve yönetimi sayesinde, pH seviyeleri ve belirli besin bitkilerinin kombinasyonu daha hızlı büyümeye teşvik edilebilmekte. Üstelik haşere ve hastalıkların prevalansı gibi hava ve toprak sıcaklıkları da dikkatli bir şekilde kontrol edilebilir.

Kaynak tüketimine daha az israf edici bir yaklaşım, atıkların azaltılması, su stoklarının korunması ve böcek ilaçlarına, gübrelere ve diğer potansiyel olarak zararlı maddelere olan bağımlılığın azalması anlamına gelmekte.

Mevcut toprağı da korumak gerekiyor ki tarımın en önemli kaynağı, toprak. Traktörler ağır olduğu için tarladaki toprağı sıkıştırırken içinde bulunan havayı ve suyu tutan gözeneklerin kapanmasına neden oluyor. Bu durum bitkiler için olumsuz bir tablo yaratarak bitkilerin yeterli suyu ve topraktaki mineralleri verimli bir şekilde temin edememesine yol açıyor. Gelişen teknolojik altyapı desteği ile tarım üretiminde kullanılan ağır makinaları yeni nesil küçük robotlarla değiştirerek bu sorunun çözülebileceği söyleniyor. Böylelikle toprakta yeterli hava ve minerallerin barınmasını sağlamak da mümkün.

Meyvelerin Olgunlaşma Sürecini Yavaşlatmak

Türkiye’de, Alanya’dan bir muz bahçesi.

Muz örneğinden yola çıkalım. Muz; Ekvador, Dominik Cumhuriyeti veya Kosta Rika gibi ülkelerden dünyanın dört bir yanına dağıtımı olan bir meyve. Türkiye’ye sağlam ve yenilebilir şekilde tüketiciye ulaşabilmesi için muzların yeşil halde toplanması gerekiyor. Söz konusu ülkeler ise Türkiye’ye uzak. Güney Amerika ve Afrika kıtasındaki ülkelerden muzun gemiyle temini yaklaşık 40-50 günü bulabiliyor. Markete gittiğimizde bu sürecin sonunda muzları sarı ve tüketime uygun lezzette bulmamız için sürecin yönetimi önemli. Erken olgunlaşan muz, etilen gazı salarken bu gaz hızla yayılarak aynı kasa içerisindeki diğer muzları da etkileyebiliyor. Dolayısıyla olgunlaşma sürecinin kontrolü çok önemli.

Peki ciddi derecede olgunlaşma sürecine ihtiyaç duyabilen meyvelerle ilgili sorunlar nasıl çözülebilir? Bazı bilim insanları muzdaki belli genlerin DNA’sını değiştirerek daha az etilen üretmesi üzerinde çalışmalar gerçekleştirmekte. Bu sayede uzun süren kargo sürelerinde daha az etilen ortaya çıkarken kargolama sürecinde yaşanan ortalama yüzde 15’lik bir bozulmuş ürün probleminin de önüne geçilebilinecek. Amaç muzların anavatanlarından uzak coğrafyalara sağlam taşınması ve raf ömrünün de uzatılması. Yalnız genetiği değiştirilmiş gıdaların da halihazırda var olduğu ileri sürülen zararları da ortada. Avrupa Birliği gibi genetiği değiştirilmiş ürünlerle ilgili sıkı düzenlemelere sahip bölgelerde bu tarz ürünlerin piyasaya sürülmesi için gerekli olan onay sürecinin de uzun zaman alabileceği tartışılıyor.

Gıda İsrafı İle Mücadele

BM verilerine göre gıda ürünlerinin yaklaşık üçte biri tüketiciler veya marketler tarafından çöpe atılmakta ya da verimsiz ulaşım ve toplama işlemleri sonucu bozulmakta… ABD’nin ardından en fazla gıda ihraç eden ülke Hollanda. Gıda israfının da en fazla yaşandığı yerlerden biri olan Hollanda’da hükümet, 2030’a dek gıda israfını yarı yarıya azaltmayı amaçlıyor. Akıllı telefonlara yüklenen “Too Good To Go” adlı uygulama ile perakendeciler, elde kaldığı için atılacak olan ama aslında hala yenebilecek durumdaki yiyecekleri daha uygun fiyata tüketiciye sunabiliyor. İyi bir çözüm olduğu kesin!

Zengin ülkelerdeki tüketicilerin Sahra altı Afrika’nın (230 milyon ton) net gıda üretiminin neredeyse tamamı kadar (222 milyon ton) israf ettiğini biliyor muydunuz?

Marketlerden en mükemmel biçimli meyve veya sebzeyi almak zorunda da değiliz, öyle değil mi? Yamru yumru olanı da seçmeliyiz, marketleri ürün etiketlerinde karbon izi ve su tüketim bilgisini içermeleri yönünde adım atmaya zorlamalıyız. Dünya, israfı önleyecek yeni teknolojileri kullanmaya hazır olmalı, bir an önce!

Yasal Mevzuatlar ve Üretim Kültürü

Gıda sektöründe kimler var? Üreticiler, perakendeciler, tüketiciler… Neden yakınıyoruz? Dünya genelinde mevcut gıda üretim yöntemleri ve satış şekli, sürdürülebilir bir düzene sahip değil. 2050 yılında 10 milyar insanı besleyebilmek için tarım ve gıda sanayiinin daha sürdürülebilir bir özellik kazanması -yasal mevzuatlar ve üretim kültürü anlamında- dünya genelinde bir alt yapı oluşturulması şart.

Temel tarım aşamalarının ekim-dikim, hasat, üretim, lojistik, depolama ve satış modellerinde birçok değişikliğe gitmek, yerel hükümetlerin ve işletmelerin bu değişikliği yapma konusunda istekli olması, adım atması büyük önem taşıyor. Okullardan ve televizyon yayınlarından destekle tüketici bilinci kültürü kamuoyunda oluşturulmalı. Tüketiciler, üretilmiş gıdaların tohumdan sofraya geçen yolculuğu hakkında tüm bilgileri öğrenebilmeli; hatta bunu talep etmeli. Daha sağlıklı ürünler, israf etmeyen bilinçli tüketici… Bu dünyada yaşayacak gelecek nesiller için herkesin çaba göstermesi gerekiyor.  

Gelişmekte olan ülkelerde, gıda değer zincirinin daha önceki aşamalarında kayıplar ve atıklar ortaya çıkma eğiliminde. Finansman ve uzmanlık eksikliğinden kaynaklanan tarım, mahsul yönetimi ve hasatla ilgili kısıtlamalar bu sorunların nedenlerinden. Oysa ki gelişmekte olan ülkelerde gıda altyapısının ve lojistiğinin iyileştirilmesi, sorunların çoğunun üstesinden gelmeye yardımcı olabilir. Daha yüksek gelirli ülkelerde ise gıda genellikle daha sonraki süreçte boşa harcanmakta. Tüketici davranışlarından ve perakendecilerin mağaza içi indirim uygulamalarına yaklaşımlarından; yiyecekler “son kullanma” döneminin sonuna yaklaşırken yapılan başarısız indirimler, her zaman israf ve zarara yol açmakta. Bu durum, satılmamış yiyecekleri almak ve evsiz barınakları gibi başka yerler bulmak için etkisiz stratejilerle daha da engellenmekte.

Zengin ülkelerdeki tüketicilerin Sahra altı Afrika’nın (230 milyon ton) net gıda üretiminin neredeyse tamamı kadar (222 milyon ton) israf ettiğini biliyor muydunuz? Bu, korkunç bir rakam! Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü de yetersiz beslenen insanların sayısının arttığını açıklıyor. Örneğin, 2016’da 804 milyondu, ertesi yıl 821 milyona çıktı. Yetersiz beslenen nüfusun sayısı artıyor ama her yıl üretilen tüm gıdaların yaklaşık üçte biri de boşa gidiyor. Yaklaşık 1.3 milyar tondan söz ediyoruz! Bu da yaklaşık 1 trilyon dolarlık zarar demek.

Sürdürülebilir tarıma dayalı bir dünya inşa etmek kolay değil. Gelecekte herkese yetebilecek gıda üretimi için çiftçiler, bilim insanları, mühendisler, işletmeler, marketler ve hükümetlerin ortak çalışması gerekiyor. Tüketicilerin de “bilinçli” olmaları…

Gıda Kıtlığına Karşı Çözümler Tartışılmaya Devam Ediyor

Yosun tasarımı… Gelecekteki gıda kıtlığına bir çözüm olabilir mi?

Öte yandan yeni bir bilgiyi de paylaşalım. Gelecekteki gıda kıtlığına karşı alglerin rolünden de söz ediliyor. Kar amacı gütmeyen, bağımsız bir düşünce kuruluşu olan Australia21 tarafından yayınlanan rapora göre yosun çiftlikleri, yıllık ekonomi için onlarca milyon dolarlık yeni bir endüstri haline gelebilir. “Avustralya’da genişleyen alg sanayisi için fırsatlar” raporu, alg endüstrisine dikkat çekmekte. Endüstri henüz emekleme aşamasında olsa da yosun yetiştiriciliği yaygınlaştırılabilir, deniliyor. Avustralya, yosun yetiştiriciliği açısından doğal avantajlara sahip ülkelerden. Yakın bir zamanda da tarımda, yosunları hem hammadde hem de yeni sanayiler için bir platform olarak kullanacak olan farmasötiklere kadar değişen sektörlerden oluşan bir grup oluşacağı öngörülmekte. Yosun (alg) esaslı biyoyakıtlar hakkında da daha çok bilimsel çalışma ve uygulama duyacağız gibi…

Henüz yorum yok

bir cevap yazın