Ana SayfaYaşamKültür Sanat Etkinlikleri27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde “Tiyatro”nun Tarihine Yolculuk

27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde “Tiyatro”nun Tarihine Yolculuk

Uluslararası Tiyatro Enstitüsü, 1961 yılında aldığı bir kararla “27 Mart”ı Dünya Tiyatrolar Günü olarak kabul etti. 57 yıldır kutlanan Dünya Tiyatro Günü’nde, bu yıl da ücretsiz gösteriler sahnelenecek. 2018 Dünya Tiyatro Günü vesilesiyle, bu büyük sanat dalının dünyada ve Türkiye’deki gelişimini kaleme aldık.

1948 yılında kurulan Uluslararası Tiyatro Enstitüsü, 1961 yılında aldığı bir kararla “27 Mart”ı Dünya Tiyatrolar Günü olarak kabul etti. Dünya Tiyatrolar Günü, insanın kendiyle temas ettiği bu sanat dalını insanlara unutturmamak adına gayret etme amacını taşır. Her yıl da enstitüye üye ülkelerde 27 Mart, 57 yıldır Tiyatro Bayramı olarak kutlanmakta…

Sanat ve tiyatronun ileri gelenleri tarafından hazırlanan bir bildirinin sahnelerde okunduğu 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ücretsiz gösteriler de düzenleniyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları da 2018 Dünya Tiyatro Günü’nde oyunlarını ücretsiz olarak sahneleyecek.

İBB Şehir Tiyatroları’nda Ücretsiz Sahnelenen Oyunlar 

27 Mart’ta Şehir Tiyatroları’nda 7 oyun tiyatro severlerle buluşacak. İşte ücretsiz sahnelenecek oyunlar:

Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “Hisse-i Şayia”, Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde “Kahvede Şenlik Var”, Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde “Macbeth”, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde “Nora-Bir Bebek Evi”, Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde “Bizim Aile”, Ümraniye Sahnesi’nde “Saadet Hanım”, Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde ise “Ben Çağırmadım”. Oyunların biletleri; “sehirtiyatrolari.ibb.istanbul” adresinde veya “İBB Şehir Tiyatroları” mobil uygulamasında.

Yunanca “Seyirlik Yeri” 

Bu büyük sanat dalının kökeninde ilkel insanın doğa olaylarını kendi bedensel hareketleriyle simgesel olarak temsil etme çabası yatar Avrupa’da Üst Paleolitik Çağ’dan (İ.Ö 40-10 bin yıl önce) kalma mağara resimlerinde, ellerine ve yüzlerine hayvan postları geçirmiş insanların ritmik hareketler yaptığı görülmektedir. Maske ve kostüm kullanımı, tiyatronun ilk örneği olarak kabul edilse de başka bir görüşe göre tiyatronun kaynağı “Şamanizm”dir. Tiyatro, kökenindeki bu iki eğilimin izlerini taşır: Bir yanda doğa güçlerini simgesel olarak canlandırma, temsil etme; öte yanda, doğaüstü güçlerin görünmesine aracılık etme.

Yunanca’da “seyirlik yeri” anlamına gelen theatron’dan türetilen “tiyatro” sözcüğü, Türkçeye İtalyanca’daki teatro sözcüğünden geçmiştir. Bir öyküyü, sahne olarak ayrılmış bir yerde, oyuncuların söz ve hareketleriyle canlandırma sanatı olan tiyatro, diğer sanat dalları gibi dinsel törenlerden doğmuştur.

Atina’daki Dionysos Tiyatrosu.

Tiyatronun “sanat” türü haline gelmesi, İ.Ö. 6. yüzyılda, Yunan toplumunda dinsel törenden özerkleşmesiyle gerçekleşti. Estetik ölçütlerle değerlendirilen bir oyun haline gelen “tiyatro” adına İ.Ö. 534’te, Atina’da bir şenlik düzenlendi. Oyuncu ve oyun yazarı Thespis’in bir tragedyası ödül kazandı. Tiyatronun öncülü; şarap, bereket ve bitkiler tanrısı Dionysos’u kutsamak için yapılan Bacchanolia şenliklerinde bir koronun söylediği dithyrambos şarkılarıydı. İlk şenliğin ardından, tragedyalar, Dionysos şenliklerinin bir parçası olarak geleneksel hale geldi.

Batı Tiyatrosunun Temeli, İ.Ö. 5. Yüzyılda Atıldı 

Batı tiyatrosunun temeli ise İ.Ö. 5. yüzyılın ilk yarısında, Aiskhylos tarafından atıldı. Birden fazla kişi arasında yaşanan bir olay, ilişki, sahnede canlandırılmaya başlandı. Tiyatro önemli kişilerin başından geçen önemli olayları yüceltmiş bir üslup ile temsil etme sanatı haline geldi. Tragedya, daha sonra Sophokles ve Euripides tarafından geliştirildi. Eski Yunan oyunları, Sophokles’in trajedileriyle teknik yetkinliğe ulaştı (Sophokles oyunlarında dekor kullanan ilk tiyatro yazarıdır).

Komedya; İ.Ö. 486′dan başlayarak Atina’da Lenia kış şenliğinde yapılan yarışmalarla yaygınlaştı. İ.Ö. 6. yüzyıldan sonra Yunan egemen sınıfları arasında gözden düşen ama köylüler ile yoksul halkın yaşamında önemini koruyan soytarılık, hokkabazlık gibi öğeler, komedyada önemli yer tutuyordu. Eski Yunan komedisinin tanınmış yazarlarından Aristophanes, oyunlarında dönemin siyaset adamlarının ve düşünürlerinin yanlış tutumlarını alaya aldı; bu oyunlar, siyasal ve toplumsal açıdan ahlaki bir görev de üstlendi.

Sicilya’da bir Antik Roma tiyatrosu.

Roma Tiyatrosu, Yunan tiyatrosuna öykünmekle yetindi ama belli bir canlılığı sürdüren yöresel bir oyun geleneği de vardı. İlk Romalı oyun yazarı olan Naevius, fabula palliata adı verilen türün de kurucusu olarak kabul edilmekte. İ.Ö 2. yüzyılda Roma tiyatrosunun en önemli iki temsilcisi, Plautus ve Terentius; Yunan, Yeni Komedyası’nı, Roma toplumuna uyarladı. Roma döneminde tiyatro sanatı ile ilgili en önemli eser ise Horatius’un Ars Poetika’sıdır.

Ortaçağ’dan Rönesans’a Tiyatro 

Ortaçağ, kilise tiyatrosunun yanı sıra akrobatların, soytarıların, hokkabazların tek kişilik ya da grup halinde yaptığı gösterilerde hem halk arasında hem de saraylarda ilgi gördüğü bir dönemdir. Tiyatroyu yeniden kurallı bir oyuna, yani sanata dönüştüren, oyunun yazılı öğesini vurgulayan “kilise” olarak kabul edilir.

13.yüzyıldan sonra da manastırların dışına yayılmış ve kent yönetimleri de yapım giderlerini üstlenmeye başlamıştır. Tiyatronun yasaklanması, din adamlarının tiyatronun zararları üzerinde bildiriler yayımlaması nedeniyle “Ortaçağ tiyatrosu” yeni bir görüş üretmemiştir.

Rönesans tiyatrosu İtalya’da başlasa da en önemli ürünlerini Rönesans’ı geç yaşayan İngiltere gibi ülkeler vermiştir. 15. yüzyılda İtalya’da Plautus, Terentius ve Seneca’nın oyunları yeniden okunmaya başlandı. 1414′te, Romalı mimar Vitruvius’un Mimarlık Üzerine adlı kitabı keşfedildi ve Avrupa dillerine çevrildi. Bu yapıta dayanılarak İtalya’da Roma tiyatroları inşa edildi. Venedikli mimar Andrea Palladio’nun tasarlayıp 1585′te Vincenzo Scamozzi’nin tamamladığı Vicenzo’daki Olimpico Tiyatrosu, Avrupa’nın günümüze kadar ulaşan en eski kapalı tiyatrosudur.

Venedikli mimar Andrea Palladio’nun tasarlayıp 1585′te Vincenzo Scamozzi’nin tamamladığı İtalya Vicenzo’daki Olimpico Tiyatrosu, günümüze kadar ulaşan en eski kapalı tiyatro olarak bilinir (Teatro Olimpico).

İtalya’nın dünya tiyatrosuna en önemli katkısı olan Commedia dell’arte doğdu. Canlı bir halk tiyatrosu geleneğine dayanan ve farklı öğeleri bütünleştiren Commedia dell’arte; doğaçlama oyunculuğuna dayanan bir tiyatro türüydü. İtalyan tiyatrosu 16. yüzyılda sahneyi edebiyattan arındırırken, İspanya tiyatroyu yeniden edebileştirdi.

Özgün İngiliz Geleneği 

İngitere’de Elizabeth Dönemi (1558-1603) yalnızca tiyatroda değil, edebiyatta da özgün İngiliz geleneğinin doğduğu bir dönem kabul edilir. İngiliz tiyatrosu, kendi özgün Ortaçağ geleneğinden aldığı mirası büyüttü; saray tiyatrosunun sınırlarını aşan, toplumun her kesimine seslenebilen bir sanat türü yarattı. Shakespeare, Beaumant ve Fletcher’in oyunlarını herkes izleyebiliyordu. İtalyan tiyatrosundan farklı olarak kadın oyuncular yoktu, kadın rollerini erkekler üstleniyordu. 1642’deki burjuva devriminden sonra ise tiyatrolar kapatıldı.

Hamlet; William Shakespeare tarafından 1599-1601 yılları arasında yazılan, “trajedi”yi işleyen oyundur.

Diğer Avrupa ülkeleri gibi özgün bir tiyatro geleneği olmayan Fransa’dan ise Moliere gibi önemli bir usta çıktı. Moliere, Fransız toplumunun gündelik yaşamından aldığı tiplerle kendi çağını aşan bir modern komedi anlayışının kurucusu olarak tarihe geçti.

18.yüzyıl, orta sınıf tiyatro anlayışının doğduğu çağ… Orta sınıf için üretilen burjuva oyunlarının öncülüğünü Fransa’da Diderot, Almanya’da da Lessing yaptı. Bu dönemde, komedi de büyük aşama kaydetti. 18. yüzyıldan günümüze kalan en popüler komediler; Fransız oyun yazarı Beaumarchais’nin Le Barber de Seville’i (1775; Sevil Berberi, 1944) ile Le Mariage de Figaro’sudur.

Romantizm çağı olan 19. yüzyılda, Almanya’da romantik tiyatro doğdu. Yeni tarzın en sevilen örneklerini Friedrich Schiller verdi. Goethe de başlangıçta bu akım içinde yer aldı ve ilk oyunu Götz von Berlichingen (1773; Demir Elli Şövalye von Berlichingen, 1933) ile coşkunluk akımının, yeni ruh halini yansıtan en güçlü belgelerden birini ortaya koydu. 19. yüzyılda tiyatroda daha hafif tarzlar da ortaya çıktı: Bürlesk, burletta (şarkılı fars) ve vodvil bu dönemin en yaygın türleriydi.

Tiyatronun Edebi Değerinin Kazandığı Dönem 

19.yüzyıl sonunda, Norveç’te Ibsen’in, İsveç’te Strindberg’in, Rusya’da Çehov’un oyunlarıyla tiyatro edebi değerini yeniden kazandı. Almanya’da Gerhart Hauptmann ile Rusya’da Maksim Gorki, kapitalizmin insan yaşamında yol açtığı yıkımı gösteren oyunlarıyla tiyatroda doğalcılığın başlıca temsilcisi oldu.

19.yüzyılda Fransa, Almanya ve İngiltere’de, gişe hasılatını gözetmeyen bir “bağımsız tiyatro” hareketi doğdu. 1887′de Fransa’da Andre Antoine’ın kurduğu Theatre-Libret (Özgür Tiyatro), Almanya’da Otto Brahm’ın Frei Bühne’si (Özgür Sahne) ve İngiltere’de Jacob Grein’ın Independent Theatre Club’ı (Bağımsız Tiyatro Kulübü) Ibsen, Hauptmann, Strindberg, Lev Tolstoy ve George Bernard Shaw gibi yazarların oyunlarını sahneledi.

Moskova Sanat Tiyatrosu’nun kurucusu Konstantin Stanislavski (1863-1938). Fotoğraftaki pul, 2013 yılında, ünlü tiyatro adamının 150’nci doğum yıldönümü anısına Rusya’da bastırılmıştı.

Tiyatroda doğalcılığın bir başka önemli ürünü de Rusya’da 1898’de kurulan Moskova Sanat Tiyatrosu’ydu. Çehov’un oyunlarını sahnelemesiyle ünlenen bu tiyatronun kurucusu Konstantin Stanislavski, son derece ayrıntılı ve planlı bir hazırlığa ve uzun prova süresine dayalı yönetim anlayışıyla tiyatroda “gerçeklik yanılsamasını” kusursuzlaştırdı. Batı tiyatrosu günümüzde genel olarak Stanislavski’nin sahne düzeni ve oyunculuk anlayışına dayalı bir gerçekçiliği sürdürmekte…

20.Yüzyıl ve Modernizm 

Ayrıca 20. yüzyılın ilk yarısında dışavurumculuk, gelecekçilik ve Bertolt Brecht’in epik tiyatrosu gibi gerçekçilik karşıtı akımlar da etkili oldu. Bu akımların hepsi farklı amaçlar ve yöntemlerle de olsa, sanatın gerçeği yansıttığı düşüncesine karşı çıktılar. Bu yeni akımların bir başka özelliği de oyun yazarları kadar sahne tasarımcıları ve yönetmenlerin de öne çıkmasıydı.

Rusya’da da 1917 Devrimi’nden sonra deneysel anlayışlar dikkat çekti. Bu dönemde en etkili yönetmen, Stanislavski’nin yanında bir dönem oyunculuk yapan Vsevolod Meyerhold’du.

Modernizmin Almanya’daki biçimi, dışavurumculuktu. Bu akım ilk örneklerini Strindberg’in son oyunlarında, Frank Wedekind’in sahne ve kabare için yazdığı ve bestelediği şarkılı oyunlarda vermişti. Bu akımın daha siyasal bir kolu da vardı; 1918 Ayaklanması’na katılan sosyalist şair Ernst Toller’in Die Maschinenstürmer (1922; Makine Kırıcıları) bu eğilimin en tipik örneğiydi. Dışavurumcu tiyatro, yazarlardan çok, yönetmenlerle etkili oldu. Daha sonra Brecht’le birlikte epik tiyatro deneyine katılan Erwin Piscator, 1920′lerde, sahnede makineleri hem birer dekor öğesi hem de sahne teknolojisi olarak kullandı.

20. yüzyıl tiyatrosunun en etkili ismi Bertolt Brecht’ti. Brecht’in epik tiyatro anlayışı ve ADC’de 1949′da kurduğu Berliner Ensemble, John Arden ve Edward Bond gibi İngiliz yönetmenleri de etkiledi. Ayrıca bu dönemdeki diğer önemli eğilim ise uyumsuzluk tiyatrosuydu. Örnek verelim: Beckett’in sıkıntılı ve hüzünlü kuklalara dönüşmüş insanların dünyasını anlatan tiyatrosu, Arthur Adamov ve Eugene Ionesco’nun fantastik denemeleri, İngiltere’de Harold Pinter’ın oyunları…

Berlin’de sahnelenen Brecht oyunundan bir kare… Bertolt Brecht, 20. yüzyıl tiyatrosunun en etkili ismidir.

1960’lardan sonra İngiltere ve ABD’de de seyirciyle oyuncu arasındaki mesafeyi kaldırmaya, tiyatronun dokunulmazlığını parçalamaya yönelen “alternatif tiyatro” hareketleri yaygınlaştı. Bunların en etkilileri, ABD’de Julian Beck ve Judith Malina’nın Living Theatre’ı (Yaşayan Tiyatro) ile İngiltere’de epik tiyatro uygulamasını sürdüren George Devine’in İngiliz Sahne Topluluğu’ydu.

II. Dünya Savaşı’nın ardından İngiltere’de Laurence Olivier ve John Gielgud gibi Shakespeare yorumcuları, geleneksel tiyatroyu sürdürerek yeni bir klasik oyuncu kuşağının yetişmesine ön ayak oldu. 1961 yılında Kraliyet Shakespeare Topluluğu’nu kuran Peter Book da deneycilikle seyirci zevkini uzlaştırabilmiş yönetmenler arasındadır. Aynı dönemde Fransa’da, yönetmenin yaratıcılığına ağırlık veren tümel tiyatro anlayışını geliştiren oyuncu ve yönetmen Jean Vilar’ı da anmak gerekir. Almanca konuşan ülkelerde ise 60′lar ve sonrasında Max Frisch, Friedrich Dürrenmatt, Peter Weiss ve Peter Handke gibi yazarlar karamsar bir dünya görüşünü ilerici bir siyaset anlayışıyla birleştirmeye çalışan en önemli isimlerden.

Yıl: 1860… Her şey Gedikpaşa Tiyatrosu İle Başladı 

Gelelim bu topraklara… Osmanlı Sarayı, yabancı toplulukların gösterilerine büyük önem verirken halk da Batı modelinde tiyatro ile azınlıkların sunduğu gösteriler sayesinde tanışmıştı. Batı tiyatrosunun, 1839 Tanzimat Fermanı’nın ilkeleri doğrultusunda Osmanlı toplumu ile tanışmasının ise geleneksel Türk tiyatrosuna artıları olduğu gibi eksileri de olmuştur. Yazılı metne geçilmiş, yabancı yazarlardan yapılan çeviri ve uyarlamalar yanında Türk yazarları da oyun yazmaya başlamıştır. Çerçeve sahneli yeni tiyatro yapıları kurulmuş ve tiyatroyu kurumsallaştırma yönünde önemli bir yol kat edilmiştir.

1860 yılında inşa edilen Gedikpaşa Tiyatrosu, bu topraklardaki çağdaş tiyatro için bir milat kabul edilmekte… Güllü Agop, 1861’de bu yapıyı kiralamış ve 1868′de Osmanlı Tiyatrosu adlı bir topluluk kurarak Türkçe oyunlara yönelmiştir. 1870′te Sadrazam Ali Paşa’nın desteğiyle, Türkçe oyunlar oynama imtiyazını 10 yıl elinde tutan Güllü Agop’un topluluğunda Ermeni oyuncular yanında Müslüman Türk oyuncular da yetişmiştir (En ünlüsü Ahmed Fehim’dir). Osmanlı Tiyatrosu’nda Namık Kemal, Ahmed Mithat Efendi, Abdülhak Hamid, Recaizade Mahmut Ekrem gibi ünlü şair ve yazarların yapıtları, Ahmed Vefik Paşa’nın Moliere uyarlamaları, ünlü Fransız melodram, güldürü ve vodvillerinin çevirileri, kantolar, müzikli oyunlar ve operetler sahnelenmiştir.

Padişahlar da tiyatroya büyük ilgi göstermiştir. Abdülmecid, 1858’de Dolmabahçe sarayının yakınında bir saray tiyatrosu; Abdülhamid ise 1889 yılında Yıldız Sarayı’nın bahçesine bir tiyatro salonu yaptırmıştır.

Türkiye’de Batılı anlamda tiyatronun kuramsallaşması ve Türkçe oyun sergilenmesi yolunda Ermeni sanatçıların katkısı, Mardiros Mınakyan ve Tomas Fasulyeciyan’ın katkılarıyla sürdü. Halk tiyatrosu sanatçıları, tuluat adı verilen yeni tür sahnelemeye başladı. Ortaoyunu ustalarından Kavuklu Hamdi’nin önderlik ettiği ve 1875 yılında ortaya çıkan bu tür, Cumhuriyet’in ilk yıllarına dek yaşadı.

İlk Türk-Müslüman Kadın Sanatçı: Afife Jale

Türk oyuncuların eğitimi için bir konservatuvar ve yerel yönetimce desteklenen bir uygulama sahnesi oluşturulması yolunda ilk adım, 1914 yılında Darülbedayi’nin kurulmasıyla atıldı. İlk Türk-Müslüman kadın sanatçı Afife Jale, sahneye ilk kez 1920 yılında Darülbedayi’de çıktı. Türk dram sanatının ise İbrahim Şinasi’nin yazdığı ve ilk özgün Türk oyunu olan Şair Evlenmesi’yle (1860) başladığı kabul edilir. Bu oyunu, Namık Kemal’in Vatan Yahut Silstre’si gibi yurtseverliği ateşleyen oyunlar izledi. 1839-1923 dönemi içinde yazılan oyunlar genel olarak komediler, tarihsel dramlar, romantik dramlar, orta sınıf trajedileri ve melodramlar oldu.

Tiyatro ve sinema adamı Muhsin Ertuğrul. Günümüz Türk Tiyatrosu’nun temellerini atmıştır.

“Tiyatro ve çağdaş sanat alanı” deyince ilk akla gelen isim ise ünlü tiyatro ve sinema adamı Muhsin Ertuğrul’dur. 1927′de, Darülbedayi’nin başına geçti; bugünkü Türk tiyatrosunun temellerini attı.

Ankara Devlet Konservatuvarı, Musiki ve Temsil Akademisi’nin bir bölümü olarak açıldı. 1941’de Tatbikat sahnesi ile Türkiye, ilk mezunları gördü. 1949 yılında da Devlet Tiyatroları resmen kuruldu. Devlet Tiyatroları; Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Adana, Trabzon ve Diyarbakır gibi şehirlerde perdelerini açmaya başladı, turneler düzenlendi. 60’larda özel tiyatroların sayısında büyük bir artış yaşandı; Kent Oyuncuları, Ankara Sanat Tiyatrosu, Dormen Tiyatrosu ve Dostlar Tiyatrosu kapalı gişe oyunlar sergilemeye başladı. 70′lerin ortalarında pek çok özel tiyatro kapandı ama 80’lerin ortalarından itibaren İstanbul’daki özel tiyatrolar tekrar hayat buldu.

Yaprak Dökümü’nden Keşanlı Ali Destanı’na 

Türk oyun yazarları öncelikle, Osmanlı toplumundan modern Türk toplumuna geçilirken yaşanan sancıları dile getirdiler. Bu geçiş dönemini yansıtmakta en başarılı olmuş yapıtlar Reşat Nuri Güntekin’in Yaprak Dökümü (1930) ve Ahmet Kutsi Tecer’in Köşebaşı’sı (1984) idi. Çok üretken bir yazar olan Cevat Fehmi Başkut ise toplumsal eleştirel yaklaşımını çoğunlukla güldürü çerçevesi içine yerleştirdi. Cumhuriyetin ilk 30 yılında ağırlık kazanan eleştirel gerçekçi yaklaşım, günümüze değin sürdürdü. Çok partili döneme geçildiğinde, devlet yönetimine ilişkin siyasal sorunlar da tiyatro sahnesine taşındı. Türk tiyatrosu yeni yazarlar da kazandı; Aziz Nesin ve Haldun Taner, yeni biçim denemelerine imza attı (Taner, 1964 yılında Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu tarafından sahnelenen Keşanlı Ali Destanı ile “yerli epik müzikal”in yaratıcısı kabul edilir).

Haldun Taner, 1964 yılında Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu tarafından sahnelenen Keşanlı Ali Destanı ile “yerli epik müzikal”in yaratıcısı olarak kabul edilir. Fotoğraf, dönemin bir gazete kupürü…

60′larda tiyatro, işçi ve köylü kesiminin sorunlarına eğilirken şiir diliyle yazılan oyunlar da ortaya çıktı. 70’lere doğru siyasal içerikli belgesel oyunlar da yazılmaya başlandı ve pek çok topluluk, ağırlıkla politik tiyatro üstünde durdu. Bu dönemde yerli ve yabancı siyasal-belgesel oyunlar sahnelendi.

80′ler, oyun yazarlığının nicelik ve nitelik açısından durgun dönemi olarak kabul edilir. Ünlü yazarlarımızı sayalım: Refik Erduran, Orhan Asena, Turan Oflazoğlu, Necati Cumalı, Melih Cevdet Anday, Turgut Özakman, Sabahattin Kudret Aksal, Recep Bilginer, Güngör Dilmen, Başar Sabuncu, Dinçer Sümer… 70′lerde yazmaya başlayan Bilgesu Erenus ve Tuncer Cücenoğlu… 80′lerin isimleri; Murathan Mungan, Ülkü Ayvaz, Ferhan Şensoy, Mehmet Baydur… Oyunları sergilendi, tiyatro izleyicisi, tiyatro salonlarını doldurdu.

Meddah, Kukla, Karagöz ve Ortaoyunu

Geleneksel Türk tiyatrosunu da es geçmemek gerek… Daha çok kentsel kesimde gelişmiş olan halk tiyatrosu geleneği içinde söze dayalı türlerin başında meddah, kukla, Karagöz ve Ortaoyunu yer alır. Doğu kökenli çok eski tür olan Türk kuklası, Avrupa kukla sanatının etkisi altında da kalmış ve 19. yüzyılın sonuna değin yaşamıştır. Geleneksel Türk tiyatrosunun temel öğesi, güldürüdür. Oyun kişilikleri, karakter boyutuna ulaşmaz.

Meddahlık Türklerde Orta Asya’dan bu yana var olan hikaye anlatma geleneğinin İslam kültüründeki benzer gelenekle birleşmesiyle gelişmiş, son biçimini 16. yüzyılda kahvehanelerin açılmasıyla almıştır. Türk halk tiyatrosu geleneğinin en önemli ürünleri olan Karagöz ve ortaoyunu ise özellikle büyük kentlerde yaygınlaşmıştır. Karagöz yüzyıllar boyunca Osmanlı Devleti’nin egemenliğindeki Avrupa topraklarında var olmuştur.

Kayıtlara ilk kez 1834′te geçmiş olan Ortaoyunu, halk tiyatrosunun en gelişmiş türüdür. Karagöz, kukla, meddah oyunlarıyla başka yerli seyirlik öğelerin birleşimidir. Ortaoyunu ile Rönesans dönemi İtalyan halk tiyatrosu commedia del’arte arasındaki benzerlik de aşikardır. Altın çağını, 19. yüzyılın sonlarıyla 20. yüzyılın başlarında yaşamıştır.

 

Son Yorum
  • günün anlamına uygun çok güzel bir yazı olmuş. emeğinize sağlık .teşekkürler

bir cevap yazın