Ana SayfaTeknolojiBiyotekBarbra Streisand Köpeğini Klonlattı! “Klonlama” Nasıl Başladı, Nereye Gidiyor?

Barbra Streisand Köpeğini Klonlattı! “Klonlama” Nasıl Başladı, Nereye Gidiyor?

Genler, hücreler, dokular, köpek, koyun gibi hayvanlar ve son olarak da maymunlar…  “Klonlama” tıbbi araştırmalar dışında başka bir noktaya mı gidiyor? ABD’li ünlü şarkıcı Barbra Streisand’ın köpeğini klonlatması, bu soruyu tekrar gündeme taşıdı…

Barbra Streisand… ABD’li şarkıcı, oyuncu. Uzun süredir bir albüm ya da film haberiyle manşetlere taşınmayan ünlü sanatçı, köpeğini klonlatmasıyla gündemde. Geçen yıl 14 yaşındayken ölen köpeği Samantha’yı klonlatan Barbra Streisand, şimdi bu klonlamadan “oluşan” iki köpeği ile çok mutlu! Gün geçtikçe yaygınlaşan ve evcil hayvanları klonlayan şirketler arasında yer alan ABD’deki bir merkeze 50 bin dolar ödediği söyleniyor. Bu iki minik köpeğin ise ölen köpeğinin tüm özelliklerini taşıyıp taşımadığını merak ettiğini gizlemiyor ünlü şarkıcı…

ABD’li ünlü yıldız Barbra Streisand, köpeğini klonlatmasıyla gündemde.

Barbra Streisand gibi evcil hayvanını klonlatmak isteyenler, Uzakdoğu’dan ABD’ye birçok yerde açılan bu merkezlere başvuruyor. Örneğin, Güney Koreli bilim insanı Dr. Whang, 10 yıldan uzun süredir klonlama üzerine çalışan isimlerden biri. Sooam Biotech Research Foundation adlı tesiste, yüzlerce köpek klonlandığı biliniyor. Bu köpeklerin; evcil hayvan sahipleri ya da polis teşkilatının talepleri üzerine ve genel anlamda Dr. Whang’ın kök hücre ve çeşitli tedavi yöntemlerine ilişkin çalışmaları için üretildiği belirtiliyor.

İlk Klonlama Deneyi, 1952 Yılında Yapıldı 

“Klonlama”, biyolojik bir varlığın genetik olarak kopyalarını üretmek için kullanılabilecek bir dizi farklı işlem. Kaynak hücreye sahip canlı ile aynı genetik yapıya sahip kopyalanan canlıya “klon” adı veriliyor. Donör hayvandan alınan deri hücrelerinden DNA’lar çekilip başka bir hayvanın yumurta hücresine naklediliyor. Elde edilen embriyo, elektrik verilerek çoğaltılıyor ve ardından taşıyıcı anneye naklediliyor. Böylelikle dünyaya gelen donör de hayvanla aynı genleri taşır.

Bilim insanları; hücreler, dokular, köpek, koyun gibi birçok hayvan ve son olarak maymun dahil farklı “biyolojik” materyalleri kopyaladı.

Hücreler, dokular, köpek, koyun gibi birçok hayvan ve son olarak maymun dahil farklı “biyolojik” materyalleri kopyalayan bilim insanları, 1952 yılında ilk kez bir klonlama deneyine imza attılar. Robert Briggs ve T. J. King, ileri aşamadaki bir kurbağa yumurtasının çekirdeği çıkarıp başka bir kurbağa yumurtasının içine aktardı ama deneyin sonucunda yumurta gelişmedi. Briggs ve King bu yönteme “Nüklear Transfer” adını verdi. 1970 yılında aynı deney, John Gordon tarafından yapıldı ve daha iyi bir sonuç alındı. 14 yıl sonra, 1984’te, Steen Willadsen adlı bilim insanı, 1952’de kullanılan yöntemle olgunlaşmamış koyun embriyo hücrelerinden yaşayan bir kuzu klonladığını duyurdu. Willadsen; çalışmalarına inek, domuz, keçi, tavşan ve rhesus maymunu klonlayarak devam etti.

Merhaba “Koyun Dolly” ve “Oyalı”

1994’te, Neal First en az 120 hücrelik bir buzağını klonladı; 1996’da Ian Walmut, bu deneyi koyunlar üzerinde gerçekleştirdi. 1997’de Dr. Wilmut, altı yaşındaki bir koyunun meme hücresinden klon üretti ve “Koyun Dolly” dünyaya geldi. Böylece yetişkin bir canlıdan alınan herhangi bir bedensel (somatik) hücrenin kullanılmasıyla canlının “genetik ikizi’’ ortaya çıkmış oldu.

İskoçya’da müzede sergilenen ilk kopya koyun “Dolly”.

Türkiye’deki ilk klonlama çalışması için 2007 yılına gidelim. İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde, TÜBİTAK ve Devlet Planlama Teşkilatı tarafından desteklenen proje ile 21 Kasım 2007’de, Türkiye’de ilk hayvan klonlama işlemi gerçekleştirildi. Oyalı adı verilen bir kuzu dünyaya geldi, hemen ardından Zarife ismi verilen ikinci klon kuzu “üretildi”. Oyalı dört buçuk yıl, Zarife bir buçuk yıl yaşadı. Oyalı da tıpkı Dolly gibi akciğerlerindeki enfeksiyon nedeniyle öldü. Klonlanan hayvanlardaki erken yaşlanma ve buna bağlı organ yetmezliklerinin ciddi bir sorun olduğu kesin… (Evcil ortamda yetişen koyunlar, ortalama 10-12 yıl yaşıyor).

Çinli Araştırmacılardan Bir İlk 

Üç tür klonlamadan söz edilmekte… “Gen Klonlama-Moleküler Klonlama”, DNA moleküllerinin kromozomlardaki özdeş kopyalarının oluşturulması. “Üreme Amaçlı Klonlama-Organizma Klonlama”, bütün bir organizmanın özdeş bir kopyasını oluşturuyor. Dolly dahil çeşitli hayvan klonları da bu yolla üretilmekte. Yani gazetelere yansıyan en yaygın yöntem demek mümkün. “Tedavi Amaçlı Klonlama” (Terapötik Klonlama) ise insan embriyolarının kök hücrelerin üretimi için kopyalanması. Amaç bu hücreler ile çeşitli hastalıkları tedavi etmek yani insan klonlamak değil!

1996 yılında İskoçya’da klonlanan “Dolly” adlı koyundan günümüzde Çin’de klonlanan makak cinsi maymunlara geldik. İlk kez primat cinsi bir hayvan, başarıyla klonlanmış oldu. Bu da şu anlama geliyor: İnsan klonlanmasına giden yolda önemli bir adım atıldı.

Bir ilke imza atan Çinli araştırmacılar, Dolly’yi klonlarken kullanılan yöntem sayesinde makak maymunu fetüsünü iki kez klonladı. Ekip, çekirdeği maymun yumurtalarından çıkararak fetüsten alınan DNA ile yer değiştirdi ve ortaya çıkan yumurta da doğum yapmaları için dişi maymunlara yerleştirildi. “Üretilen” Hua Hua ve Zhong Zhong adı verilen kardeş maymunlar, son derece sağlıklı. Genetik testler, yavruların gerçek birer kopya olduğunu doğruluyor.

İnsan Klonlamak

Maymun ve insan türleri arasındaki genetik benzerlikler göz önünde bulundurulduğunda, Çinli bilim insanlarının bu başarısı, insan klonlamayı teorik olarak gerçekçi hale getiriyor. Yakın bir zamanda bu mümkün değil çünkü özellikle etik ve ahlaki açıdan birçok tartışma söz konusu.

Günümüzde herhangi bir bilim insanı ya da araştırma grubunun, insan embriyolarını klonlamış olduğuna dair kesin bir delil bulunmuyor.

1999 yılında 19 Avrupa ülkesi, insanın genetik olarak kopyalanmasını yasaklayan bir sözleşmeye imza atsa da bu konudaki “illegal” çalışmaların sürdüğü düşünülüyor. 1998’de Güney Koreli bilim insanları, bir insan embriyosunu başarılı bir şekilde kopyaladıklarını iddia etti ama klonun sadece dört hücre hücresi olduğu zaman deney sonlandırıldı.

2002 yılında Clonaid şirketi, Havva adlı bir kızı olan ilk klonlanmış insan olduğunu iddia ettikleri klon insanın doğumunu duyuran bir basın toplantısı düzenlese de şirket, bu klonun veya onun yarattığı iddia edilen diğer 12 insan klonunun varlığını doğrulamaya yönelik bir kanıt sunmadı. 2004 yılında, Güney Kore’de Seul Ulusal Üniversitesi’nden Woo-Suk Hwang tarafından yönetilen bir araştırma grubu, Science dergisinde, bir test tüpünde klonlanmış insan embriyo oluşturduğunu iddia eden bir belge yayınladı. Yine ortada bir kanıt yoktu. 2006’da Science, bu iddianın geri çekildiğini duyurdu.

Kısacası insan klonlamak, hala bir kurgudan ibaret. Günümüzde herhangi bir bilim insanı ya da araştırma grubunun, insan embriyolarını klonlamış olduğuna dair kesin bir bilimsel delil yok.

Klonlanmanın Avantaj ve Dezavantajları 

Henüz bir “kurgu”dan ibaret olan ama imkansız gözükmeyen “insan klonlanması” üzerine süregelen tartışmalara bakalım. Bir kesim, laboratuvarlarda yaratılan insanların Tanrı ile aralarında nasıl bir bağ olacağını tartışırken, konuyu ahlaki ve hukuki açıdan değerlendirenler ise bu insanların birey olarak haklarını kimlerin ve nasıl temsil edeceğini sorguluyor.

Üstelik çeşitli rahatsızlıklar için denek veya organ donörü olarak insan klonlamak ne derece ahlaki? İnsan embriyolarına yönelik çalışmaların etik olmadığını, uluslararası geçerliliğe sahip kuralların ve yasakların bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini savunanlar çoğunlukta. Hatta kök hücrelerle ilgili -klonlama haricinde- pek çok kolay ve ucuz çalışma olduğu da masaya yatırılıyor.

Bazı çevreler ise üreme klonlamasının çiftlerin ebeveynlik hayallerini gerçekleştirmesine yardımcı olabileceği görüşünde. Yani kısırlığa karşı insan klonlamasının avantajlarından söz edenler de yok değil.

Konu hayvanlara gelince ki bu da son derece hassas bir mesele, işler biraz daha kolaylaşıyor. Örneğin, ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), Ocak 2008’de sığır, domuz ve keçi gibi klonlanmış hayvanların et ve sütlerinin klonlanmamış hayvanlardan daha güvenli olduğuna karar verdi. Araştırmacılar, bu karar ile artık yüksek süt üretimi veya yağsız et gibi istenen özelliklere sahip hayvanların kopyalarını çıkarmak için klonlama yöntemleri kullanmakta özgür… Ama bu işlem hala çok pahalı olduğundan henüz marketlerde bu tarz ürünlere rastlamamız mümkün değil.

Nesli Tükenmekte Olan Hayvanlar İçin Bir Çözüm mü?

Kutup ayıları gibi nesli tükenmekte olan veya muhtemelen nesli tükenmiş hayvan türlerini oluşturmak için klonlamanın önemine dikkat çekenler olduğu gibi yönteme karşı olanlar da var.

Ayrıca klonlama, nesli tükenmekte olan veya muhtemelen nesli tükenmiş hayvan türlerini oluşturmak için klonlar üretmek açısından önemli bir yöntem. 2001’de araştırmacılar, nesli tükenmekte olan bir türün ilk klonunu üretti (Guar olarak bilinen bir Asya öküzü türü). 2003 yılında, Banteg adlı, nesli tükenmek üzere olan bir öküz türü de başarılı bir şekilde klonlandı.

Öte yandan bu görüşe karşı çıkanlar da var. Klonlamanın, türlerin hayatta kalması için gerekli genetik değişkenlikten yoksun, genetik açıdan özdeş bir birey popülasyonu ürettiğini ve elbette doğa şartlarına, hastalıklara da yenik düşeceklerini vurguluyorlar. Koyun ve klonlanmış diğer memelilerdeki sağlık sorunları da bir gerçek; prematür yaşlanma, hayati organlarda kusurlar gibi…

Bilim ve teknolojideki gelişmeler, son derece heyecan verici olsa da “klonlama”nın iş işten geçmeden etik ve ahlaki açıdan ele alınması elzem gözüküyor. Görünen o ki bilim dünyasının tartışmaları bitmeyecek, hatta yeni tartışmalar da gündemde.

Henüz yorum yok

bir cevap yazın