Ana SayfaTeknolojiBende Siberhondri Varmış!

Bende Siberhondri Varmış!

“Hangi çağda yaşıyoruz?” Günlük hayatta başımıza geldiğine veya insanların niçin öyle davrandığına anlam veremediğimiz anlarda ağzımızdan çıkıveren bir soru kalıbı. Sahi içinde bulunduğumuz bu 100 yıl nasıl bir çağ? Dijitalleşen, dönüşen, akıllı nesnelerin çağı mı? Bundan 500 yıl sonra tarihçiler ve bilim insanları 2000’lerin ilk yirmi yılını nasıl değerlendirecekler acaba? Peki, teknolojinin ve bilimin hızla ilerlediği içinde bulunduğumuz bu dönemde, dijital anlamda günlük hayatımızda neler değişti? Bu soru aslında pek çok kez masaya yatırıldı. O yüzden hepimiz sorunun cevabını kendimizden pay biçerek yanıtlayabiliriz. Örneğin, işin sosyal medya tarafını ele alalım.

Son 15 yılda Facebook, Twitter, YouTube, Instagram, Snapchat, TikTok gibi mecralar günlük yaşantımızın merkezine gelip yerleşti. Hepimizin hayatında belli ölçülerde yer eden bu ve daha da fazlası olan mecraların kuşkusuz çok eğlenceli getirileri söz konusu. Ancak, kontrollü ve ölçülü bir kullanım alışkanlığını kaybettiğimizde ve ipleri kendi ellerimizle onlara teslim ettiğimizde alabileceğimiz zararların üzerinde pek durmuyoruz veya farkında değiliz.

“Crackberry” kelimesi sizde meyveli soğuk bir içecek çağrışımı yapabilir, bizce de bu normal. Fakat bu yazı ile amacımız “dijital çağın bağımlılıkları”nı tanıtarak, biraz olsun farkındalık yaratabilmek. Cumhurbaşkanlığı Sağlık ve Gıda Politikaları Kurulu üyesi Prof. Dr. Necdet Ünüvar, yakın tarihte TBMM Bilişim Teknolojisi Bağımlılığıyla Mücadele Komisyonu’na dijital çağın bağımlılıklarına yönelik bilgiler sunmuş. Biz de bu vesileyle çoğu kişinin belki de ismini ilk defa duyacağı bu “dijital çağ bağımlılıkları” nedir onlardan bahsetmek istiyoruz.

Crackberry: Sürekli olarak e-posta kontrolü yapma eylemi. Özellikle yöneticilerin ve beyaz yakalıların yakasına yapışan bu “bağımlılık”, ismini Blackberry telefonlarından alıyor.

WhatsApppitis: Enfeksiyon adlarının sonundaki eklerden ilham alan bu bağımlılık, ciddi fiziksel belirtiler gösteriyor. Çok fazla mesaj atma nedeniyle bileklerin yoğun olarak kullanılmasından kaynaklı sinir sıkışması sonucu uyuşma ve bazen hareket edememeye varan bir bağımlılık bu. Aslında karpal tünel sendromu demek.

Hikikomori Fenomeni: Japoncada “elini ayağını çekmek” anlamına gelen bu sendrom, 6 aydan uzun bir süredir işe ve okula gitmeyen, kendini sosyal hayattan izole ederek eve kapanan insanları tanımlıyor. Teknolojinin de bu sendromda rolü olduğu düşünülüyor çünkü kendilerini sanal dünyaya kaptıran bireyler giderek sosyal çevrelerinden uzaklaşıyor ve temel fizyolojik ihtiyaçlarını dâhi bilgisayar başında karşılar hale gelebiliyorlar. Özellikle gençler arasında bu durum hızla yaygınlaşıyor.

Ego Sörfü: İtiraf edelim hepimiz kendi ismimizi Google’da en az bir defa aratmışızdır. Ancak bunu abartanlarımız da var. Sosyal medyada sürekli kendini aratarak, kendi hakkında internette ne gibi bilgilere ulaşıldığını devamlı kontrol etme durumu “ego sörfü”ne giriyor.

Siberhondrik: En net hali ile “hastalığını internette keşfetme” anlamına geliyor. Yani kişinin yaşadığı herhangi bir rahatsızlık belirtisini internette araştırıp, bu araştırmada karşısına çıkan bilgilere inanıp, kendi kendine bir hastalık biçme/teşhis etme durumudur. Bunun psikolojimizi ne denli olumsuz yönde etkileyebileceğini bir düşünün. Doktorlar bu tip hastalarla son dönemlerde o kadar sık karşılaşmış ki Almanya’da bir doktor kapısına şöyle bir yazı asmış: “Google üzerinden hastalıklarına teşhis koyanlar bize değil Yahoo’ya danışsınlar.”

Selfitis: İlk kez 2014 yılında kullanılan “selfie” tabirinin üzerinden neredeyse 6 yıl geçti ve şimdi biz çok fazla sayıda, “sürekli selfie çekme bağımlılığı”ndan bahsediyoruz.

Plagomani: İngilizce “plug” ve Latince “mania” kelimelerinin birleşimiyle oluşan bu tabir, “priz bağımlılığı” olarak da biliniyor. Bizim bahsettiğimiz anlamı ise “şarjsızlık korkusu” veya “şarj bağımlılığı”.

Nomofobi: Akıllı telefonunuza bakmadan kaç saat durabilirsiniz? Nomofobisi olanlar için bu süre dakikalarla, hatta saniyelerle, sınırlı. “No mobile phone”un kısaltması olan bu kelime, telefonsuz kalma korkusu anlamına geliyor.

Yapılan bir araştırmada Türkiye’de mobil telefon kullanan sayısının 59 milyona ulaştığı görülüyor. Bu sayının içinden 45 milyon kişi ise akıllı telefon kullanıcısı. Geçen sene açıklanan bir araştırma “Avrupa’nın akıllı telefona en bağımlı ülkesi” olduğumuzu göstermişti. Yani Türkiye’deki kullanıcılar zamanla telefon eksikliği veya yokluğu halinde kendilerini huzursuz hissediyor. Sosyal medyayı takip edemediğinde gelişmeleri kaçırmaktan, telefonunu unutmaktan, şarjının bitmesinden korkuyor ve sürekli online olmayı istiyor.

Şunu bir düşünün… Bir arkadaşınızla görüşmek istiyorsunuz çünkü ona anlatacaklarınız var. Ancak o ses kaydı yollamanızı istiyor. “Sen ses kaydı yolla ben müsait bir anımda dinleyeceğim.” veya siz ona “Sen yaz, ben okuyacağım,” diyorsunuz. Ya da bir yakınınız ile görüntülü konuştuğunuzda kendinizi görüşmüş olarak sayıyorsunuz. Elbette bu bir tercih meselesi. İletişimi dilediğiniz yolla kurmak tamamen size kalmış. Buraya değinmemizin sebebi uzmanların bu tür bağımlılıkların önüne geçebilmek adına, yüz yüze iletişimi korumak ve sıklaştırmak gerektiğine vurgu yapması. 

Çocuklar için internet ve bilgisayar oyunları dışında özgür ve yaratıcı olabilecekleri, aynı zamanda eğlenip deşarj olabilecekleri ortamlar sağlamamız büyük önem arz ediyor. Çocukların yüz yüze, fiziki bir ortamda sosyalleşebilmesini, bilgisayar oyunları dışında bir hobi edinmesini sağlayabilmek amacıyla ön ayak olmalıyız. Önce kendimizi, sonra da çocuklarımızı gözlemleyerek gerekli gördüğümüz durumlarda kullanım alışkanlarımızı yeniden düzenleyerek bir çözüm getirebiliriz.

Teknoloji bağımlılığı ile ilgili daha detaylı bilgi almak ve çocuklarda bu durumla karşılaştığınızda ne gibi önemlere başvurabileceğinizin detaylarını görmek için YeşilAy’ın teknoloji bağımlılığı sayfasına başvurabilirsiniz: https://www.yesilay.org.tr/tr/bagimlilik/teknoloji-bagimliligi

Henüz yorum yok

bir cevap yazın