Ana SayfaYaşamBeslenme Trendlerinde Organik, Glütensiz, Fermenteden Sonra Yeni Bir Sözcük Daha Duyacağız: Biyoaktif

Beslenme Trendlerinde Organik, Glütensiz, Fermenteden Sonra Yeni Bir Sözcük Daha Duyacağız: Biyoaktif

Sağlıklı beslenme kavramlarından söz edilince yeni bir “buzzword” yani moda sözcük ile karşılaşmaya hazır olun: Biyoaktif! “Biyoaktif” nedir? “Biyoaktif bileşenler” nelerdir?

“Sağlıklı Beslenme” söz konusu olduğunda yeni bir moda sözcük (buzzword) gündeme gelecek gibi görünüyor. Glütensiz beslenme, organik beslenme, fermente gıdalar gibi kavramlara eklenebilecek yeni “buzzword” ise “biyoaktif”. Beslenme rutinimizde yer alan her şeyde yer alabilecek “biyoaktif bileşenler”i daha çok duymaya başlayacağız. Peki nedir “biyoaktif”? Yemeklerimizdeki biyoaktif bileşenler nelerdir?

“Biyoaktif Bileşenler”in Sağlık Açısından Önemi

“Biyoaktif bileşen”; hayvansal, bitkisel veya deniz ürünlerinde doğal olarak bulunan kimyasal bileşikler… Bize sağlık ve zindelik veren “biyoaktif bileşen”ler nedir? Örnek verelim: Domatesteki likopen, çaydaki kateşinler, yulaftaki beta glukan, balıktaki omega yağ asitleri, brokolideki izotiyosiyanatlar, etteki konjuge linoik asitler… Bu yararlı biyoaktif bileşenler, gıdaların içinde doğal olarak bulunabiliyor; aynı zamanda “fonksiyonel gıda”larda da yer alıyor. Gıda sektörü açısından son yılların en önemli araştırma, geliştirme, ürün geliştirme çalışmalarından da biri. Örneğin; kefir danelerinden üretilen kefir, fonksiyonel gıdalardan. Sütte, doğal kefir mayası olan kefir daneleriyle yapılan fermantasyonda yararlı biyoaktif bileşenler oluşmakta.

Domatesteki likopen, yulaftaki beta glukan, balıktaki omega yağ asitleri, etteki konjuge linoik asitler bize sağlık ve zindelik veren biyoaktif bileşenlerden bazıları.

Biyoaktif bileşenler, gıdalarda genellikle az miktarda bulunmakta ama sağlık açısından çok önemli oldukları kesin. Kalp-damar hastalıkları, obezite, diyabet, iltihaplanmalar, kanser, nörolojik bozukluklar, kemik erimesi ve bağışıklık sistemi düzenlenmesi üzerine olumlu etkileri bilinmekte. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki meyve ve sebze ağırlıklı beslenme, kronik rahatsızlıkları engelliyor. Biyoaktif bileşenlerin neden yeni “buzzword” yani moda bir sözcük/ trend olacağı tezini güçlendiren bir uyarı da Dünya Gıda ve Tarım Örgütü’nden (The Food and Agriculture Organization/ United Nations). Dünya Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), 2020’de ölüm ve sakatlıkların ana nedeni olarak kalp rahatsızlıkları ve inmeyi öngörüyor. Halbuki koroner kalp rahatsızlığından kaynaklanan ölüm oranı, soya fasulyesi ve sebzelerce zengin Japon mutfağının yaygın olduğu yerlerde daha düşük. Aynı şekilde meyve, sebze, tahılların da sık tüketildiği Akdeniz usulü beslenmeyi benimseyen kişilerde de bu ölüm oranı düşük.

“Biyoaktif Bileşenler Dokularla İletişim Kuruyor”

Halk sağlığı ve aromaterapi konusunda çalışmalar yapan Dr. Eric Zielinski ve Sabrina Ann Zielinski’nin yeni kitabı “The Essential Oils Diet” kitabı da “biyoaktif” sözcüğünün önemine dikkat çekiyor. Bilindiği üzere esansiyel yağ, hoş kokulu herhangi bir bitkiden elde edilen uçucu nitelikte yağ… Dr. Eric Zielinski ve Sabrina Ann Zielinski, gıdalardaki aktif bileşenlerin kilo kaybını destekleyebileceğini, enerji seviyelerini yükseltebileceğini söylerken vücudun doğal bağışıklık savunmasını kronik hastalıklarla savaşmak için nasıl tetikleyebileceklerini de açıklıyor bu kitapla… Biyoaktif bileşenler, vücuttaki dokularda hücresel düzeyde iletişim kurabiliyor ve bu da vücudun daha iyi yağlanmış bir makine gibi çalışmasını sağlayan metabolik süreçleri etkiliyor.

Hem limonun hem de limon yağının meyvesi (kabuğundan çıkarılan) biyolojik olarak aktif bileşenler içerir. “The Essential Oils Diet” adlı yeni bir kitap ise “biyoaktif” sözcüğünün önemine dikkat çekiyor.

Bilim insanlarına göre biyoaktif bileşenler, bir bakıma “ekstra” besin.  Protein, yağ ve karbonhidratlar gibi yağ içermiyorlar; vitamin veya mineral de değiller. Yani “temel besin” olarak kabul edilmeseler de sağlık açısından biyoaktif bileşenleri es geçmemiz anlamına da gelmiyor bu durum! “Biyoaktif bileşenler”siz de hayatta kalabiliyoruz ama hastalıklara daha açık oluyoruz.

Epidemiyolojik Çalışmalar Destekliyor

Biyoaktif bileşenler yiyeceklerde az miktarda bulunsa da etkileri büyük. Çok sayıda epidemiyolojik (belli popülasyonlarda hastalığın görülme sıklığını inceleyen bir tıp alanı) çalışma, biyoaktif besinler açısından zengin bitki bazlı bir beslenme düzeninin kalp damar hastalıkları ve kanserin önlenmesine yardımcı olabileceğini göstermekte.

Araştırmalara göre biyoaktif besinler açısından zengin bitki bazlı bir beslenme düzeni, kalp damar hastalıkları ve kanserin önlenmesine yardımcı olabilir.

Gıda endüstrisi açısından da “buzzword” yani moda sözcüğün “biyoaktif” olacağı söylense de kavram henüz çok yeni ve tartışmaya açık. Düşük kalorili gıdalardan diyet lifi içeriği artırılmış gıdalara, glütensiz gıdalardan sporcu gıdalarına, bağışıklık sistemini güçlendiren gıdalardan yaşlanmayı geciktiren, fiziksel ve mental performansı artıran gıdalara kadar fonksiyonel gıdaların pek çok çeşidini market raflarında görüyoruz. Şöyle ki halihazırda paketlenmiş gıdalar mevcut olsa da organik, GDO içermeyen, glütensiz ürünler de biyoaktif olabilir. Organik olarak yetiştirilen, GDO’lu olmayan meyve ve sebzeler; yulaf ezmesi, kinoa, kahverengi pirinç gibi kepekli tahıllar; baklagiller, sağlıklı yağlar ve kuruyemişler temel beslenmenin demirbaşları. Biyoaktif açıdan zengin takviyeler (supplements) yerine doğal beslenme de her zaman uzmanlar tarafından önerilmekte.

Fonksiyonel Gıdalar Nedir?

Madem “gıda sektörü” dedik, “fonksiyonel gıda”ları biraz daha açalım: Geleneksel gıdaya benzeyen, geleneksel-günlük diyetin bir parçası olarak tüketilen, fizyolojik yararları kanıtlanmış ve/ veya temel besinsel işlevlerin ötesinde kronik hastalık riskini azaltan, sentetik bileşen içermeyen, besleyici etkisinin yanında, değişik etkenlerle hastalık oluşma riskini azaltıcı, sağlığı ve iyi hali geliştirici özelliklere sahip gıdalara “fonksiyonel gıda” adı veriliyor. Gıdanın fonksiyonel olabilmesi için biyoaktif bileşikler, probiyotik mikroorganizmalar ve prebiyotik maddeler gibi etkenlere sahip olması ve bu etkenlerin vücudun ilgili bölgesine yeterince gönderilebilmesi gerekli. Gıdanın fonksiyonel etkisi; doğal olarak içerilen (omega-3 yağ asidi), gıdadan uzaklaştırılan (kafein, kolesterol) veya gıdaya katılan (probiyotik) ya da yapısal değişime uğrayan (nişasta, protein) bir veya daha fazla bileşeninden kaynaklanmakta. İyileştirme veya tedavi amaçlı değil. Öte yandan uzmanlar fonksiyonel gıdanın; kapsül, draje gibi formlarda olmaması, normal beslenme düzeninin bir parçası olarak tüketilmesi gerektiğini söylüyor ki bir kez daha altını çizelim.

“Fonksiyonel gıda”ların pek çok çeşidini market raflarında görmek mümkün.

Uçucu Yağlar ve “Biyoaktivite”

Dr. Eric Zielinski ve Sabrina Ann Zielinski’nin yeni kitabı “The Essential Oils Diet” kitabının “biyoaktif” sözcüğünün önemine dikkat çektiğini vurgulamıştık. Şöyle ki günümüzde milyonlarca kişi sağlık, rahatlama için esansiyel yağları kullanıyor. Bu uçucu yağlar, doğal olarak “biyoaktif”. Şunun da altını çiziyorlar: Uçucu yağlar biyoaktif ama biyoaktif bileşenler açısından zengin gıdaların aksine besin kaynağı değiller. Örneğin; hem limonun hem de limon yağının meyvesi (kabuğundan çıkarılan) biyolojik olarak aktif bileşenler içerir ama limon yağı; kalori, vitamin veya mineral şeklinde herhangi bir enerji sağlamaz. Bununla birlikte parçalarının toplamından çok daha fazlası olurlar. Besinler kalori formunda enerji sağlarken ve birçoğu az miktarda biyoaktif bileşen ihtiva ederken, uçucu yağlar daha konsantre bir biyoaktivite şekli sunar. Dolayısıyla enerji seviyesini olumlu yönde artırabilecekleri gibi daha fazla yağ yakılmasına yardımcı olabilirler. Bu da kilo alımına karşı iyi bir yöntem.

Henüz yorum yok

bir cevap yazın