Ana SayfaTeknolojiEvren - BilimBilim ve Teknoloji Haftası’nda Tarihe Adını Yazdırmış Türk Bilim İnsanlarını Anıyoruz!

Bilim ve Teknoloji Haftası’nda Tarihe Adını Yazdırmış Türk Bilim İnsanlarını Anıyoruz!

Türkiye’de 8-14 Mart günleri arasında kutlanan “Bilim ve Teknoloji Haftası”nın amacı yeni nesillerin bilim ve teknolojiye olan ilgisini artırmak. “Bilim ve Teknoloji Haftası” vesilesiyle, dünya çapında tanınan Türk bilim insanlarını saygıyla anıyoruz…

Aziz Sancar, Cahit Arf, Evliya Çelebi, Katip Çelebi, El Cezeri, Piri Reis, Mimar Sinan… Türklerin bilim tarihine katkıları söz konusu olduğunda pek çok değerli bilim insanını saymak mümkün. Onlar tüm dünyada buluşları, yayınları, araştırmalarıyla tanınan; kısacası insanlık tarihine katkılarıyla yeni nesillere de ilham veren bilim insanları…

Bu değerli insanları, 8-14 Mart Bilim ve Teknoloji Haftası nedeniyle bir kez daha analım istedik. Türk Tarih Kurumu’nun 30.4.1998 tarihli kararıyla, 8-14 Mart tarihleri arası “Bilim ve Teknoloji” haftası olarak özel haftalar arasına eklenirken bu haftada; insanın yaşamını bu denli etkileyen, ufkunu açan, uygarlığı hızla geliştiren bilim ve teknolojinin önemi üzerinde durulmakta… Amaç, okullarda ve basında bir hafta süresince düzenlenecek çeşitli programlarla genç nesillerin bilim ve teknolojiye ilgi duymalarını sağlamak.

Düzenlenen etkinliklerde, geleceğin genç bilim insanları ilk bilimsel ve teknolojik araştırmalarını görücüye çıkarırken onlara geçmişten günümüze birçok Türk bilim insanı ışık tutuyor. İşte dünyaca ünlü 15 Türk bilim insanı:

Evliya Çelebi

Kendi eseri olan Seyahatname’de de adı “Evliya Çelebi” olarak geçer, bunun dışında bir adı olup olmadığı bilinmemekte. Seyahatname’ye göre Evliya Çelebi, 25 Mart 1611 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi. Evliya Çelebi, gittiği ülkelerin halklarının gündelik hayat bilgilerine, geleneklerine, özel gün ve bayramları ile ilgili ritüellere, kılık kıyafetlerine, kullandıkları alet ve eşyalara kadar birçok kültürel unsuru; atasözleri, deyimler, mani, efsane, fıkra vb. halk edebiyatı ürünlerini bir halkbilimci bakışı ve değerlendirmesiyle almış “amatör” bir dilbilimci… Eserinde Türk dilinin köklü ve tarihi bir dil olduğu üzerinde durur ve 17. yüzyıl Osmanlı Türkçesi’nin bölgesel farklılıkları ile ilgili temel bilgiler verirken bugün Seyahatname, bu yönüyle de birçok dil çalışmasına kaynaklık etmekte… Seyahatname; İtalyancadan Arapçaya, Gürcü dilinden Almancaya pek çok dil için de önemli bir kaynak.

Evliya Çelebi’nin el sanatları ve zanaatkarlara ilgisi, tarihi eserlerin tasvirindeki betimlemeleri ve kullandığı terminoloji de sanat ve mimarideki engin bilgisinin bir göstergesi olarak kabul edilmekte. Osmanlı dönemi seyyahlarından, coğrafya ve tarih alanında yaptığı çalışmalarla ünlü Evliya Çelebi’nin ne zaman öldüğü ve mezarının nerede olduğu (bazı rivayetler olsa da) ise bilinmiyor.

Piri Reis

8-14 Mart Bilim ve Teknoloji Haftası’nda andığımız en önemli isimlerden. Piri Reis, Türk dünyasındaki en önemli denizcilerden biri. Dünya haritasını çizen ilk kişi. “Ünlü” haritasında Amerika kıtasından da bahseden Piri Reis’in Gelibolu’da dünyaya geldiği söylense de doğum tarihi tam olarak bilinmiyor. Tarihi olaylar göz önünde bulundurularak 1465’ten doğmuş olabileceği tahmin ediliyor.

Kitab-ı Bahriye’de Piri Reis’in hayatına dair pek çok bilgi var. Gelibolu’da doğmuş, burada denizle tanışmış, amcası Kemal Reis’in yanında denizciliğe başlamış ve 1481 yılında Eğriboz Bahriye Azapları Reisliği’nden ayrılarak korsanlığa atılan Kemal Reis ile birlikte Akdeniz’in bütün limanlarını ve adalarını dolaşmış. Daha sonra bir süre Gelibolu’da kalmış ve orada dünya haritasını hazırlamış (1513).

Piri Reis, Yavuz Sultan Selim’in 1516-1517 yıllarındaki Mısır seferine katılmış ve bir filo ile Kahire’ye Nil yolundan giderek Nil nehrinin kollarının da haritasını çıkarmış. Mısır Osmanlı idaresine geçince Yavuz Sultan Selim’e 1513’te yaptığı dünya haritasını hediye etmiş ve 1547’de Hint Kaptanı tayin edilmiş. Basra Valisi Kubad Paşa’nın kışkırtması ve Mısır Beylerbeyi Davud Paşa’nın iftira mektupları üzerine Kanuni Sultan Süleyman idam fermanını göndermiş ve Piri Reis Mısır’da katledilmiş (1554).

Piri Reis; Kitab-ı Bahriye’si ile yüzyıllarca denizcilere yardımcı olmuş bir deniz bilgini… Seferler yapan, yazan, eline geçen eser ve haritaları inceleyen, topladığı bilgilerle kendi kitap ve haritalarını oluşturan Piri Reis’ten miras kalanlar ise iki ayrı dünya haritasının parçaları ve Kitab-ı Bahriye. 

Uluğ Bey

Uluğ Bey, 1393-1394’te Azerbaycan’daki Sultaniye şehrinde dünyaya geldiği söyleniyor. Henüz on altı yasında iken, Mâverâünnehir’in ve yörelerinin yönetimi babası tarafından kendisine verildiğinde henüz 16 yaşındaydı. Uluğ Bey, Semerkant’da bilimsel faaliyetlerle ilgilenmiş, siyasi yaşamında babasına bağlı kalmış ve yönetimini de babasının yardımlarıyla sürdürmüş. Babasının ölümünden sonra tahtı devralmış; iki yıl boyunca Horasan ve Mâverâünnehir bölgesinde sürekli taht kavgalarıyla uğraşmak zorunda kalmış. İki yıllık bir mücadelenin ardından babasının başşehri Herat’ı ele geçirse de 1449 yılında oğlu Abdüllatif’in hazırladığı bir komplo sonucu öldürülmüş.

Uluğ Bey, hem bir hükümdar hem de bir bilim insanı. Astronomi ve matematiğe ilgi göstermiş; hayatı boyunca da bu bilimlerle uğraşmış. Kurduğu medresede kendini yetiştirmek için derslere girmiş, bu derslerdeki tartışmalara katılmış, ders vermiş. Yaşadığı dönemin en önemli astronomi ve matematik bilginlerinden…

Ali Kuşçu

15. yüzyıl Türk ve İslam dünyasının en önemli astronomi ve matematik bilginlerinden. Ali Kuşçu, Türk bilgini ve devlet adamı Uluğ Bey’in yanında çalışmış ve ondan ders almış. Uluğ Bey’in öldürülmesinin ardından Semerkant’tan ayrılmış ve Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın hizmetine girmiş. Akkoyunlu hizmetinde iken Uzun Hasan tarafından II. Mehmed’e (Fatih Sultan Mehmed) elçi olarak gönderilen Ali Kuşçu, elçilik görevini tamamlayınca Tebriz’e dönmüş ama Fatih’in daveti üzerine tekrar İstanbul’a gelmiş. Hayatının son iki yılını da İstanbul’da, Osmanlı Devleti hizmetinde geçirmiş.

El Cezeri

Adı; Ebu’l-İz İsmail (Ebû’l İz İbni İsmail İbni Rezzaz El Cezerî). Artukluların Diyarbakır’da hüküm sürdüğü dönem… El-Cezeri’nin 1136-1205/6 yılları arasında yaşadığı tahmin edilmekte. Artuklu Sarayı’nda 32 yıl (1174-1206) baş mühendislik görevini sürdüren bilim insanı, matematikçi, sanatçı, minyatür ustası.

Yüz yıllar önce keskin zekâsı ile elektrik kullanmadan su ve mekanik parçalarla çalışan makineler yapan ve bunları uygulanır hale getiren El Cezeri; bugün otomatik kuşlar, filli saat, otomatik yüzen kayık, çalgıcılar, birbirine şerbet ikram eden iki şeyh, dört çıkışlı iki şamandıralı otomatik sistem, iki bölümlü testi (termos), otomatik abdest alma ve su akıtma, ikramda bulunma ve kurulama makinesi; ayrıca kepçe mekanizması, motor-kompresör mekanizması, su çarkı, şifreli anahtarlar ve robotlar gibi pratik ve estetik pek çok düzeni tasarlayan kişi olarak saygıyla anıyoruz! Günümüzde bilgisayarlardan, robotlardan söz ediyorsak; tüm bu bilimsel ve teknolojik gelişmelerde El Cezeri’nin de büyük katkısı olduğu kesin.  

Farabi

Ebû Nasr Muhammed ibn Muhammed ibn Tarkan (veya Tarhan) ibn Uzlug el-Fârâbî (870-950), Türk bilim insanlarından. Eğitim-öğrenimini Bağdat ve Harran’da devrin ünlü hocalarından dersler alarak tamamlayan Farabi; İslam dünyasında dil araştırmalarının geçerli olduğu bir dönemde yaşamış ve ünlü dil aalimlerinden dersler almış. Ebû Bişr Matta b. Yunus ve Yuhannâ b. Haylân’dan Aristo mantığını öğrenen Farabi, Ebû Bekr ibn el-Serrâc’tan ise Arapça ve Arap dilbilgisi dersleri almış ve hocasına mantık dersleri vermiş. Farabi eserlerinde, dil ve mantık problemlerine öncelikli olarak yer vermiş. Kimi eserlerinde dilbilimini, dil felsefesini ve mantığı incelerken kimi eserlerinde dil ve mantık konularına ağırlık veren bir bilim insanı.

Mimar Sinan

Mimarlık tarihinin en büyük mimarlarından. 8-14 Mart Bilim ve Teknoloji Haftası’nda etkinliklere de konu alan, gençlere ilham veren bir bilim insanı. Koca Sinan olarak tanınan Mimar Sinan 1489’da Kayseri’nin Gesi bucağının Ağırnas köyünde dünyaya geldi. Çocukluğu ve ilk gençliği II. Beyazıt (1481-1512), gençliği I. Selim (1512-1520), olgunluğu Kanuni (1520-1566), II. Selim (1566-1574) ve III. Murat (1574-1595) dönemlerinde geçti. Mimar Sinan, 1588’de 99 yaşında hayata gözlerini yumdu.  

1512 yılında devşirme olarak alınan Mimar Sinan, İbrahim Paşa Sarayı’nda dülgerlik eğitimi almış ve ustaların yanında yapı işlerinde çalışmış. 1514’te Yavuz ile İran seferine katılmış ve 1516-1517 yıllarında Mısır seferinde bulunmuş. 1520 yılında Yeniçeri olan Sinan, katıldığı her iki seferde de köprü kurmak, kale onarmak gibi işlerde görev almış. 1520 yılından sonra Yeniçeri sıfatına sahip olarak Kanuni ile seferlere katılmış. 1535 İran seferi Mimar Sinan için bir dönüm noktası olmuş çünkü içlerine top yerleştirdiği kalyonlar, kalenin ele geçirilmesinde büyük yarar sağlamış, bundan dolayı da kendisine “Haseki” unvanı verilmiş.

Karaboğdan Seferi’nin ardından önce mimarlığa, 1538’de de devletin ve sultanların bütün yapı/ inşaat işleri ve bayındırlığından sorumlu baş mimarlığa getirilen Mimar Sinan; 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 darülkura (Kuran okumayı ihtisas derecesinde öğreten okul), 22 türbe, 17 imaret, 3 sağlık yurdu, 7 su yolu, 8 köprü, 16 kervansaray, 33 saray, 6 mahzen, 32 hamama imza atmıştır.

1538’de yaptığı İstanbul, Eyüp’teki Ayaz Paşa Türbesi ile 1539’da yaptığı Haseki Camii; ilk önemli eserlerinden. Kendisinin “çıraklık eserim” dediği ve 1543’te Kanuni Sultan Süleyman’ın 22 yaşında ölen oğlu Şehzade Mehmet’in anısına yaptırdığı cami, Şehzade Camii (1548). Bundan altı yıl sonra tam altmış yaşındayken bu kez “kalfalık eserim” dediği Süleymaniye’nin yapımına başlamış ve sanatının zirvesine ulaştığı, kendisinin “ustalık eserim” dediği Edirne Selimiye Camii’ne ise 1569 yılında yani tam 80 yaşındayken başlayıp 86 yaşında tamamlamış.

Katip Çelebi

Osmanlı döneminin en önemli bilim insanlarından. Coğrafya alanındaki çalışmalarıyla tanınan Katip Çelebi’nin asıl adı Mustafa. Hacı Halife olarak da anılmakta. Avrupa’da ise daha çok Hacı Kalfa olarak tanınan ünlü bilgin, başta “Devlet-i Osmaniye Tarihi” yazarı Hammer olmak üzere birçok tarihçinin belirttiği gibi 1608’de İstanbul’da doğmuş.

Çok küçük yaşlarda  “Muhasebe-i Anadolu” denilen kaleme günde 10 dirhem ücretle katip olarak girmiş ve 1623’te babasının yanında, Kayseri yakınlarındaki Abaza Paşa isyanını bastırma hareketine, 1624’te ise Bağdat seferine katılmış. Yaşamı süresince birçok sefere katılan Katip Çelebi, IV. Murat’la birlikte son olarak katıldığı Revam (Erivan) seferinden İstanbul’a döndükten sonra kendini tamamıyla bilimsel çalışmalara vermiş; çağın matematik ve astronomide zirvesi olarak bilinen Kadızade gibi isimlerin de bulunduğu ünlü bilginlerden dersler almış.

“Madenü’l-Esrar” adlı matematik kitabıyla bilim tarihinde yer eden Mustafa bin Yusuf gibi değerli bilim adamlarını yetiştiren Katip Çelebi, ardında birçok önemli eser bırakan bilim insanı… Ölüm tarihi, 26 Eylül 1656 (bazı kaynaklara göre 6 Kasım 1657).

Akşemseddin

Asıl adının Mehmet olduğu, Ak Şeyh olarak da anılan Akşemseddin’in 792 (Hicri)/ 1389-1390 (Miladi) yıllarında Şam’da doğduğu söylenmekte. Daha yedi yaşlarında babasıyla birlikte Anadolu’ya gelmeden önce Kuran-ı Kerim’i ezberlediği bilinmekte. Kaynaklarda, diğer ilimleri de Anadolu’ya geldikten sonra Amasya ve Osmancık çevresinde tahsil ettiği ve Osmancık medresesinde müderris olduğu belirtilmekte. Akşemseddin’in tasavvufa ilgi ve alakası bu medresede başlamış; 25 yaşlarında Hacı Bayram-ı Veli’ye intisab etmiş. Halifelik almış; Hacı Bayram-ı Veli’nin manevi eğitiminden geçtikten sonra irşad makamına yükselmiş.

Akşemseddin’in hekimlik yönü de dikkate değer… Tıbba dair bir risalesinin olduğu, hekimliğini pek çok yerde uyguladığı; hasta tedavi ettiği ve ilk defa “mikrop” kavramını ortaya atarak batıda mikrobun bulunmasından yüz yıllar önce tıp tarihinde “mikrop”u gündeme getiren ilk kişi olarak da bilinmekte. Akşemseddin, 1459 yılında vefat etmiştir.

Biruni

Özbekistan’ın Harezm kentinde, 973 yılında doğan Biruni, ilk eğitimini dönemin önemli matematikçisi ve gökbilimcisi Ebu Nasr Mansur’dan almış. Hocası Biruni’ye Öklid geometrisi ve Batlamyus astronomisini öğretmiş; Yunan filozoflarından Aristo, Arşimet ve Demokritus’tan etkilenen Biruni de bilimsel çalışmalarına genç yaşta başlamış. Gökbilimi alanında çalışmalar yapan Biruni, güneşin yüksekliğini ve hareketlerini ayrıca şehrin boylamını hesaplayarak mevsimlerin ne zaman başladığını belirleyen bir bilim insanı… Dünyanın çapını, bugünkü değere çok yakın olarak bulan Biruni, jeodezi biliminin kurucusu olmuş; trigonometrik fonksiyonlarda yarıçapın birim olarak kullanılmasını önermiş. Biruni’nin geliştirdiği piknometre, mekanik usturlap ve bazı harita projeksiyonları günümüze kadar ulaşan ölçme araçları arasında.

Birçok önemli esere imza atan Biruni, El-Asar’il-Bakiye an’il-Kuruni’I Haliye kitabında Orta ve Yakın Doğu’da kullanılan takvim sistemine dair bilgiler vermekte. Coğrafyaya dair yazdığı eser ise El-Kanunü’l-Mesudi. İstihrâc el-Evtâr fî Dâire adlı kitabında Orta Asya’nın topoğrafyasını belirlemiş; Kitabü’I Cemahir fi Ma’rifeti Cevahir’de mineral, maden, metal, alaşım, porselen gibi pek çok madde hakkında detaylı bilgi vermiştir. Hayatı boyunca incelediği bitkileri de Kitâbü’s-Saydele adlı kitabında listeleyen Biruni, Newton’dan 700 yıl önce yerçekimi kuramı üzerine ilk fikirleri ileri süren bir bilim insanı. Galileo’dan 600 yıl önce geliştirdiği telekokoplar ile gözlemler yapmış ve gezegenlerin güneş etrafında döndüğü görüşünü savunmuştur. Kendisinden çok sonra gelen Newton, Toricelli, Copernicus, Galileo gibi bilim adamlarına ilham kaynağı olmuş, 1051 yılında ölmüştür.

Takiyüddin

1526 yılında Şam’da dünyaya gelen Takiyüddin, matematik ve astronomi başta olmak üzere birçok alanda araştırmaları ile tanınmakta. Kahire’de matematik, tıp ve astronomi gibi alanlarda eğitim alarak ardından Şam’a dönmüş ve bir süre burada kaldıktan sonra Nablus kadı naipliğine tayin edilmiş. Aynı zamanda civardaki medreselerde müderrislik yapan Takiyüddin, İstanbul’da son büyük rasathaneyi kuran bilim insanı…

Matematik alanında çalışmalar yapan Takiyüddin; sinüs, kosinüs, tanjant ve kotanjantın tanımlarını yaparak cetvellerini hazırlamış; trigonometrik fonksiyonların kesirlerini, ilk defa ondalık kesirlerle göstermiş. Aritmetik alanında da önemli çalışmalar yapan Takiyüddin, kendisine özgü pratik bir rakamlama sistemi geliştiren ve çok eskiden beri kullanılan altmışlık kesirlerin yerine ondalık kesirleri kullanmaya başlayan bilim insanı. Takiyüddin eserlerinde, ondalık kesirleri kuramsal olarak incelemiş ve bunlarla dört işlemin nasıl yapılacağını örnekleriyle göstermiş.

“Sultanın Onluk Yönteme Göre Düzenlenen Tablolarının Yorumu” adlı eserinde, İstanbul Gözlemevi’nde yaklaşık beş sene boyunca yapılmış gözlemlere göre düzenlenen yalnızca yer merkezli sistemin ilkelerine uygun olarak belirlenmiş gezegen konumlarını gösterdiği tablolara yer verilmekte. Cebirle de ilgilenen ve ikinci derece denklemlerin çözümünde aritmetiksel yolu izleyen Takiyüddin’in başarılı çalışmalar sergilediği bir diğer alan; optik… “Göz ve Bakış Bahçelerinin Işığı Üzerine Kitap” adlı bir eseri de bulunmakta.  

Güneş saatleri ve mekanik saatler yapan Takiyüddin’in astronomik saatler ve gözlem saatlerini anlattığı “Mekanik Saat Yapımı” adlı kitabı ise Batı dünyası da dahil olmak üzere bu konuda kaleme alınmış en kapsamlı kitap kabul ediliyor. Ünlü bilim insanı, 1585’te vefat etmiştir.  

Salih Zeki

Türkiye’de bilim tarihi yazıcılığının kurucusu olarak bilinen Salih Zeki (Bey), 1864 yılında İstanbul’da doğdu. Astronomi, matematik, mantık ve bilim tarihi alanlarında önemli başarılara imza atan Salih Zeki, 1882 yılında Darüşşafaka Lisesi’ni birincilikle bitirmiş; ardından Posta ve Telgraf Kaleminde memur olarak göreve başlamış; elektrik mühendisliği alanında eğitim görmek amacıyla Paris’e gitmiştir.

Matematik, mantık ve astronomi alanında çalışmalara imza atan Salih Zeki’nin, “Memoire sur les chiffres indiens” makalesi de 1889 yılında yurt dışında yayınlanmıştır. Fizik, kimya, analitik geometri, matematiksel fizik, astronomi ve ihtimal hesabı gibi dersler veren Salih Zeki; bir dönem de rasathanede görev almış; astronomi ve matematikle ilgili bazı yurtdışı kaynaklı eserler üzerinde araştırmalara da imza atmıştır. Modern matematiğin Türkiye’ye gelmesinde öncü olan isimlerden. Cebirsel mantığın Türkiye’ye girişi ile ilgili de çalışmaları da bulunan Salih Zeki, Türkiye’de bilim tarihi yazıcılığının babası olarak da bilinmekte. Salih Zeki, 1921’de İstanbul’da vefat etmiştir. Eserlerinden bazıları: Hikmet-i Tabiiyye Dersleri, Kamus-ı Riyaziyyat, Asar-ı Bakiye, İlmin Kıymeti, Darülfünun Konferansları, Mizan-ı Tefekkür, Mebahis-i Elektrik, İlm-i Tabakatü’larz, İlim ve Faraziye ve İlim ve Usul.

Cahit Arf

1910 yılında Selanik’te doğdu. Ailesi tarafından Fransa’ya gönderilen ve üç yıllık lise eğitimini iki yılda bitirip Türkiye’ye geri dönen Cahit Arf, o sıralarda Türk Hükümeti tarafından yüksek öğrenim görmek üzere sınavla Avrupa’ya gönderilecek aday öğrenciler arasına alındı. Bu sınavı kazanan Arf, Fransa’ya geri dönüp birçok bilim adamının yetiştiği École Normale Supérieure’e kaydoldu. Yükseköğreniminden sonra Türkiye’ye döndü ve bir süre Galatasaray Lisesi’nde ders verdi. Doçent adayı olarak İstanbul Üniversitesi Matematik Kürsüsü’ne geçti ve 1937 yılında doktorasını yapmak üzere Göttingen Üniversitesi Matematik Bölümü’ne gitti. Cahit Arf’ın bu üniversitede yaptığı doktora çalışması onun dünya çapında tanınmasını sağladı.

Türk bilim insanı Cahit Arf, usta matematikçilerin bile çok zor dediği bir konu üzerinde tek başına çalışıp konusu “non-commutative Class Field” olan doktorasını tamamladı. Bu çalışmadan elde edilen sonuçların bir kısmı literatüre “Hasse-Arf” teoremi olarak geçti. Doktora tezini 1938 yılında bitirdi, çalışmalarını bir süre daha Göttingen’de sürdürdü. Dünya literatürüne “Arf Invaryantı” adıyla geçen, cebirsel ve diferansiyel topolojide büyük önem taşıyan bir çalışmaya imza attı ve 1938’in sonunda Türkiye’ye döndü. 1943’te profesör, 1955’te ordinaryüs profesör oldu.

1960 yılında Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi’ni kurmak üzere görevlendirildi. TÜBİTAK’ın kuruluş ve gelişmesinde büyük emekleri olan bir bilim insanı aynı zamanda… Cahit Arf, 1963-1967 ve 1967-1971 yıllarında TÜBİTAK’ın Bilim Kurulu başkanlığını yaptı; 1974’te TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görüldü.

1964-1966 yıllarında Princeton’da Institute for Advanced Study’de çalışmalarını sürdüren; California Üniversitesi’nde de misafir öğretim üyeliği yapan Cahit Arf, 1967’de Türkiye’ye döndü. ODTÜ Matematik Bölümü’nde görev yaptı ve 1980 yılında ODTÜ’den emekli oldu. 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyeliği’ne seçilen Arf, 4 Şubat 1994’te de Fransa’da Commandeur des Palmes Académiques Ödülü’ne layık görüldü. Ord. Prof. Dr. Cahit Arf, 26 Aralık 1997’de hayatını kaybetti. 8-14 Mart Bilim ve Teknoloji Haftası’nda, Türk bilim insanı Cahit Arf’ı da saygıyla anıyoruz.

Kerim Erim

1 Şubat 1894’te İstanbul’da doğan Kerim Erim’in asıl adı, Abdülkerim. İlköğrenimini Halep’te, orta öğrenimini ise kısmen özel olarak evde, kısmen de İstanbul’daki Hendese-i Mülkiye Mektebi’nin ilk sınıflarında yapan Kerim Erim; Yüksek Mühendis Mektebi’nden mezun oldu. Matematik öğrenimi için Berlin Üniversitesi’ne giden Kerim Erim; Friedrich-Alexander-Universität Erlangen’in kayıtlarına göre 22 Ağustos 1919 tarihinde “Über die Trägheitsformen eines Modulsystems” adlı doktora tezinin sözlü savunmasını yaptı. Erim’in tez danışmanı Prof. Dr. Ernst Fischer’di (1875-1954). Türkiye’ye döndükten sonra Yüksek Mühendis Mektebi’nde matematik, analitik geometri, mekanik, kozmoğrafya dersleri verdi.

1933 üniversite reformunda görevlendirilen Kerim Erim, Fen Fakültesi Dekanlığı’na getirilse de kısa bir süre sonra bu görevden kendi isteğiyle ayrıldı. 1939 yılından ölümüne kadar İstanbul Üniversitesi Matematik Enstitüsü Direktörü olarak görev yapan Erim, Türk Matematik Derneği’nin ve Türk Fizik Derneği’nin kurucu üyesi… Uluslararası Teorik ve Uygulamalı Mekanik Cemiyeti’nin (International Union of Theoretical and Applied Mechanics/ IUTAM) 1926’da Zürih, 1930’da Stockholm, 1938’de Cambridge ve 1946’da Paris’te yapılan kongrelerine katılan Kerim Erim; 20-28 Ağustos 1952’de İstanbul’da yapılan kongrenin yürütücülüğü görevini üstlendi. Ne yazık geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle bu görevi yerine getiremedi ve 28 Aralık 1952’de vefat etti.

Aziz Sancar

1946’da Mardin’in Savur kasabasında, çiftçilikle uğraşan orta gelirli bir ailenin yedinci çocuğu olarak dünyaya gelen Aziz Sancar; ilk ve orta öğrenimini Ankara’da okuduğu ilkokul ikinci sınıf hariç Savur’da bitirdi. Liseyi Mardin’de okudu ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden birincilikle mezun oldu. TÜBİTAK bursuyla gittiği ABD’de birkaç yıl biyokimya eğitimi aldı ama bazı sosyal uyum sorunları nedeniyle yurda dönüp memleketi Savur’da bir süre hekimlik yaptı. Tekrar ABD’ye gitti ve Dallas’taki Teksas Üniversitesi’nde moleküler biyoloji alanında doktoraya başladı. Doktora sonrası araştırmalarına Yale Üniversitesi’nde devam etti, önemli buluşlara imza attı. Aziz Sancar başarılarından dolayı ABD’deki Chapel Hill North Carolina Üniversitesi’nden teklif aldı; çalışmalarına orada devam etti. Birçok ödül alan Türk bilim insanı Aziz Sancar, DNA onarım mekanizmaları konusunda yaptığı buluşlar ile 2015 Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldü.

Bilim Dünyasına Adını Yazdıran Türk Kadın Bilim İnsanları (Temel Bilimler Alanında)

Safiye Ali

Safiye Ali (1891-1952), “Türk Tıp Tarihi”nin ilk kadın doktoru. Sağlık Bilimleri alanında ilk Türk kadın hekim olarak tarihe geçen Safiye Ali, Almanya’da eğitim gördükten sonra Türkiye’ye gelerek göreve başlamış; kadınlarında seçilme hakkı için de önemli bir mücadele veren bir bilim insanı. İstanbul’da beş yıl doktorluk yapmış, karşılıksız olarak anne-çocuk sağlığına yaptığı hizmetler ise klinik çalışmalarının önüne geçmiştir. Amerikan Koleji bünyesinde açılan ilk kız tıp okulunda jinekoloji ve obstetrik dersleri veren, “kızlara tıp eğitimi veren” ilk kadın öğretim üyesi. Sütten kesilmiş 1 yaş sonrası hasta ve zayıf çocukların bakımı ile ilgilenmek üzere Hilal-i Ahmer Hanımlar Merkezi Küçük Çocuklar Muayenehanesi’ni kurmuş; Londra, Viyana ve Bologna’da düzenlenen kongrelerde Himaye-i Etfal Cemiyeti’ni temsil etmiştir. Kanser teşhisi konulması üzerine Türkiye’den ayrılarak Almanya’ya yerleşmiş ve II. Dünya Savaşı yıllarında da mesleğini sürdürmüştür. 5 Temmuz 1952’de ise Dortmund’da hayata gözlerini yummuştur.

Nüzhet Gökdoğan

Liseyi bitirdikten sonra, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bursuyla yurt dışına giden, altı yıl astronomi üzerine Paris ve Lyon’da öğrenim gören Nüzhet Gökdoğan (1910-2003), 1948 yılında Prof. Dr. Cahit Arf, Prof. Dr. Mustafa İnan ve Prof. Dr. Nazım Terzioğlu ile birlikte Türk Matematik Derneği’ni kuran Türk bilim insanı. 1954 yılında kurulan Türk Astronomi Derneği’nin de kurucularından. TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi’nin kuruluş çalışmalarını başlatmış, pek çok kitabın çevirilerini de yapmıştır.

Feryal Özel

1975 doğumlu olan Feryal Özel, NASA’daki tek Türk kadın görevli olarak tarih yazdı. Sonsuz evrenin gizemini çözmek için çalışmalar yürüten Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA), kara deliği görüntülemek için yürüttüğü “Uzay Teleskobu” projesinin başında. Feryal Özel, 20 kişiden oluşan; Albert Einstein ve John Nash gibi bilim insanlarının da olduğu “Büyük Fikirler” listesine girmeyi başaran bir astrofizik profesörü. NASA tarafından Hubble Ödülü’ne layık görülerek Hubble kadrosuna alınan Feryal Özel, Arizona Üniversitesi’nde astronomi ve fizik dersleri de vermeye devam ediyor. 2012 yılında Harvard Radcliffe Enstitüsü’ne, 2014 yılında Berkeley Miller Enstitüsü’ne üye seçilen Özel, Türkiye’de Bilim Akademisi üyesi.

Canan Dağdeviren

1985 doğumlu genç Türk fizik mühendisi Canan Dağdeviren, giyilebilir kalp pilinin mucidi. Harvard Üniversitesi’nin Genç Akademi üyeliğine seçilen ilk Türk bilim insanı olan Dağdeviren, Illinois Üniversitesi’nde malzeme bilimi ve mühendisliği üzerine doktorasını tamamladı. 2014 yılından bu yana Massachusetts Teknoloji Enstütisü’nde çalışıyor. Beyin hastalıkları için giyilebilir kalp pilini icat eden Canan Dağdeviren’i Forbes dergisi “30 yaşından küçük 30 bilim insanı” listesine de aldı. 

Gözde Durmuş

1-2 dakikada kanser testi yapan mikroçip onun eseri. 1985 doğumlu olan Gözde Durmuş, Stanford Üniversitesi’nde Gen Teknolojileri Merkezi’nde kök hücre üzerine çalışmalar yapıyor. Genç biyomühendisin ODTÜ’de başlayan bilim yolculuğu, önce Harvard Üniversitesi’nde, ardından Brown Üniversitesi’nde devam etti. Şimdi de doktora sonrası araştırma görevlisi olarak Stanford Üniversitesi’nde.

Kanser ve antibiyotik direnci üzerine yaptığı araştırmalar sonucu geliştirdiği İnsan Genom Projesi sayesinde MIT Technology Review Dergisi’nin “35 Yaş Altı Yenilikçiler Listesi”ne giren Durmuş’un ürettiği mikroçip ile antibiyotik duyarlılığı ve kanserli hücreler, 20 dakikadan kısa bir sürede tespit edilebiliyor. Türk bilim insanı Durmuş, mikroçipin laboratuvarlarda kullanılabilmesi ve üretilmesi için kurduğu şirket ile de aynı zamanda iyi bir girişimci… 

Özlem Türeci

25 yıldan bu yana kanser araştırmaları üzerine çalışmalar yürüten Özlem Türeci, 2001 yılında Almanya Mainz’daki GANYMED Pharmaceuticals AG’yi kurdu. 2008’den bu yana merkezin genel müdürü ve başhekimi. Türeci’nin araştırmalarının odak noktası, hematolojik olmayan kanserler için immünoterapötik ilaç hedeflerinin tanımlanması ve antikor geliştirmenin yanında aşı bazlı tedavilerin belirlenmesi. Tümör antijenlerinin karakterizasyonu için SEREX teknolojisini geliştiren Türk bilim insanı, 1995’te Alman Hematoloji ve Onkoloji Derneği Vincenz Czerny Ödülü’ne ve 1997’de University Saarland’ın Calogero Pagliarello Araştırma Ödülü’ne layık görüldü.

Yasemin Alanay

2010 yılında Hacettepe Üniversitesi Bilim Teşvik Ödülü’nü kazanan Prof. Dr. Yasemin Alanay, Çocuk Genetik Hastalıkları konusunda uluslararası başarılara imza atmış bir bilim insanı. Yasemin Alanay, Avrupa ve ABD’de çok-merkezli birçok çalışmanın içinde bulunmuş, pek çok hastalığın genetik sebebinin aydınlatılmasına katkı sağlamıştır. Özellikle çekinik kalıtılan ostegenezis imperfekta ve yüz gelişiminde rol alan genlerin tanımlandığı çalışmalarda baş araştırmacı olan Alanay, bu alanlarda iki yeni gen tanımlamıştır. Çocukların genetik hastalıkları, klinik genetik, iskelet displazileri ve genetik hastalıkların toplumsal etkileri üzerine çalışmaları devam etmekte…

Meral Beksaç

1994 yılından bu yana Türkiye’de ilk kez kordon kanı kök hücrelerinin insan kullanımına girmesi, ilk kordon kanı nakli (1995), ilk akraba dışı kordon kanı nakli ve ilk-tek uluslararası akredite (FACT/NETCORD) Akraba Dışı Kordon Kanı Bankası’nı kuran Türk bilim insanı… Kalıntı hastalık ölçümünün tedavide gereği konusunda ülkemizde öncül rol oynayan Meral Beksaç, bu alandaki çalışması ile 2017 yılında New York’taki Lenfoma & Miyeloma kongresinde en başarılı temel bilim araştırması ödülüne layık görülmüştür. Ankara Üniversitesi bünyesinde geliştirilen yeni ilaç molekülleri ile in vitro anti-miyelom etkisine yönelik sonuçlar iki patent başvurusuna yol açmıştır. Prof. Meral Beksaç, Balkan Miyelom Çalışma Grubu’nun başkan yardımcılığını, Türk Hematoloji Derneği’nin İmmunohematoloji Alt Komite Başkanlığını, Türkiye Kemik İliği Transplantasyon Vakfı’nın Başkanlığını yürütmekte.

Serap Aksoy

2002-2010 yılları arasında Yale Üniversitesi’nde Mikrobiyal Hastalıklar Epidemiyolojisi Bölümü’ne başkanlık yapan Serap Aksoy, Yale Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdürmekte. Prof. Dr. Serap Aksoy başkanlığındaki 140 kişilik uluslararası ekip, 10 yıl süren araştırmalar neticesinde, özellikle Afrika kıtasında ölümcül uyku hastalığının taşıyıcısı olan Çeçe sineğinin gen haritasını çıkartmış ve bu sayede Afrika’da insanlarda uyku, hayvanlarda ise nagana hastalığına neden olan çeçe sineği ile mücadelede önemli bir ilerleme sağlanmıştır. Aksoy’un laboratuvarı, çeçe popülasyonlarını ya da hastalık iletme kabiliyetlerini azaltmak için yeni yöntemlerin geliştirilmesine odaklanırken Türk bilim insanı Aksoy, bu alandaki uluslararası eğitim programlarına katılmaya devam ediyor. Aksoy’un 2015’te Entomological Society of America’nın Onur Üyesi seçildiğini de ekleyelim.

Seza Özen

ABD California’daki Stanford Üniversitesi’nde doktora sonrası çalışmalarının ardından Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim dalına öğretim görevlisi olarak dönen Prof. Dr. Seza Özen, Pediatrik Romatoloji uzmanlığını da almıştır. Prof. Dr. Seza Özen, Pediatrik Romatoloji Bilim dalındaki görevini (bilim dalı başkanı) sürdürmekte. Prof. Özen; 2010’da TÜBİTAK Bilim ödülünü, 1998’de TÜBİTAK Ailevi Akdeniz Ateşi ödülünü ve TÜBİTAK Teşvik ödülünü, 1996’da Hacettepe Üniversitesi Bilim Teşvik ödülünü, 1993’te Eczacıbaşı Tıp Teşvik ödülünü almıştır.

Henüz yorum yok

bir cevap yazın