Ana SayfaTeknolojiBug, Spam, Bluetooth, Blog… Gündelik Hayatımıza Giren Teknoloji Terimleri

Bug, Spam, Bluetooth, Blog… Gündelik Hayatımıza Giren Teknoloji Terimleri

TEB’in “blog”undaki yeni yazıları okudunuz mu? Telefonun “bluetooth”u açık mı? Türkiye’den bir “unicorn” ne zaman çıkar? Blog, bluetooth, spam, bug, unicorn, crowdsourcing…. Gündelik hayatta sıkça kullandığımız, kimi Türkçe’ye de aynı adla girmiş bu teknoloji terimleri nasıl doğdu? Anlamlarını biliyor musunuz?

MOUSE (FARE)

Türkçede “fare” diyoruz ama pek çok kişi “mouse” demeyi tercih ediyor. Yıllar geçtikçe bilgisayardan bağımsız bir “yardımcı” olma görevini kaybetse bile “fare”yi elimizin altında istiyoruz. Bu kelimenin ilk kullanıldığı yıl, 1961. Stanfordlu mühendis Doug Engelbart’ın icadı olduğu biliniyor.

Yalnız ortada “komik” denilebilecek bir durum var! Computer History Museum’a (Bilgisayar Tarihi Müzesi) göre Douglas Engelbart, neden “mouse/ fare” kelimesinin kullanıldığını şöyle açıklıyor: “Neden fare denildiğini ve ilk kez kimin söylediğini bilmiyorum. Öyle dendi ve biz de değiştirmedik.” Sonuçta bilgisayara bağlanan ve o yıllarda uzunca bir kablosu olan bu cihaz, fareye benzetilmiş ve günümüze kadar da bu adla gelmiştir.

BUG (BÖCEK)

1878 yılına gidelim. 20’inci yüzyılın en büyük mucitlerinden Thomas Edison’ın mektuplarında “bug” kelimesine rastlanıyor. Daha sonra 30 ve 40’lı yıllarda, yeni cihazların tanıtımında, küçük sorunlar için “bug” ifadesine başvurulduğu dikkat çekiyor. Türkçe’de “böcek” anlamına gelen “bug”, yazılım kodları ya da bilgisayar sistemlerinde yer alan hatalara verilen bir ad…

Teknoloji terimi haline dönüşmesi üzerine türlü teoriler var. En çok bilineni ise şöyle: 1946 yılında Harvard Üniversitesi’ndeki Mark II adlı bilgisayarda bir hata tespit edilir. Anlaşılır ki bu hataya, devreler arasına giren bir güve neden olmuştur! Bu da kayıtlara, “Sistemde bir bug bulundu” şeklinde geçer. “Böcek”in yaptığına bakın!

SPAM

İstenmeyen ve talep edilmeyen mesajların izinsiz bir şekilde kişiye iletilmesi… Spam olarak kabul edilen içerikler, çoğunlukla ticari reklamlar ve tanıtım mesajları. E-posta olarak veya kısa mesaj yoluyla iletilen “spam” mesajlar, sosyal medya hesaplarında da karşımıza çıkıyor. Tabii ki kötü niyetli, sisteme virüs bulaştıran mesajlar da mevcut. “Spam”lere karşı filtreler olsa da bazıları bu filtreleri de aşıyor.

ABD’de DEC adlı enformasyon şirketinde çalışan bir kişi, 3 Mayıs 1978’te, yaklaşık 400 kişiye bir reklam mesajı gönderir ve bu, ilk spam olarak kabul edilmekte… İngilizce’de “konserve jambon eti” anlamına gelen “spam”, Monty Phyton adlı komedi topluluğunun 70’lerde yayımlanan skeçlerinden birinde bu sözcüğü kullanmasının ardından reklam amaçlı elektronik postalar için kullanılmaya başlanıyor. Skeçte bir grup Viking, menüsündeki yemeklerde “spam” bulunan bir lokantada yemek yiyor. “Spam” sevmeyen bir müşteri ile lokanta sahibi arasında tartışma çıkıyor ve Vikingler “spam” sözcüğünü, neşeli bir şekilde defalarca tekrarlayarak yemeklerine devam ediyor! ABD’li yazar ve girişimci Brad Templeton’a göre bu sözcük, bilgisayar literatüründe, bir şeyin bıktırana kadar tekrarlanması anlamına geldiği için yaygınlaşıyor.

CROWDSOURCING/ KİTLE KAYNAK

Bu kavram, diğerlerine göre “yeni” sayılabilir. Gazeteci/ akademisyen Jeff Howe, 2006 yılında Wired dergisine bir yazı yazar ve outsourcing (dış kaynak) teriminden hareketle crowdsourcing (kitle kaynak) terimini kullanır. Şirketlerin asıl işleri dışındaki işleri, kendi şirketleri dışındaki diğer uzmanlaşmış olanlardan almaları, outsourcing olarak tanımlanıyor. Jeff Howe “outsourcing”den yola çıkarak “crowdsourcing” (kitle kaynak) kavramını şöyle açıklıyor:

“Geleneksel olarak belirli bir kişi ya da kurum tarafından yapılan bir işi, açık çağrılar yoluyla tanımlanmamış geniş bir insan topluluğuna yaptırmak.”

Yelp ya da TripAdvisor’dan yararlanarak seçeneklerinizi daraltıyorsanız, siz de “kitle kaynak”ın avantajlarından yararlanıyorsunuz demektir. Paylaşım ekonomisinin temellerini oluşturan “crowdsourcing” yani “kitle kaynak”tan söz ettiğimizde, Facebook, en iyi örneklerden biri. İçerik hazırlanmasına gerek kalmadan alıcı ve satıcıları buluşturuyor; milyarlarca insanın içerik oluşturmasını ve milyarlarca insanın da bu içerikleri okuyup paylaşmasını sağlıyor. Bu kişilere gönderilen reklamlardan da gelir elde ediyor.

BLOG

1997 yılında ABD’li yazar Jorn Barger, web günlüğünü tanımlamak için kullanır bu sözcüğü… Barger; siyaset, teknoloji, internet kültürü, kitaplar, yapay zeka gibi birçok konunun yer aldığı “Robot Wisdom WebLog” (Robot Bilgelik) adındaki “blog”unda yazılar yazar ve bu ilgi çekici site, entelektüel bir okuyucu kitlesine sahip online bir dergi olur.

“Blog”, “weblog” kelimesinin kısaltılmış halidir. 1999 yılında programcı Peter Merholz “we blog” olarak kullanmış ve zamanla “we” düşüp “blog” olarak günümüze kadar gelmiştir.

Bloglar, zaman içerisinde basit bir web dergisi olmaktan öteye gitmiş ve çeşitli türleri ortaya çıkmıştır: Yazarlarının faaliyetlerini ve belirli konular hakkındaki düşüncelerini yayınladığı siteler olarak adlandırılan “Kişisel Bloglar”; bir şirketin kendi imajını geliştirme, ürün tanıtımı yapma ve ürün veya hizmetleri ile ilgili müşterileri çekmek amacıyla kullandığı “Kurumsal Bloglar” ve yemek pişirmekten evcil hayvan bakımına, belirli bir konuyla ilgili yazıların yer aldığı “Konu Blogları”. Bilindiği üzere çoğu da ücretsizdir.

BLUETOOTH

Bir kablosuz bağlantı teknolojisi olan Bluetooth’un Türkçe karşılığı “mavi diş”. Dolayısıyla Türkçe karşılığını pek kullanmıyoruz, öyle değil mi! Bluetooth’un hikayesi çok ilginç. 958-986 yılları arasında Danimarka Kralı olan Harald Gormsson’ın takma adı Blatand yani “Mavi Diş”. Dişlerinin maviye yakın bir renk olduğu iddia edilen kralın en önemli özelliği, ülkesindeki pek çok klanı tek bir krallık altında toplaması.

Bluetooth da Intel, IBM, Ericsson ve Nokia gibi dönemin dev şirketlerinin bir araya gelip ortaya çıkardığı bir teknoloji. Bluetooth logosu, H ve B harflerinin eski Kuzey Avrupa harfleriyle yazılmış şekli. Kral Harald Blatand Gormsson’dan esinlenerek ortaya çıkan “Bluetooth” kelimesi, ABD dışındaki ülkelerden teknoloji sözlüğüne eklenen bir terim olması açısından da diğerlerinden ayrılıyor.

INTERNET MEME

Kökeni, Yunanca “taklit etmek”. Okunuşu, “miim” şeklinde. İngiliz evrim biyoloğu Richard Dawkins’in ilk kez kullandığı söylenir. O dönem Oxford’da profesör olan Dawkins, “The Selfish Gene” adlı kitabında bu kelimeden söz ettiği zaman, yıl 1976. DNA gibi görülebilen somut bilgi kodları olmaktan ziyade soyut olan ve “sosyolojik gen” diye adlandırılabilecek “meme”, internet ortamında hızlıca yayılan viral anlamını taşımakta.

İnternet ortamında mizah öğeleri taşıyan resim, özlü söz, deyim, eylem, kavram, kalıp cümle (espriler, alıntılar vs.) ve videolardan oluşan öğeler diye bilinse de “Internet Memes”, felsefi ve akademik olarak bunun çok üzerinde bir kavram.

UNICORN

Mitolojik tek boynuzlu at. Kafasının ortasından düz bir boynuz çıkan, saf ve masum olduğuna, kanı içildiğinde kişiyi ölümsüz kıldığına, öldürmenin lanet getireceğine inanılan bu efsanevi hayvan, teknoloji literatürüne nasıl girdi? İlk kez venture kapitalist, Cowboy Ventures adlı şirketin kurucusu Aileen Lee’nin kullandığı “Unicorn” kavramı, startup dünyasında değeri bir milyar doları aşan şirket anlamına geliyor. 1 milyar dolarlık, tıpkı tek boynuzlu bir at gibi nadir olan anlamında… ABD ve Çin, “unicorn”larda başı çeken ülkeler. Bilindiği üzere Türkiye’de henüz bir “unicorn” yok.

 

Henüz yorum yok

bir cevap yazın