Ana Sayfaİş DünyasıÇevrecilikDaha yeşil kentler, çalışan dostu ofisler: İnsan ve teknoloji işbirliği ile mümkün

Daha yeşil kentler, çalışan dostu ofisler: İnsan ve teknoloji işbirliği ile mümkün

Değişen üretim biçimleri, zamanla yaşam biçimlerini de değiştirerek kentli nüfusun ciddi oranda artmasına neden oldu. Bunun sonucunda ise daha kısıtlı alanlarda, daha stresli ortamlarda, daha az yeşil alanın olduğu ve temiz hava solumanın ciddi sorun olmaya başladığı kentlerde hayat, bizler için daha zor bir hale gelmeye başladı. Peki bu dengeyi tersine çevirmek; yani daha yeşil, daha temiz şehirlerde, daha kaliteli bir hayat sürmemiz ve daha rahat ortamlarda çalışmamız mümkün mü? Teknolojinin sundukları ve akıllı şehir uygulamaları ile bunların hepsi mümkün…

Sanayi Devrimi’nin değiştirdiği üretim ve çalışma biçimleri sonucunda iş hayatımız ofis blokları ve gökdelenlere sıkıştı. Ancak bu yapılaşma, yakın zamanda bir fazlalık haline gelebilir. Evet, yanlış duymadınız. ABD’li teknoloji danışmanı, mimar Anthony Townsend’e göre, şehirler artık insanlara daha yaratıcı yaklaşımlar ile yeni çalışma alanları sunmalı “New York Borsası kurulmadan önce, borsa simsarları Wall Street’te ağaçların altında buluşur ve hisseler bu ağaçların gölgesinde el değiştirirdi. Yaratmak, üretmek için sahip olduğumuz enerjimizle son 50 yıldır ofislere, plazalara tıkılmış haldeyiz.”

Deloitte’un Amsterdam’daki ofisi ise, Townsend’in çığlıklarının karşılık bulduğu ofislere güzel bir örnek. Dünyanın en ‘yeşil’ ofislerinden… Işık, su ve elektrik kullanımı sensörler ile kontrol ediliyor. Bu örnekte de olduğu gibi çalışan ve çevre dostu ofisler sayesinde, hem işteki verimlilik artıyor hem de her türlü giderden tasarruf ediliyor.

Hava kirliliğinin yüzde 70’inden kentler sorumlu

Amsterdam örneğinden Townsend’in öngörüsünde bir değişimin başladığını söyleyebiliriz. İşin hava kirliliği boyutunda işler çok da iyi gitmiyor.

Birleşmiş Milletler’e göre küresel hava kirliliğinin yüzde 70’inden kentler sorumlu. Kentlerde yaşayan nüfusun yüzde 80’inden fazlası ise Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği kalitenin altında bir havayı soluyor. Ağırlık olarak düşük gelir grubunun yaşadığı kentler ise bu sorunla daha çok karşılaşıyor.

Elektrikli otobüsler, paylaşımlı bisikletler

Bu ürkütücü istatistiklere rağmen sorunların farklı ölçeklerde yaşandığı kentlerin bazılarında çevreci gruplar, elektrikli otobüslerin şehir trafiğine entegrasyonundan (Londra ve Paris bu projelerin hayat bulduğu şehirlerden) paylaşımlı bisiklet kullanımına (Barselona ve Amsterdam ve Montreal bu uygulamanın hayat bulduğu şehirlerden) kadar farklı uygulamaları hayata geçirmek için mücadele ediyorlar.

‘Urban Greening’ diye tanımlanan ve kentlerdeki yeşil alanların yaygınlaştırılmasını hedefleyen planlanmalar ile atılan adımlar da söz konusu. Mesela köprüleri ile de tanınan Londra’da, bir ‘bahçe köprü’ inşa edilmesi gündemde. Yanı sıra 20 bin Parisli “Madam Mayor, I have an idea” uygulaması ile harekete geçmiş durumda.

Hava kirli, lütfen evinize dönün

Hortikültüralist Patrick Blanc, 2001 yılından bu yana şehir otelleri, alışveriş merkezleri ve yüksek yapılar için dikey bahçeler yaratıyor.

Sadece bugünü düşünerek adımlar da atılmıyor. Mesela Çin hükümeti, IBM ile birlikte yürüttüğü bir proje ile 10 gün sonraki havanın ne kadar kötü olabileceğini önceden tahmin edebilecek bir ‘öğrenen makine’ üzerinde çalışıyorlar. İnsanları uyarmak için trafik ışıkları gibi uyarıcıların kullanılması üzerinden de çalışılıyor.

Halk ve şehir yönetimi arasında sıkı bağ var

Londra’da da benzer bir proje süreç söz konusu. University College London’da akademisyen olan Prof. Andy Hudson-Smith, nesnelerin internetini insanların anlayabileceği bir hale getirecek bir proje üzerinden çalışıyor. Proje tamamlandığında sürekli internete bağlı olan ve insanlar ile konuşabilecek 100 ‘cüce’, hava ile ilgili aldıkları bilgilerle insanları “Evlerinize gitseniz iyi olur. Çünkü hava oldukça kirli,” diye uyarabilecek. Ve böylece Prof. Hudson-Smith’in de belirttiği gibi hava kalitesi veya kirliliği ile ilgili bilgiler, biz ‘sıradan’ insanlar için artık anlaşılabilir bir hal alacak.

Bir başka örnek ise Pasifik’ten, Endonezya’nın başkenti Jakarta’dan. 2014 yılında başlatılan vatandaş temelli ‘akıllı şehir’ projesi Qlue isimli uygulama sayesinde şehir yönetimi yoldaki çökme ya da çukurlar veya terkedilmiş araçlar hakkında Jakartalılar’dan sürekli bilgi alabiliyor.

Ayrıca Jakarta en çok tweet atılan kent. Buradan hareketle Twitter Jakarta’ya özel olarak ürettiği yazılımla araçların yarattığı kirliliği azaltmak için, otomobillerin ortak kullanımını sağlıyor.