Ana SayfaYaşamEtkinlik TakvimiDon Quichotte Operası ilk kez Türkiye’de! Bir Anti-Kahraman Olarak Don Kişot

Don Quichotte Operası ilk kez Türkiye’de! Bir Anti-Kahraman Olarak Don Kişot

Don Quichotte (Don Kişot), şüphesiz ki İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin bu yılki teması “idealizm” kavramı denilince akla ilk gelen figür. İlk kez sergilenen Don Quichotte Operası’ndan yola çıktık, İspanyol yazar Cervantes ve ünlü eseri Don Quichotte (Don Kişot)’u andık.

İspanyol yazar Miguel de Cervantes’in yazdığı ve yüzyıllar içerisinde güncelliğini yitirmeyen eserden uyarlanan ve bestelenen Don Quichotte Operası ilk kez Türkiye’de sahneleniyor. Gezgin şövalye Don Quichotte’un inandığı doğrular ve aşkı için hayatını riske attığı, insanlığın unuttuğu erdemlerin peşinde koştuğu hikayesini konu alan opera, görünüşteki komedi öğelerinin ardında üzücü ve sarsıcı hayat dersleri veriyor.

Dansları ve Kostümleri Kadar Müzikleriyle De İddialı

Recep Ayyılmaz tarafından sahneye konulan eserin orkestra şefliğini Zdravko Lazarov ve Helena Bayo dönüşümlü olarak üstlenirken oyunun koro şefliğini, Paolo Villa yapıyor. Dulcinée rolünde Aylin Ateş, Özge Kalelioğlu ve Deniz Likos; Don Kişot rolünde Suat Arıkan ve Gökhan Ürben; Sancho rolünde N. Işık Belen ve Umut Kosman; Pedro rolünde Begüm Karacasu; Garcias rolünde Banu Ergün ve Funda Güllü; Rodriguez rolünde Can Reha Gün ve Bahadır Özkoca; Juan rolünde Zafer Çiftçi ve Çağrı Köktekin dönüşümlü olarak rol alıyor.

Don Quichotte Operası, ilk kez Türkiye’de sahneleniyor.

Eser, dansları ve kostümleri kadar müzikleriyle de iddialı. Ludwig Minkus’un bestesiyle Marius Petipa tarafından ilk kez 1869’da Moskova’da Bolşoy İmparatorluk Tiyatrosu’nda sahnelenen eser, melodik zenginliğiyle klasik bale dünyasının en ihtişamlı eserlerinden biri kabul ediliyor.

“İdealizm”in Temsilcisi Don Quichotte (Don Kişot)

Don Quichotte (Don Kişot), şüphesiz ki İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin bu yılki teması “idealizm” kavramı denilince akla ilk gelen figür. Miguel de Cervantes Saavedra’nın yazdığı, ilk bölümü 1605 yılında yayımlanan, La Mancha’lı asilzade Don Quijote ve Sancho Panza’nın serüvenleri… Yüzyıllardır en çok okunan ve en çok yorumlanan eserlerden biri. Norveç Nobel Enstitüsü tarafından “Dünyaca ünlü 100 yazar tarafından, dünyada tüm zamanların en iyi kurgu eseri” seçilen yapıt, Türkçede ilk kez 1993 yılında yayımlandı. Birçok ünlü yazarın eserini gölgede bıraktığı gibi hala pek çok eserde ondan esinlenildiği görülmekte.

Cervantes dünya çapındaki ünlü yapıtı Don Kişot’ta bütün insanlığın ince, derin ve zekice bir tablosunu çizerken ölümsüz tipleri Don Kişot ve Sancho Panza’nın karşıtlıklarıyla insanın iki yönünü sergilemiştir: Biri soylu, cesur ve idealist; öbürü bencil, silik, çıkarına düşkün ve sağduyu sahibi. Doğal ve zengin üslubuyla İspanyol dilinin en yetkin örneği sayılan Don Kişot modern romanın da başlangıcı olarak kabul edilmekte.

Miguel de Cervantes Saavedra kimdir?

İspanyol yazar Miguel de Cervantes Saavedra (1547-1616).

Miguel de Cervantes Saavedra kimdir? 1547-1616 yılları arasında yaşayan İspanyol romancı, şair ve oyun yazarı. Sanat yaşamına genç yaşta başlamış; yazıları ve tiyatro oyunları ile kısa sürede tanınan bir yazar olmuştur.

15 Eylül 1569’da Madrid’de, yaralama iddiasıyla “Miguel de Cervantes” adlı biri hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. Sağ eli kesilecek, 10 yıl sürgünde kalacaktı. Bir ad benzerliği söz konusu değilse bu olay Cervantes’in İtalya’ya gidişinin nedeni olabilir! 1570’te II. Selim Kıbrıs’ı ele geçirince Papa V. Pius Osmanlılara karşı birlik çağrısında bulundu ve bu çağrıya yalnızca İspanya ve Venedik karşılık verdi. Cervantes Roma’daki İspanyol birliğine katıldı. 7 Ekim 1571’de Osmanlı donanmasıyla Lepanto (İnebahtı) Körfezinde yapılan İnebahtı Deniz Savaşı’na katılan Marquesa adlı kadırgada bulunan Cervantes; iki kez göğsünden yaralandı, bir top güllesiyle sol elini kaybetti. Daha sonra Osmanlılar tarafından tutsak edilen Cervantes, 1575-1580 yılları arasında Cezayir’de esir olarak yaşadı ama orada da dolandırıcılıkla itham edilip hapse atıldı.

Bir Anti-Şövalye: Don Quijote (Don Kişot)

Cervantes, cezaevinde daha çok yazmaya başladı ve yaşamının sonlarına doğru Don Quijote (Don Kişot)’u hapishanede kaleme aldı. 38 dile çevrilen, dünyanın en çok okunan eserlerinden biri olan Don Quijote (Don Kişot) böyle doğdu. Don Quijote (Don Kişot), 1605 ve 1615’te iki bölüm halinde yayımlandı. İlk birkaç hafta içinde piyasaya kaçak olarak üç baskısı daha sürüldü ama bu kadar popülariteye karşın Cervantes, Lemos kontunun himayesi altına girene dek geçim sıkıntısı çekti, zor bir hayatı oldu. Geçimi kont tarafından sağlananınca da öykülerini rahatça yazmaya başladı. 1613 yılında basılan “Novajeles ejampleres”te 13 öyküsü yer alırken 1614 tarihli “Vaje del Parnaso” ise bir yergi şiiridir. “Don Kişot”un ikinci bölümünü, bazılarının kitabı kendilerine mal etmeleri üzerine 1615’te yazdı ve 1616’da tamamladığı son yapıtı “Los trabojos de Persiles Sigusmunda”nın -(Persiles ve Sigismunda’nın Seyahatleri)- yayımlanmasından bir süre önce de hayatını kaybetti.

Şövalye romanlarına bir yergi niteliği taşıyan, 17. yüzyılda çökmeye yüz tutan İspanyol feodal toplumunun eleştirel çözümlemesini de içeren Don Quijote (Don Kişot)’ta, yazarın kendi hayatıyla alay ettiği ve kahramanla aralarında çokça benzerlikler olduğu da görülmekte… Bu arada ünlü yazarın önceleri tiyatro ile ilgilendiğini ve birçok oyun yazdığını da hatırlatalım. Yalnız bugüne yalnızca “El trato de Argel” ve “La Numanica” ulaşabilmiştir.

Don Kişot, Dulsinya, Rosinante, Sancho Panza…

Ellili yaşlarında eski bir toprak ağası olan Don Kişot, La Mancha’da yaşar. Şövalyeleri anlatan kitapları sever, onların kurgu değil gerçek olduğuna inanır. Yıllarca kütüphanesine kapanıp onları okumuştur. Don Kişot, silahtarı Sancho Panza ve atı Rosinante ile şövalyelik hayalleri kurarken, etrafındaki diğer insanlar onun aklını kaybettiğini düşünmeye başlar. Don Kişot’un hayallerinde bir de sevgilisi Dulcinea del Toboso vardır. Don Kişot mazlumun yanındadır, kötülerle savaşır ama her zaman yıkılır.

Şövalye öykülerinin mizahi bir dille birleşimi olarak tasarlanan “Don Kişot”, bu serüvenleri okumaktan aklı karışmış yaşlı şövalye Don Kişot’un, atı Rosinante ve gerçekliğe bağlı uşağı Sancho Panza ile birlikte geçirdiği serüvenleri konu alıyor. Yazılış amaçlarından biri, toplumun Don Kişot’a deli gözüyle bakması. Aslında delinin o toplum olduğunu karmaşık bir anlatımla dile getiriyor, ünlü kitap…

Sevdiği ve uğruna yel değirmenlerine saldırdığı Dulsinya, aslında fakir bir köylü kızı. Don Kişot onu asil bir hanımefendi olarak görüyor. Yel değirmenleri sistemin çarkları, Dulsinya ise Don Kişot’un uğruna savaştığı davasına taktığı ad… Cervantes, Don Kişot karakteri ile kahraman, tutkulu, doğal ve göz alıcı bir portre oluştururken öyle bir portre çizdi ki harmanladı bu karakteri… Kendini beğenen Sancho Panza ise Don Kişot’un tersi bir karakterdi.

Edebiyatın Bilge Delisi

Madrid’de Don Kişot heykeli.

Hikayenin en önemli öğelerinden biri “delilik”e bir parantez açalım. Orta Çağ’da hemen her yerleşim bölgesinde rastlanabiliyordu delilere… Toplumla iç içe yaşayan, zaman zaman alaya alınan, itilip kakılan ama bir dokunulmazlık zırhı ile de korunan insanlardı onlar… Kimsenin söylemeye cüret edemediği kelimeler onlara yasak değildi, doğal davranışların dini baskılarla kısıtlandığı o yıllarda, delilerin içlerinden geldiği gibi hareket etmesinde yadırgatıcı bir yan yoktu. Aslında delilerin dünyası daha akılcıydı!

Bu akılcılığı Erasmus “Deliliğe Övgü”de işlemiş ve bir bilge-deli yaratmıştı ama edebiyatın ilk bilge delisinin ise Don Kişot olduğunu söyleyebiliriz! Tabii ki Sancho da onun kadar bilge, onun kadar deli! Başlangıçta Sancho, açgözlü, maddi değerlere düşkün ve cahilken Don Kişot ise düşler ülkesinde dolaşan bir bunak adeta! Şövalye ve uşağı yaşadıkları maceralar sonunda giderek birbirlerine yaklaşır, her biri diğerinin özelliklerini de taşımaya başlar. Don Kişot, Sancho gibi halk ağzı ile konuşmaya başlar, Sancho saraylı diline özenir. Sancho, parayı pulu şan için tepip, düşler ülkesinde yaşamayı özler; Don Kişot ise gerçekleri fark etmiştir artık… Simgesel motiflerden biri de Don Kişot’un ölümüdür; gerçek dünyanın tahammül edilecek bir yer olmadığının işareti…

Birçok ünlü edebi eserde, içerik ve biçimsel yönlerden çağdaş bir metin olarak kabul edilen “Don Kişot”tan izler görmek mümkün: Dostoyevski’nin “Budala”sı Prens Mişkin’den, Flaubert’in “Madame Bovarys”ine, Kafka’nın Bay K.’sına kadar…  Romanlardan gerçek dünyaya da taşan bu karakter, umutsuz mücadelelere girişen kişilerin tasvirinde de kullanılıyor. “Donkişotluk”, sözlüklerde de kendine yer bulmuş durumda. Donkişotluk, “Gereği yokken kahramanlık göstermeye kalkışma durumu” olarak ifade ediliyor.

Henüz yorum yok

bir cevap yazın