Ana Sayfa5 Soru 5 CevapEnformasyon Çağında ‘Yalan Haber’ Muamması… Korunmak Mümkün mü? Teyit.org’a Sorduk!

Enformasyon Çağında ‘Yalan Haber’ Muamması… Korunmak Mümkün mü? Teyit.org’a Sorduk!

Yalan haberlerin yayılması ve insan beyninin bu haberlerle nasıl başa çıkabileceği üzerine bir araştırma yürüten Nortwestern University’den fizikçi Diego Fregolente Mendes de Oliveira, Twitter ve Facebook gibi sosyal ağlar aracılığıyla, kullanıcıların; günlük olarak, başarıyı elde etmek için rekabet eden çok sayıdaki bulaşıcı bilgi parçasına maruz kaldığını söylüyor. Çok fazla bilgi verildiğinde, insanlar “manipülasyona açık” hale geliyor. Yani “timeline”daki bilgi çoğaldıkça, kullanıcılar, gerçek bilgiyi yanlış bilgiden ayırt etme konusunda güçlük yaşıyor.

Sosyal Medya Bilgi Artışı Manipülasyonu Tetikliyor

İnsanlar, teorik olarak, paylaşmaya karar vermeden önce, bilginin kalitesini değerlendirmek için daha az vakit harcıyor ya da hiç vakit harcamıyor. Nihayetinde de her bir bilgiye daha az dikkat gösterdikleri için, insanlar sahte haberleri daha yüksek oranlarda paylaşıyor. Kısa bir süre önce “Uzaydan gelecek virüs” haberlerinin aldığı “retweet” ve paylaşım sayısının nasıl çok yüksek rakamlara ulaştığı da araştırma sonuçlarını doğruluyor.

Boğaziçi Üniversitesi bilgisayar mühendisliği bölümünden Haluk Bingöl, sosyal normların; geleneksel olarak, gerçeğin yanlışın üstesinden gelme noktasında doğal bir güce sahip olduğu ve benzer şekilde, iyilerin de nihayetinde kötülere üstün geleceği kabullerine dayandığını, ancak ilginçtir ki, bunun ampirik olarak hiç test edilmediği görüşünde.

Bingöl’e göre, araştırma sonuçları, söz konusu yayılma olduğunda, kaliteli bilginin kalitesinin her zaman kazanan olmadığının altını çiziyor. Oliveira’nın araştırması, Haluk Bingöl’ün bilgi miktarı ve seçim ilişkisi üzerine yürüttüğü ve Eylül 2014’te Phsical Review E’de yayımlanan araştırmasıyla uyumluluk gösteriyor. Bingöl, araştırmasında, müşteriye daha fazla seçenek sunulduğunda, satıcı belirli bir ürünü öneriyorsa bu önerinin müşteri için daha fazla önem taşıdığı bulgusuna ulaştı. Bir diğer ifadeyle, seçenek sayısını yapay olarak arttırırsanız, pazarlama noktasında daha iyi sonuçlar elde edebilirsiniz. Yani, kişiyi bilgiye boğarsanız, onu manipüle etmeniz de o kadar kolaylaşır.

Teyit.org Kurucusu Foça: “Doğru bilgiye ulaşmak için çaba ve zaman harcamak gerekiyor.”

Ne Yapabiliriz? Doğruyu, yanlıştan nasıl ayırt edebiliriz? Dört bir yandan enformasyonun aktığı bu çağda neye inanmalı, neyi görmezden gelmeliyiz? Aklımızı meşgul eden bu soruların yanıtlarını öğrenmek için teyit.org’un kapısını çaldık. Sorularımızı, online dezenformasyonun önüne geçmeyi amaçlayan ve birincil haber kaynağı olarak interneti kullananların doğru bilgiye ulaşmasını sağlayan teyit.org’un kurucusu Mehmet Atakan Foça’ya yönelttik.

Soru: Enformasyon bombardımanı altında kaldığımız bir çağ bu… Özellikle internet üzerinden haber takibinde seçici olmak, her sosyal medya platformunda “beğeni” alan yazı/ habere inanmamak gerektiğini biliyoruz. Peki bu bizi daha çok şüpheci yapmaz mı?

Cevap: İnternette karşılaştığımız bilgiye karşı kuşkucu olmanın kötü bir yanı yok. Daha fazla bilginin daha hızlı yayıldığı bir çağda doğru bilgiye ulaşmak için çaba ve zaman harcamak gerekiyor. Biz internet kullanıcılarının her zaman “şüphe kasını” diri tutmalarını öneriyoruz. Şüphe kası da vücudumuzdaki herhangi bir kas gibi, çalıştırdıkça işlevli oluyor. Yani karşılaştığımız bilgiye karşı şüphe duymayı alışkanlık haline getirmek bize bilgi bombardımanı altında, doğru bilgiye ulaşabileceğimiz bir yol açabilir.

Soru: Bilgi çok çabuk tüketiliyor ve o bilgiyi alan kişi kaynağına dikkat etmiyor, yalan haberlerin bu nedenle bu kadar hızlı yayılmasının nedenlerinden biri de bu… Kaynak söz konusu olduğunda neye itibar edilmeli? Ya zaman kısıtlıysa?

Cevap: Zaman meselesi çok önemli. Yakın zamanda yapılan bir araştırma, kullanıcıların dini, dili, aidiyeti ya da eğitim seviyesi fark etmeksizin karşılaştıkları bilgiyi araştırmak için zaman harcamadıklarını ortaya koyuyor. Aslında sahte haber “cahillikten” değil araştırmaya ayrılan zamanın darlığından daha hızlı yayılıyor olabilir.

Kullanıcıların tükettikleri bilginin kaynağına ve farklı versiyonlarına dair araştırma yapması çok önemli. Ancak ondan önemlisi bunun ilk önce gazeteciler tarafından yapılıyor olması. Doğru bilgiyi dağıtmakla ve kamuoyunu bilgilendirmekle sorumlu kişilerin bu konuda daha özenli olması gerekiyor.

Hiçbir kaynak tek başına yüzde yüz güvenilir değildir. Ancak farklı kaynaklar ve delillerle birleştiğinde bir bilginin doğru olup olmadığına dair kesin bir bulguya ulaşabilirsiniz. Bu her bilgi için geçerli olacak diye bir kaide yok. Bu yüzden açık delillerle desteklenmeyen her bilgi içinde yanlış olma ihtimali payını da barındırır.

Soru: Görsel ve yazılı medyanın güvenirliliğini yıllar geçtikçe yitirmesi, sosyal medya platformlarının da çok hızlı gelişimi ve tabii ki akıllı telefonların yaygınlaşması gösteriyor ki insanlar bilgiye ulaşmada “online” içerikleri gün geçtikçe daha çok tercih edecek, ediyor da… Tıpkı geleneksel medya gibi haber sitelerinde de seçici olacağımız bir dönem. Önümüzdeki yıllar neyi getirir? Bu konudaki öngörünüz nedir?

Cevap: Ben bu bilgi bolluğu içerisinde daha seçici içerik üretmeye çalışan platformların artacağını düşünüyorum. Bununla birlikte platform sayısı artsa da kullanıcıların taleplerinde de orantısal bir artış yakalamak gerekiyor. İçinde yaşadığımız dönemin hakikat sonrası (post-truth) olarak adlandırılmasının en önemli sebebi insanların “düşünüyorum, öyleyse haklıyım” anlayışıyla hareket ediyor olması. Somut veriler ve gerçekler kullanıcılar tarafından kabul görmüyor. Ancak bunun zaman geçtikçe değişeceğini umuyorum.

Soru: “Siber Zorbalık” konusunda birtakım kampanyalar yürütülüyor. Bu konuda ne gibi yaptırımlar olmalı (legal ya da kişisel önlemler açısından)? Mevcut sistem bu konuda yetersiz mi?

Cevap: Sosyal medya herkesin eşitlendiği bir yer. İfade özgürlüğü açısından çok kullanışlı ve verimli. Böyle bir alanın kötü kullanıma açık olmaması düşünülemez. Zorbalık hayatın her alanında var, sosyal medya sayesinde daha görünür oluyor.

Bu konuda yasal müdahalelerin her zaman internetteki ifade özgürlüğüne zarar vereceğini düşünüyorum. Anonimliğin günah keçisi ilan edilmesi de anonim kalma hakkı açısından sakıncalı. Bana kalırsa çözüm iyi insanların daha fazla konuşmasından geçiyor. “Zorba” diye tanımladığımız insanların sesi daha çok çıkıyor diye daha kalabalık bir güruh olduklarını düşünüyoruz. Ama öyle değil. Pek çok iyi insan sessizce her şeyi izliyor. Bu insanların konuşmaktan korkmadıkları bir yer olmalı internet.

Soru: Tıpkı “Medya okuryazarlığı” dersleri gibi “Sosyal medya okuryazarlığı” konusunda dersler olmalı mı? Bu tarz bir bilinçlendirme, yalan haberin yaygınlaşmasını engelleyebilir mi? Kişilerin bireysel bilinçlenmesinin ötesinde özellikle yasal açıdan yalan habere karşı belli yaptırımların getirilmesi bu kez de “sansür” tartışmalarını alevlendirmez mi?

Cevap: Yukarıda da belirttiğim gibi devlet müdahalesi yalan haber sorununu çözemez. Yepyeni sorunlara yol açar. Fransa ve Almanya bu konuda bir yasal düzenlemeyi deniyor. Ancak işin içine devlet girdiğinde bazı soruların cevaplanması gerekliliği doğuyor: Bir bilginin yalan olduğuna kim karar verecek? Bu karar alma süreci yeterince şeffaf olacak mı? Herhangi bir kişi yalan haber yaptığı gerekçesiyle ifade özgürlüğünün engellenmesi tehdidiyle karşı karşıya kalacak mı?

İnternet kullanıcılarının yeni medya okuryazarlığını güçlendirmek sorunun çözümü için iyi bir başlangıç olabilir. Özellikle yetişen yeni dijital neslin yeni medya okuryazarlığı ile donatılması gerekiyor. Bu yalnızca yalan habere karşı koymak, bilginin doğrusunu bulabilmek için değil; aynı zamanda siber akran zorbalığının önüne geçmek, zararlı yazılımlar ve dolandırıcıları tespit edebilmek, kişilerin fiziki ve sanal varlıklarını koruyabilmek için de çok önemli.

 

Henüz yorum yok

bir cevap yazın