Ana Sayfaİş DünyasıÇevrecilikFosil Tüketimini Sıfırlama Hedefine Bir Adım Daha Yaklaşan İsveç’in Başarı Hikayesi

Fosil Tüketimini Sıfırlama Hedefine Bir Adım Daha Yaklaşan İsveç’in Başarı Hikayesi

İsveç’in başkenti Stockholm’de 7 Ocak 2019 itibariyle ilk hibrit elektrikli yolcu vapuru seferleri başladı. 2040’a kadar fosil tüketimini sıfırlama hedefine bir adım daha yaklaşan İsveç nasıl başardı?

Yeşil, yaşanabilir bir dünya için ilk adımları atan ülkelerin başında İsveç geliyor. İsveç’in hedefi büyük: 2040 yılına kadar fosil tüketimini sıfırlamak. “Azaltmak”tan söz etmiyoruz, sıfırlamaktan söz ediyoruz! İsveç ve diğer ülkeler bunun için neler yapıyor?

İsveç’ten en son gelen haber ile başlayalım. 7 Ocak 2019 itibariyle İsveç’in başkenti Stockholm’de ilk hibrit elektrikli yolcu vapuru seferleri başladı. Stockholm nakliye şirketi Waxholmsbolaget tarafından işletilen yolcu vapuru, kentin takımadalarına hizmet veriyor ve takımadaları arasında bir seferde 150’ye kadar yolcu taşıyor. Hibrit feribotun özelliği şu: İki dizel motoru bir aküyle birleştiriyor. Baltic Workboats tarafından üretilen ve Danfoss Editron’un elektrik sistemine sahip olan feribot, 25 cm derinliğe kadar buzları kesebiliyor.

Stockholm’de ilk hibrit elektrikli yolcu vapuru seferleri başladı.

Feribot seferleri yıl boyunca İsveç’in başkenti Stockholm’de devam edecek. “Danfoss sistemi”ni kullanan benzer hibrit feribotlar, geleneksel gazlardan daha az sıvı yakıt tüketerek, bölgedeki sera gazı emisyonlarını ve partikül kirliliğini azaltmayı hedefliyor. Vapurun kullanımı, temiz teknolojileri kullanmaya çalışan diğer Nordik limanlarının da izinde. Norveç de düzinelerce elektrikli feribota sahip. Nisan 2018’den bu yana Finlandiya’da da rüzgar destekli Viking Grace yolcu feribotu gündelik hayatta kullanılmakta.

İsveç’te düşük karbonlu gemiler için çalışmalar devam ediyor. İsveç Armatörler Birliği, dünya çapında 2050 yılına kadar sıfır karbon nakliyesi gerçekleştirmeyi hedefleyen ilk nakliye derneği olma unvanını gururla taşıyor.

İskandinav Ülkeleri Lider

Ülkelerin karbon nötr planları oluşturması ve devlet teşviği bu konudaki gelişmelerin anahtarı olarak görülürken Danfoss Proje Müdürü Kari Savolainen, İskandinav ülkelerinin bu konuda önderlik ettiğini söylüyor:  “Ülkeler karbon nötrlüğüne ilerlemek için düzenlemeler kabul ettikçe bu tür hibrit elektrik çözümlerinin hızla artmasını bekleyebiliriz. Deniz taşımacılığını da karbon nötr hale getirmek kilit bir eğilim haline geliyor. İskandinav ülkeleri bu yolda örnek oluyor.”

İsveç’te bir elektrikli yol. Elektrikli yol projesinin bütün ülkede uygulanması için çalışmalara devam ediliyor.

Karbon nötr deniz taşımacılığı konusunda ilerlemeler kaydedilirken geçen yıl da sürüş anında elektrikli arabaların ve ağır vasıtaların bataryalarını şarj edebilen dünyanın ilk elektrikli yolu İsveç’te açılmıştı. Sıfır atık ve geri dönüşüm alanında devrim yapmış bir ülke olarak İsveç, bu alanda da bayrağı ilk taşıyan ülkelerden. Başkent Stockholm yakınlarında halka açık bir yola inşa edilen iki kilometre uzunluğundaki yol, elektrikli bütün araçların kullanımına açık. Hükümet, elektrikli yol projesinin bütün ülkede uygulanması için gerekli haritayı da devreye sokmuş durumda.

Fosil Yakıt Kullanımı Nasıl Tamamen Biter?

İsveç’in 2030 yılına kadar fosil yakıt kullanımını tamamen ortadan kaldırılması için bu yakıt türünün yüzde 70’inin ulaşım alanında kısıtlanması gerekiyor. Elektrikli yol ise üzerindeki araç durduğu an elektrik akımını sağlıyor. Sistem ayrıca araçların enerji tüketimini de hesaplayabiliyor. Araç sahibinin ödemesi gereken elektrik faturası tutarı da bu hesaplamaya göre belirleniyor. ‘eRoadArlanda’ adlı projenin başındaki Hans Säll, ülke genelinde kullanılan bütün araç ve yolların yeni teknolojiye adapte edilmek için uygun olduğunu ve 20 bin kilometresi otoyol olmak üzere İsveç’te yaklaşık yarım milyon kilometre kara yolu bulunduğunu söylüyor. Säll, “20 bin kilometrelik otoyolu, elektrikli yol projesiyle değiştirilirse, bunun yeterli olacağını düşünüyorum. İsveç’te iki otoyol arasındaki en uzak mesafe 45 kilometre ve elektrikli araçlar bu mesafe süresince şarj olmadan hareket edebilir” diyor.

Karbon Ayak İzi Artışı

Endüstriyel tarım sistemi, fosil yakıtların kullanımı, betonlaşma ve doğal yaşam alanı tahribatı, her geçen gün daha fazla miktarda karbondioksit ve metan gibi sera gazlarını atmosferde hapsediyor. Bu etki, ısıyı atmosferde hapsederek gezegenin ısınmasına ve ekosistemin sağlık göstergesi olan zengin biyoçeşitliliğin baskı altına girmesine neden oluyor. İnsan nüfusunun artışı da en önemli etken. Çünkü nüfus arttıkça ‘yaratılan’ ihtiyaçların artması sebebiyle karbon ayak izi de artıyor. Karbon ayak izimize bağlı olan küresel sıcaklık artışının ekosisteme ve gıda güvenliğine de bir tehdit unsuru olduğu açık. Yalnızca bir derecelik artış, buğday, mısır ve pirinç veriminde yüzde 10’luk azalmaya yol açıyor. Birkaç derecelik yükselişte ise hasatlarda büyük çaplı bir kayıp söz konusu oluyor.

Karbon ayak izinin artışı, 60’lı yıllardan bu yana hızını ikiye katlayarak Dünya’nın kaldırabileceği kapasitenin üstüne çıkmış durumda. Gezegenin sıcaklığı son 130 yılda bir dereceye yakın artarken bu rakamın yakın gelecekte üç dereceyi bulması bekleniyor. Yani karbon ayak izinin düşürülmesi elzem! 2020 sonrası süreçte iklim değişikliğinin sosyoekonomik etkilerine önlem almayı amaçlayan Paris Anlaşması ile bu sıcaklığın endüstriyelleşme öncesi döneme göre iki derecenin altında tutulması amaçlanıyor.

1983 Yılından Bu Yana Neler Yapıldı?

Gezegenimiz için çalışmaların start noktası da 1983 yılı… Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, ekosistemin durumunu gözlemlemek ve çözüm önerileri getirebilmek adına bir komisyon kurma kararı alıyor. Bu bağlamda kurulan Dünya Çevre ve Gelişme Komisyonu (WCED) 1987 yılında “Brundtland Raporu” adlı bir rapor hazırlıyor. “Bugünün gereksinimlerini, gelecek kuşakların gereksinimlerini karşılama yeteneğinden ödün vermeden karşılama” gerekliliği açıkça belirtilerek, doğal kaynaklardan elde edilen faydanın dağılımında eşitliğin sağlanmasından çevre dostu teknolojilerin geliştirilmesine kadar birçok öneri masaya yatırılıyor. Yani ekonomik büyümenin çevre dostu bir bakış açısıyla gerçekleştirilebileceği savunuluyor.

1992 yılında toplanan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda birtakım eylem planı ve ilkeler ortaya atılıyor. “Gündem 21, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Rio Bildirisi ve Orman Bildirisi”, uluslararası organizasyonların Dünya’nın geleceğine yönelik attığı en büyük adım olarak tarihe geçiyor.

“Yeşil Ekonomi” Artık Bir Zorunluluk

“Yeşil Ekonomi” de o yıllardan bu yana gündemin en sıcak maddesi olarak yerini koruyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) yeşil ekonomiyi, insan refahını ve sosyal eşitliği sağlarken, çevresel risk ve kıtlıkları düşüren ekonomi olarak tanımlıyor. Üretim ve tüketim süreçlerini çevre ve finansal açıdan sürdürülebilir bir kalkınma modeline dayandırarak uygulama fikrinden söz ediyoruz. Yenilenebilir enerji kaynakları; yarattığı yeşil istihdam alanı ve ekolojik faydalarıyla yeşil ekonominin mümkün olduğunu gösteren araçlardan. Ayrıca çevre dostu teknolojiler kullanan endüstriye vergi indirimi sağlamak gibi uygulamalar da mevcut.

2017 Yeşil Avrupa Başkenti Ödülü’nün sahibi “Oslo”

2017 Yeşil Avrupa Başkenti Ödülü’nün sahibi olan Oslo, yeşil ekonomiyi hayata geçiren kentlerden. Norveç, yapılan çevreci düzenlemelerle dünyanın en düşük karbon ayak izine sahip ülkelerinden… Lund Üniversitesi’nden (İsveç) Prof. Max Koch tarafından yürütülen küresel kalkınma ve refah araştırmasının sonucuna göre ise ekonomik gelişmeyle sera gazı salımı arasında ‘net’ bağlantı olduğunun ‘reddedilemeyeceği’ de vurgulanıyor. Daha fazla karbon ayak izi, daha fazla refah ise sonuç ne olacak? Örneğin; Çin ekonomik olarak büyüyor, refah düzeyi artıyor ama Çinliler maske ile dolaşıyor! İnsanlar, sürdürülebilir olmayan ekonomik büyümenin bedelini sağlıklarıyla ödüyor.

Tarımsal üretimin düşmesi, kırsal işgücü kaybı, tarım alanlarının azalması da sorunları katlıyor. Çin’in iklim değişikliğine neden olan ülkeler arasında birincilik koltuğunu ABD’den devralması da bu yüzden şaşırtıcı değil. Tüm ülkelerin karbon ayak izini düşürmesi için çaba göstermesi gerekiyor. Enerji, ulaşım ve sanayi altyapılarında köklü değişiklikler şart. Yeşil ekonomi, artık bir zorunluluk. Sağlıklı bir gezegen için bireysel ve devlet nezdinde atılabilecek adımların göz ardı edilmemesi, sorumluluk alınması gerekiyor.

Washington State Üniversitesi’nden Terence Saldanha, hem kar edilip hem de enerji tasarrufu sağlanabileceğini savunanlar arasında. Örneğin, Avusturya’nın ikinci büyük şehri Graz… Şehirdeki tüm aydınlatma araçları, ekoloji dostu olarak modernize edilmiş durumda. Yılda 220 bin Euro tasarruf ediliyor ve bu aydınlatmaların karbon salımında, önceki döneme göre yıllık 500 bin kg azalma sağlaması da çok önemli bir adım.

Geri Dönüşümde de Örnek Ülke İsveç

İsveç’te binlerce evin ısınma ve elektrik gereksinimi çöpten gideriliyor. İsveç halkının da yardımıyla ülkede hemen her çöp farklı kategorilerde toplanıyor ve enerjiye dönüştürülüyor.

Alternatif enerji örnekleri vermeye devam edelim ve İsveç’e geri dönelim. İsveç, geri dönüşüm sayesinde büyük miktarda enerji sağlıyor. Ülkede 250 binden fazla evin ısınma ve elektrik gereksinimi çöpten gideriliyor. İsveç halkının da yardımıyla ülkede hemen her çöp farklı kategorilerde toplanıyor ve enerjiye dönüştürülüyor.

Avrupa’da yenilenebilir enerji geçişine liderlik eden ve 2045 yılında sıfır karbon hedefleyen İsveçliler ısınma ihtiyacını nasıl karşılıyor? İsveç’te öncelikle gerekli önlemler ve tedbirler kanunlaştırıldı, karbon vergisi yürürlüğe konuldu. Kömür günümüzde İsveç‘te elektrik veya enerji üretmenin en ucuz yolu değil ama güneş öyle! İsveç’te kullanılan suyun da yaklaşık yüzde 97’si yenilenebilir enerji sayesinde ısıtılıyor.

Bir zamanlar yüksek miktarda petrol tüketen İsveç, yeşil ekonomiye geçiş ile birlikte on binlerce yerel iş alanlarını devreye soktu. Bir zamanlar sadece çöp olarak düşünülen atıklar, artık bu ülke için “enerji” demek. İsveç, çevreye zararlı enerji sektörlerinin tamamen ortadan kalkacağına, fosil kaynaklara bağımlılığın bitebileceğine inandı ve bu konuda çalışmaya devam ediyor. Darısı diğer ülkelerin başına!

İsraf Edilen Enerji Bile Tüm Evlerin Enerji İhtiyacını Karşılayabilir

Avrupa ülkeleri 2020 yılına kadar enerjide geçiş hedeflerine ulaşmaya çalışıyor ama çoğu ülke, buna ayak uydurmakta zorluklar yaşıyor. Oysa ki yalnızca israf edilen enerji Avrupa’daki tüm evlerin enerji ihtiyacını karşılamaya yetiyor. Daha az enerji harcayan ürünler, her bir ailenin bütçesine yılda 500 Euro kazandırabilir görüşü de hakim. Üstelik bunları sağlayan teknoloji daha ucuz. Yenilenebilir enerji buluşlarının dörtte birinden fazlasının Avrupa firmalarınca gerçekleştirildiğini biliyor muydunuz? Güney Avrupa güneşi ile Kuzey’e, Kuzey’de rüzgarı ile Güney’e enerji verebilirken, Avrupa’nın önündeki Okyanus, enerjiye yüzde 10’luk bir katkıda da bulunabilir. Alternatif enerji sistemleri sayesinde temiz, sürdürülebilir, ucuz ve yaşanılabilir bir dünya mümkün.

Sera gazı emisyonlarını azaltıp doğal karbon yutaklarının zarar görmesinin önüne geçmek ne kadar uzun sürerse, iklim değişikliği etkileri de o kadar yıkıcı olacak. Karbon-nötr geleceğe ulaşmak için kullanılacak yöntem hangisi olursa olsun (yenilenebilir enerjiyi yaygınlaştıran çözümler, karbon emen plastik ve çimento gibi yenilikçi malzemeler, karbon yakalama ve depolama konusunda daha uygun fiyatlı seçenekler veya daha az et tüketimi, daha az karbon emisyonuna dayalı bir beslenme rejimi) bir an önce harekete geçip karbon-nötr olmaya başlamak, tüm dünya ülkelerinin önceliği olmalı.

Henüz yorum yok

bir cevap yazın