Ana SayfaBizden HaberlerGeleceğin iş modeli: Esnek çalışma saatleri (mi?)

Geleceğin iş modeli: Esnek çalışma saatleri (mi?)

Henüz uçan otomobillerimiz belki yok ama teknolojik gelişmeler sayesinde geleceğin iş hayatına şimdiden adapte olmaya başladık. Artık her yerde, saat kaç olursa olsun çalışmak mümkün çünkü internet var! Bu bir bakıma 08.00-18.00 iş rutininin de sonu demek… Ama böyle düşünmeyeler de var.

Teknolojinin ışık hızında ilerlemesi, insanoğlunun birbirine olan güveniyle doğru orantılı değil ne yazık ki… Bu durumda 8.00-18.00 mesai saatlerinin yerini yavaş yavaş alması düşünülen ‘esnek’ çalışma saatleri, gerçekten geleceğin iş yaşamının bir parçası mı olacak yoksa bir hayal olarak mı kalacak?

Gelin, avantaj ve dezavantajlarını masaya yatıralım.

 

shutterstock_329265818

 

Çalışanlar ve işveren arasındaki iletişimi ele alalım. İşveren yerine yöneticileri ya da ara kademe yöneticilerini de koyabilirsiniz. Tabii ki dijital teknoloji bu bağı güçlendirir. Örnek mi? İşyerinde bir metre uzaklığınızda oturan bir kişi ile e-mail yoluyla sürekli iletişim halinde olmanız mümkün. Tabii ki bütün ofis çalışanları ile de… Peki teknolojinin bu yönü, çalışma saatlerini gerçekten ‘esnek’ mi kılıyor yoksa aksine sizi daha çok mu bağlıyor! Alın size bir tartışma konusu…

Ne kadar işinize bağlı olursanız olun, işveren ya da müdür size güvenmiyor! Teknoloji hızla ilerliyor ama insana güven, aynı doğrultuda ilerlemiyor. Yalnızca müdürün çalışanlara güvenmemesi de değil sorun… Çalışanlar da müdüre ya da müdürlere güvenmiyor! Muhtemelen aynı iş alanında meslektaşların birbirine olan güveni de tam değil ki patron bu ‘güvensizlik ortamı’nda belki de başı çekiyor!

Oxford Üniversitesi’nden ekonomi uzmanı Rachel Botsman, ‘kurum içi güven’in dijital çağa göre dizayn edilmediği görüşünde. Meslektaşlarımızı anlamak için daha az zamanımız var. Kimsenin kimseye çok fazla tolerasyonu yok.

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden Sherry Turkle ise dijital çağın ‘empati’nin bitişi anlamına geldiğini doğruluyor:

“Karşımızdaki kişinin yerine koymamaya başladık kendimizi… Daha az anlayışlı oluyoruz. Bunun en büyük nedeni de içinde bulunduğumuz dijital çağ.”

GÜVENSİZLİK KORKUYU DOĞURUR

Mesaj, e-mail, aplikasyonlar derken teknolojinin tüm nimetlerinden yararlanıyoruz -tabii ki yararlanacağız- ama yüz yüze iletişim gibi ‘insani’ yanlarımız da yavaş yavaş yok oluyor. Güvenin yok oluşu, korkuyu da beraberinde getiriyor. Bir patronun ya da müdürün ofis dışındaki bir çalışanının ‘gerçekten’ çalıyor olduğuna inanması için face time’a başvurmasının nedeni de bu aslında… Gerçekten çalışıyor mu? İşiyle ilgileniyor mu? İşinin başında mı? O zaman canlı canlı bir konuşalım bakalım, deniyor ve face time açılıyor!

Minnesota Üniversitesi’nden sosyoloji profesörü Phyllis Moen buna ‘Mother, may I’ (Anne, yapabilir miyim?) problemi diyor: “Müdürlerden ofis dışında ya da daha esnek saatlerde çalışmak için izin istemek yerine kimi zaman pembe yalanlara da başvuruluyor. Örneğin, bir akrabamızın bizim yardımımıza ihtiyacı olduğunu söylüyoruz ya da bir doktor randevumuz olduğunu… Ya da en basit şekliyle daha üretken olmak için kendi çalışma saatlerimizi belirmek istiyoruz.”

Geleceğin iş yaşamı hakkında psikologlar da çalışmalar yürütüyor. Aslında biz rahat rahat, ofis dışında çalıştığımızı düşünürken modern teknolojinin ‘nimetleri’ yüzünden George Orwell’in muhteşem romanı 1984’teki gibi izlenmiyor muyuz? Alın, bir tartışma konusu daha! Her an e-mail gelebilir, face time sayesinde nerede olduğumuz kontrol edilebilir, mesajlar gün boyu hiç bitmez! O zaman ofis dışındaki ortamın gerçekten özgür bir alan yarattığı savunulabilir mi? “1984” sendromu da artı stres sebebi tabii… Aman dikkat! İzleniyorsunuz!

PEKİ NE OLACAK? 

‘Esnek iş saatleri’nin hukuk, muhasebe gibi beyaz yakalı birçok geleneksel meslek grubunu da tehdit ettiği başka bir görüş… Dolayısıyla ne olursa olsun “Hizmet beklediğimiz insanlar karşımızda olsun, yüz yüze iletişim en güzeli” diyenler de az değil. Bunun altında ‘görmediğimiz’e güven duymayışımız da yatıyor tabii… Ama teknolojinin galip geleceğini düşünenler en iyi örnekleri de sanal gerçeklik üzerinden veriyor. Şimdiden gayrimenkul şirketleri, sanal gerçeklik üzerinden satış yapmaya başladılar bile… Dolayısıyla belki ‘beyaz yakalılar’ yok olmayacak ama ‘evrilecek’ler diyenler de var.

Ya “Ne yaparsak yapalım, yaptığımız işi aşkla yapalım” diyenler? Bunun için uzun araştırmalara gerek yok. Yapılan işin sevilerek yapılması, yaratıcılığı, iş verimini artıyor, bu bir gerçek… İngiltere’deki Warwick Üniversitesi’nin bir araştırmasına göre ‘mutlu iş ortamı’, çalışanları yüzde 12 oranında daha üretken kılıyor. Mutlu çalışanlar, zamanı daha iyi kullanıyor, meslektaşlarıyla da iyi ilişkiler kuruyor.

Hayat tabii ki işten ibaret değil… Ama iş yaşamındaki mutluluk, hayatın kalitesiyle doğru orantılı. İspanya’daki büyük bir şirket, çalışma saatlerini 8.00-15.00 olarak değiştirmiş ve iki saatlik öğle yemeği molasını kaldırmış. Beş yıl içinde görülmüş ki bu yeni uygulama sayesinde 09.00-19.00 (iki saatlik öğle arası dahil) saatleri arasındaki çalışma performansı, neredeyse yüzde 90 oranında artış göstermiş.

 

shutterstock_266758805

 

ALIŞKANLIKLARIN DEĞİŞMESİ 

İş ortamını nasıl değiştirirsiniz? Eğer mümkünse, çalışma standartlarınızı uluslararası kurallara göre şekillendirin. Doğum izninden dönen ‘yeni’ annelerin çalışma saatlerinde neden yeni bir düzenleme yapılmasın? Esnek çalışma saatleriyle bunun mümkün olduğu ve ‘yeni’ annelerin daha zevkle işlerine sarıldığı da gözlenmiş.

Belki de iş hayatında ‘sonsuz’ bir özgürlük olmayacak ama mevcut iş ortamını teknolojinin nimetlerinden yararlanarak ve çalışanların mutluluğunu da göz önünde bulundurarak ‘şekillendirmek’ mümkün… Ne dersiniz?