Ana SayfaTeknolojiBiyotekGelecekte Robotlarla Yaşamak Nasıl Olacak?

Gelecekte Robotlarla Yaşamak Nasıl Olacak?

Ebû’l İz İsmail İbni Rezzaz El Cezerî, kısa ve bilinen ismi ile El Cezeri’yi duymuşsunuzdur. 1136–1206 yılları arasında yaşayan El Cezeri, robotik ile ilgili bilinen en eski çalışmayı yapan kişi olarak geçer. Bu esrarengiz mucit; Fil Su Saati, Saz Çalan Robotlar gibi döneminin ötesinde inovasyon ve fikirlere sahipti. Bazı literatürlerde MÖ 300 yılında Yunan bir bilim insanı tarafından buharla çalışan bir “güvercin” icat edildiği bilgisi olsa da; El Cezeri’nin icatları, yazılı kaydı bulunan ve görece daha resmi sayılan bir konumdadır. Bu yaratıcı ve zeki insanın zamanında yaptığı otomatik makineler, günümüzün mekanik ve sibernetik bilimine ışık tutan icatlardır. Ayrıca kendisinden sonra gelen ve zamanının ötesinde pek çok fikre ve icada sahip Leonardo Da Vinci’yi de etkilediği bilinmekte.

Neden mi bunlardan bahsettik? El Cezeri ile başlayıp bir süre sonra insanın kendine benzeyen “yardımcılar” yaratma tutkusuna dönüşen bu iş, günümüzde vatandaşlık hakkı kazanan robotlara dek vardı ve daha da ileri boyutunu merakla bekler hâle geldik. Sınırları zorlamakta ve bir sonraki adıma ulaşmakta sabırsızca uğraş veren insan, aynı zamanda kendi zekâsının sonuçlarından ürker oldu. Dolayısıyla her ne kadar robotlar şu an için kontrolümüz altında olup, bizlere farklı alanlarda çeşitli faydalar sağlasalar da bahsettiğimiz bu çatışmadan doğan çeşitli komplo teorileri de mevcut.

Bahsettiğimiz komplo teorilerine aslında yıllardır izlediğimiz film ve dizilerden veya okuduğumuz bilim kurgu romanlarından aşinayız: insanlıktan daha üstün bir ırk haline gelen robotlar, insanların işlerini ellerinden alan robotlar, dünyayı ele geçirmeye çalışan robotlar, insanlara âşık olan robotlar, bir insanın görünümüne ve duygularına sahip olmayı kafasına koyan yapay zekâlar…

Tüm bunlar bir gün gerçekleşir mi? Eğer olması mümkünse bile ne kadar yakın gelecekte gerçekleşir bilemeyiz ama şimdilik futbol oynayabilen robotlar ya da resim yapabilenler mevcut. Örneğin, yakın zamanda Massachusetts Teknoloji Üniversitesi (MIT), uzun zamandır üzerinde çalıştığı saatte 8 km hıza ulaşabilen ve ters takla atabilen “çita” ismini verdikleri robotlarını, kendi aralarında “futbol” oynarken görüntüledikleri bir video yayınladı.

Rusya, “insansı robot” Fedor’u hem astronotlara yardım etmesi hem de yeni şeyler öğrenmesi için Uluslararası Uzay İstasyonu’na gönderdi. Öte yandan son dönemde ameliyat yapabilen cerrah robotların giderek geliştirildiğini ve robotik kollar yardımıyla artık çeşitli operasyonlar yapılabildiğini biliyoruz. Aynı zamanda robotik gözleri ile gördüğü nesneleri veya insanları resmedebilen robotlar ile “robot sanatı” diyebileceğimiz ayrı bir sanat dalının gelişmesine ramak kalmış gibi görülüyor.

Fritz Lang, 1927’deki “Metropolis” filminde ilk defa makine-insan olan “Maschinenmensch” isimli robotu kullanırken, bilim kurgu yazarı Isaac Asimov 1941’de robot teknolojisini tanımlamak için “robotik” kelimesini ilk kez kullanıp, robot endüstrisinin güçlü yükselişini öngörürken her şeyin bu kadar hızlı olabileceğini de tahmin etmişler miydi acaba?

İnsanların son dönemlerde belki robotların dünyayı ele geçirmesinden ziyade korktukları şey, işlerini ele geçirmesi. Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) son araştırmalarına göre 2025 yılına geldiğimizde günümüzde insanlar tarafından yapılan işlerin hemen hemen %52’sini robotlar üstlenmiş olacak. Peki, bu endişe duymamız gereken bir şey mi? Yoksa bu sayede biz insanların daha çok vakit ayırmak istediği ve belki de gerçekten ilgilenmesi gereken şeylerle ilgilenmesine olanak tanıyacağı için aslında iyi bir şey mi? Bu konuda genel olarak insanlar arasında bir fikir ayrılığı söz konusu diyebiliriz.

Düşünmesi ilginç bir başka açı ise filmlere ve romanlara konu olan robotların insanlara âşık olabilme ihtimali. “40 yaşın altında 40 olağanüstü bilim insanı” arasında gösterilen Alman yapay zekâ uzmanı Prof. Björn Schuller, insan-robot aşkına şahit olmamıza çok da uzun yıllar kalmadığını söylüyor. Schuller’e göre yakın gelecekte kendimizi, aşk acısı çeken bir robotu teselli ederken bulabiliriz. Bu noktada aklımıza “Her” filminden bir diyalog geliyor:

– Nasıl birisi peki? 
+ Adı Samantha. Kendisi bir işletim sistemi. Çok karmaşık ve ilginç birisi… 
– Bir dakika! Affedersin… Bilgisayarınla mı çıkıyorsun? 
+ O sadece bir bilgisayar değil. Kişiliği var. Sadece istediğim şeyleri yapmaktan ibaret değil. 
– Öyle bir şey demedim. Sadece gerçek hisleri kaldıramamana üzüldüm.

Yine hayal etmesi belki de en ürkütücü ama aynı derecede zevkli konulardan bir diğeri ise yapay zekâların kendi varlıklarının farkına varıp birbirleri ile iletişime geçmeleri, kendi seçimlerini yapabilir konuma gelip belki de insanlara karşı birlik olmaları. Tıpkı “Westworld” adlı dizide anlatıldığı gibi… Geçtiğimiz yıllarda iki Google Home’u karşılıklı konuşturan bir kullanıcının bu denemesi ile henüz daha basit seviyelerdeki yapay zekâ sistemlerinin dahi bu derece ileri gitmesi düşündürücü.

Tüm bu komplo teorileri ve yapay zekâların çılgınca gelişimi insan ve robot ilişkisini hangi noktaya getirir bu konuda bilirkişi olarak konuşamayız, fakat şimdilik kontrolün bizde olduğunu ve yararlı amaçlar doğrultusunda geliştirilip destek aldığımız robotlar üzerinden kendimizle gurur duymamız gerektiğine odaklanalım. Ve onları “Star Wars”taki C-3PO ile R2-D2 sevimliliğinde görmeye devam edelim.

Henüz yorum yok

bir cevap yazın