Ana SayfaBizden HaberlerGençlik Treni Günlüğü – Ahmet Evis

Gençlik Treni Günlüğü – Ahmet Evis

İlk Gün

İnsan ne zaman yaşlandığını hissederse bence bu trene binmeli, ya da bu insanlarla tanışmalı, kalabalıklara karışmalı belki ancak o zaman taze bir kan dolaşır hem bu hızda, bu şiddette. 27 yaşında bir çocuk olarak hayat bulduğum yerden birkaç satır bir şeyler yazmak istiyorum sizlere. Neşe mi tekrar kazandığım, umutsuzlukları ve mutsuzlukları bir köşeye bıraktığım dertsiz tasasız bir trenden Çukurova Gençlik Treni’nden bahsetmek istiyorum sizlere. Tren Mersin’den kalktığında mahalleden iki arkadaşımda yanımdaydı. Eğlenceli olur diye biraz düşünmüştüm, ama yaşadığım eğlencenin yanında düşünmek kelimesi o günlere hakaret olur. Adana’ya geldiğimiz zaman güzel bir ekip karşıladı bizi çok sıcakkanlılardı. Onlarla birlikte Adana Merkez Camii’ne geldik ve huzur dolu namazımızı kıldık. Ardından Sinema müzesi ve Atatürk Evini dolaştık. Eskilerden çalan bir müzik gibi huzur veren kalabalık ama sakin ruhların günüydü o gün. Taş köprüde birkaç anı fotoğrafı ve vazgeçilmez Adana Kebabı ile günü bitirmek eşsizdi. Teşekkürler Adana Gençlik İl Spor Müdürlüğü.

2. gün

Sivas’a vardığımızda yüzümde bir tebessüm içimde bir kıpırtı oluşmuştu. Tam 12 ay evet evet az buz değil tam 12 ay askerlik yapmıştım ben bu şehirde. Şu köşede, şu kafe de, şu fırında hemen hemen her yerinde bir anım vardı. Hatırladım ve mutlu oldum. Tek tek tarihi yerlerini gezdik ama benim merakla beklediğim Sivas Divriği Cami’ydi. Çünkü ihtişamını daha önce çok duymuştum , oraya varana kadar bütün arkadaşlarla tanıştık ve dost olduk. Aramızda 10 yıllık arkadaşımla aramızda geçmeyecek sohbetler geçti. Zamanın su olduğu vakitlerdi. Ardından Divriği ye geldik. Tüm ihtişamıyla karşımızdaydı ve hayran kalmamak elde değildi. Anlatılacak olanlar anlatıldı, gezilecek olanlar gezildi ve her şey bittikten sonra bile kendime gelemedim. Sanırım Divriği yi bir daha hiç unutmayacağım çünkü dünyada bir ilk olduğunu biliyorum artık oranın. Ben trende bunları düşünürken Tabu oynayalım dediler, tabi neden olmasın dedim. Oyunu ögrettiler ve başladık. Kendi takımıma öyle bir zarar verdim ki karşı takım ben olmasam kazanamazdı, ama yine de kimse bir şey demedi, sadece güldürdü bu bizi sanırım, dostluğun anlamını kavrayanlardandık.

3.Gün

Sabah gözlerimizi Kayseri’de açtık. Büyük bir Elektronik Müze Mimar Sinan’ı anlatıyordu. Dinledim hayran kaldım, hayran kaldıkça dinledim. Her ekranda bir başka Mimar Sinan vardı sanki. Bir adam bu kadar çok şeyi bu kadar sürede nasıl yapar diye düşünürken, şehrin merkezinde ki kaleye varmıştık. Sanırım Türkiye’de şehir merkezinde kale bulunan sadece 3 il varmış. Biri Antalya, biri İstanbul diğeri de Kayseriymiş. Kale etrafında dolaşırken arada konakları falan da gezdik. Sonra serbest bırakılan zamanda Kayseri Forum ve Yer Altı Çarşısı’nı dolaştık. Orada mükemmel bir saz ziyafeti dinledik. Sonra da bankalar caddesinde uzun saatler içilen mükemmel çaylar. Çaylar mükemmeldi ama onuu mükemmel yapan sohbetlerdi. Türkiye’nin dört bir yanından birbirinden bu kadar farklı adam bu kadar kısa sürede nasıl iyi anlaşır biz bunu gördük. İyi ki gördük. Sadece ve sadece bunun için bile binlerce kez teşekkür edebilirim herkese Teşekkürler Dostlarım, teşekkürler Dünya!