Ana SayfaBizden HaberlerGençlik Treni Günlüğü – Ayşe Betül Baytürk

Gençlik Treni Günlüğü – Ayşe Betül Baytürk

Yurdumun hiç görmediğim güney ve orta kısımlarını gezmek için otobüse bindiğim İstanbul’dan 12 saat sonra Adana Merkez Otogarı’na gelmiştim. İstanbul’dan sonra sessizlik ve sakinlik şehre hakim gibi gözükse de gezmeye başladığımızda Adana’nın da kendi has güzelliklerinin ve insanının olduğunu anladım.
Atatürk Müzesi ile başlayan yolculuğumuza Sinema Müzesi ile devam ettik. Atatürk Müzesi Kemal Paşa’nın orada bulunduğu süre içinde konakladığı tarih kokan köşktü. Gazi Mustafa Kemal, Adana ile ilgili hissiyatını anlatmak için 1923 yılında şu cümleyi kurmuştur “ Bende bu vekayiin hiss-i teşebbüsü bu memlekette bu güzel Adana’da vücut bulmuştur”
Adana Sinema Müzesine girdiğimizde ülkemizin önemli ve kaliteli birçok sinema sanatçısının, yapımcısının ve yazarın kökü Adanus’tan gelen bu topraklarda yetiştiğinin farkına varıyoruz. Bu önemli isimler Yılmaz Güneyden Muzaffer İzgi ye Orhan Kemal den Müslüm Gürses’e kadar gitmektedir.
Sonraki durağımız Ulu Cami’dir. Zamanın geleneği olan cami etrafında medrese bu yapıda da görülmektedir. Giriş kapısı Mısır eserlerini andıran siyah-sarı taşlarla dizilerek ve süsleme sanatı icra edilerek buluşmuştur. Daha sonra yolumuz Seyhan Nehri üzerinde Mimar Auxentus tarafından yapılan Taş Köprü’ye düşmektedir. Roma döneminde M.S. 384 yılında yapılan bu eski köprü yakın zamana kadar şehir içi trafiğinde kullanılmış fakat şimdi sadece yaya trafiğine açıktır.
Taş Köprü’nün hemen ilerisinde Merkez Camii’ne uğruyoruz. Yapımında yarı yarıya yardımı bulunan Sabancı Holding’den dolayı Sabancı Merkez Cami olarak da anılmaktadır. Caminin yapımı 1988 yılında, çok eski olmamakla birlikte minarelerinden kubbesine kadar kullanılan ölçüler İslam dini için önemli olan sayılardan oluşturulmuş. Örneğin 6 minaresinden ikisi 99 metre yani Allah-u Teâlâ’nın Esma-ül Hüsna’sını temsil etmektedir. Diğer minareler 75 metre olup toplam farzlara işaret etmektedir. Bu ziyaretten sonra yolumuz adananın ilim yuvası Çukurova Üniversitesi’ne düşmektedir. Üniversite dil bilimlerinden idari bilimlere, mühendislikten fen edebiyata kadar birçok fakülte ve bölüm okutuluyor. Lisede ki Fransızca hocam mezun olduğu bu üniversiteden ve manzarasından bize bahsederdi. Yıllar sonra ona hak verecek manzaraya bende şahit oluyorum. Kampusun içinden yamaçtan bakarcasına görülen mavilik doğanın muhteşem renklerini insana hatırlatıyor. Manzarası için tercih edilebilecek okullardan biri olduğunu söyleyebilirim. Gezimiz bittikten sonra Adana Tren Garı’na gelip odalarımıza yerleşiyoruz normal hayatı bir trende seyahat halinde geçirmek benim için bu gezinin en önemli yanlarından birisiydi; gerek elini yıkarken pencereden manzarayı seyredebilmek olsun gerekse konuşurken, yemek yerken ya da uyurken raylardan çıkan sesi duymak veya sallanmak bambaşka bir deneyim. Kendini bir film karesinde hissetmeme neden oluyor özelliklede kitap okurken kafamı kaldırdığımda nerde olduğumu fark ettiğimde…
Akşamın ilerleyen saatlerinde toplantı salonunda toplanıyoruz. Bu takdir edilecek organizasyona ev sahipliği yapan bakanlığın tanıtımı yapılıyor ve çok yerinde tercih olan eskiden okumuş olduğum Gençlerle Başbaşa kitabi ile Safahat Öyküleri hediye ediliyor program bittikten sonra bunları yazarken buluyorum. Trenin uzun bir Sivas yolu var ve bizde de göreceğimiz yerlerin heyecanı…