Ana SayfaBizden HaberlerGençlik Treni Günlüğü – Cafer Usta

Gençlik Treni Günlüğü – Cafer Usta

Çok yolculuk yaptım, bu yolculukların çoğunu hatırlamak kolay değil. Kiminleydim, nereye gidiyordum ya da neden gitmiştim, hatırlamak zor hatta bazen imkânsız.
Aslında bunun nedenini, gençlik treni ile yaptığın yolculuk sayesinde anladım. Normalde, yolculuklar sadece oturmaktan ibarettir ve genelde yanınızdaki insanı bile tanımazsınız, sıkılırsınız. İş olsun diye insan genelde yolu seyreder. Telefon ve internet nasıl mektubu yok ettiyse, otobüsler ve uçaklar da treni o şekilde unutturmuş bence.
Hiç tanımadığım seksen kişiyle aynı trende, unutamayacağım bir gezi yaşadım. Hepsi de aynı yörenin insanları olan bu insanlarla yakınlaşmak inanılmaz bir deneyimdi.
Yola çıktığımız ilk gün “Yarabbim bu tren ne kadar da yavaşmış, of biter mi bu yol!” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Ne kadar da peşin hükümlüymüşüm. Kayseri ilk durağımızdı. Hiç yakından görmediğim bu şehri, rehberlerle gezmiş olmak beni oldukça aydınlattı. Bir Anadolu şehrinde, İstanbul’a oranla daha fazla düzen ve tertip görmek, yönetimlerdeki beceri ve ulaşımdaki rahatlık beni adeta büyüledi. Ah, bir de “aile boyu” diye tabir ettiğimiz simitler çok değişik. Müze beklediğim kadar güzel olmasa da, şehirdeki mezarlıklar ve mezarlıklardaki iç düzen beni şaşırttı. Mezarlıklar, sokaklar gibi bölüm bölüm ayrılmış ve abartılmadan süslenmiş.  Modern kente yakışır bir görüntü olmakla birlikte, büyük şehirlerde dahi göremediğim bir durum.
Erciyes Dağı, “Keşke kış mevsiminde de görebilsem” dediğim bir yer, imkânım olursa kışın tekrar geleceğim. Tüm şehrin ayaklarımızın altında olması, bizi bir kuş gibi havalandıran teleferiğin rüzgâr estiğinde sallanması ve dağın zirvesindeki karı görmek, Erciyes Dağı’nın mistikliğini ve güzelliğini çok iyi tamamlayan ayrıntılardı. Birinci günün ardından, yolculuğa devam ederken, trenin bir güzelliği gözüme çarptı ki bu daha önce hiçbir ulaşım aracında görmediğim bir şeydi: Köyler ve mezralar, bize hiç tanımadığı halde,  şapkasını çıkarıp sallayarak selam veren çiftçilerle doluydu. O çiftçilerin sıcaklığına tanık olma şansını trenden başka hangi ulaşım aracı size verebilir ki?
İkinci gün,  kahvaltıdan sonra Divriği İlçesi’ne gittik. Sıranın orada bizi, eşsiz ama biraz unutulmuş, bakımsız bir kale ve camii karşıladı. O sıcak ilçede, dünya mirasının bulunduğunu bize rehber Unesco söyledi. Fakat caminin muhtelif yerlerinde görülen, günümüz insanın yazdığı yazılar ve çizimler çok üzücü ve can sıkıcıydı. Bunu benimle birlikte tüm arkadaşlarım hissetti.
Bu kısa gezinin ardından yine tren ile Sivas Merkezi’ne doğru yola çıktık. Sivas benim için çok farklı bir şehir; Cumhuriyet’in önemli tarihi anlarına şahitlik eden mekânların bu şehirde bulunması, Sivas’ı görmek için hissettiğim isteği artırıyordu. Şehir, beklenilen ve umut edilen bir Anadolu şehri kongre binasının ve Atatürk’ün kaldığı odanın varlığı ile tarifi imkânsız haz ve keyif hissinin kalbimi kaplamasına neden oldu. O mekânda verilen kararların önemi ve sergilenen eserlerdeki etkileyicilik, kendimi o dönemde hissetmeme neden oldu. Gün sonunda, tatlı bir yorgunluk ve her şeyi bırakmışlık hissiyle trenle Ankara’ya doğru yola çıktık.
Yolculuğumuzun son günü çok zevkli geçti. Artık herkes birbirine alışmış ve şakalaşmaya başlamıştı. Hatta birbirimizi gelmiş olduğumuz illere davet ettik. O zaman anladım ki, aslında amaç seksen kadar genci iki şehri gezdirerek reklam yapmaktan öte, bu insanların kaynaşmalarına aracı olmaktı. Gezimizin başlangıcı olan Anıtkabir, çocuklumun hayran olduğum lideri, şimdi yokluğunu hissettiğim Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedi istirahatgahı, gezmek için can attığım bir yerdi. Her anında tüylerimin diken diken oldu. Organizasyonda yer alan rehberlerin anlatımıyla, sanki o zor günleri, mesela Çanakkale Kurtuluş Savaşı’nı hissetmiş gibi oldum.
Hacı Bayram Veli Türbesi, yanında yer alan eski yıkıntı sayesinde buram buram tarih kokuyordu. Belki de çok cami gezdiğimden Kocatepe Camisi beni o kadar etkilemedi ancak, Medeniyetler Müzesi’ni gezerken rehberimiz, adeta anlattıklarını yaşıyor gibi görünüyordu.
Midas’ın hikâyeleriyle, Hitit Tarihi fotoğraflarını almak için şimdiden çok heyecanlıyım. Türkiye Ekonomi Bankası Temsilcisi olarak seyahatin başından beri bizler ile bulunan Mert Bülent Uçma, kendi fotoğraf makinesi ile bizi hiç kırmadan ve bıkmadan usanmadan fotoğraflarımızı çekti. Çok cana yakın bir arkadaşımızdı, kendisine de ayrıca teşekkür ediyorum. Bu gezinin sona erdiğine üzüldüm ama her güzel şeyin bir sonu vardır. Teşekkürler TEB, teşekkürler Gençlik ve Spor Bakanlığı.