Ana SayfaBizden HaberlerGençlik Treni Günlüğü – Cihan Ayhancı

Gençlik Treni Günlüğü – Cihan Ayhancı

Öncelikle, Gençlik Treni’nden nasıl haberdar olduğumu açıklamak istiyorum. Bir gün, yurtta arkadaşım ile muhabbet ederken arkadaşımın söylemesi ile haberim oldu. “Ya Cihan, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Gençlik Treni diye bir projesi var ona katılsana” dedi. Benim gibi gezmeye meraklı bir kişi hiç durur mu? Hemen internetten araştırmaya başladım. Meğerse proje tam benlikmiş. Bu arada yakın arkadaşlarıma da sürekli bahsediyordum “gidelim” diye. Bazısı kulak ardı etti, bazısı aldırış bile etmedi. Kesin kararlıydım trene binmeye, sadece kiminle gideceğimi belirlemeye çalışıyordum. O kişi de plana göre, amcaoğlum olacaktı ama çıkan acil bir işi sebebi ile olmadı.

Şimdi de seçilme hikâyeme gelelim. Her gün Gençlik Treni sitesini takip ediyordum, acaba başvuru formları ne zaman gelecek diye. Sonra bir baktım başvurular başlamış, ben de hemen Karaelmas’ı seçtim. Çünkü daha önce hiç Karadeniz Bölgesi’nin denizinin uçsuz bucaksız mavisini görmek, doğasındaki yeşilin içinde kendimi kaybedip dinlemek şansım olmadı. Bir gün (trenin kalkmasından üç gün önce ) öğlen uykuya daldım. Telefon çalıyordu, uyku sersemi bir halde cevap vermek kolay olmadı:

– Alo buyurun?

-İyi günler, ben Gençlik ve Spor Bakanlığı’ndan arıyorum, siz yedek listedesiniz. Kontenjanda boşluk var sizi alalım mı ister misiniz?

– Tabi ki de!

Dedim ve projeye katıldım. Bindim otobüse, istikamet Zonguldak. Bu arada korku da yok değil hani; ilk defa gittiğim bir yere yalnız gidiyordum sonuçta. Aklımdan bin bir türlü şey geçiyor. Neyse, geldim Zonguldak’a. Hiç bilmediğim bir yerdeyim ve yalnız başımayım, haliyle seyyahız canım. Sordum soruşturdum, birisi “Ulu Cami’ye git valilik binasının oradaki anıtlar güzeldir oraları gez” dedi. Söylenene uyup oraları gezdikten sonra sıra geldi istasyona gitmeye. Tabii önce bir karnımı doyurdum. Tam gara yaklaşmışken bir baktım, olay var! Polislere bakarken bir baktım ve benim Hüseyin’i görmeyeyim mi! Çocukluk arkadaşım neye uğradığını bilemedi beni görünce. Ardından istasyona geldim. Tabii haliyle, erken geldiğim için ortalıkta kimseleri bulamadım. Sonra birisi geldi, yanıma oturdu. “Merhaba arkadaş, siz de mi Gençlik Treni için geldiniz?” diye sorunca “evet” dedim ve böylece sohbet etmeye daldık. Konuştuğum kişi Adıyamanlı Hüseyin Beybay’dı. Hüseyin Kardeşimin bu projede yer almak için Adıyaman’dan on sekiz, on dokuz saat yol geldiğini öğrendim. Gençlik aşkı işte budur. Sonra yanımıza Kerem Ağabey geldi. Kendisi 18 Mart Üniversitesi’nde Peyzaj Mimarlığı okumuş, daha yeni mezun olmuş can ciğer bir ağabey. Bu arada Kerem abi Sakarya’dan gelmiş. Ardından, yanımıza Emre geldi. Emre de Zonguldak Çaycuma yani kendi memleketinden katılan bir arkadaşımızdı. Tren önünde yerleşim düzeni ayarlandı. Hatıra fotoğrafı çektirildi.

Nihayet yolculuğumuz başlıyor. Yolculuğumuz başladıktan sonra, Anıl Ağabey ile tanıştık. Anı Ağabey İHA’da muhabirlik yapıyormuş. Kendisi Zonguldak ve Karabük hakkında bayağı bilgiliydi. Yemek vagonundaki muhabbetimiz o kadar güzeldi ki anlatamam. Anıl Ağabey’den bir muhabir nasıl haber hazırlar, haber hazırlarken kimlerden yardım alır, muhabirler ve ajanslar kendini nasıl finanse eder bunların hepsini öğrendim. Nereden nereye… Gelirken, içimde bulunan “yalnız başıma ne yaparım?” düşüncesi yerini, dört tane can ciğer dostla vakit geçirmenin keyif dolu hissine bıraktı. Bu arada, Karadeniz’in eşsiz güzellikleri arasında, ırmakların üzerinden bana mısın demeden yol alıyoruz. Hani herkes anlatırdı Karadeniz’i, televizyonda da izlerdim ama insanın bu güzellikleri kendi gözüyle görmesi ayrı bir güzel oluyormuş. Teşekkürler Gençlik ve Spor Bakanlığı.

Karabük’e geldik, aman Allah’ım o nasıl bir tesistir! Kardemir Demir Çelik Fabrikası’ndan bahsediyorum. Ucu bucağı olmayan bir tesis gibi geldi bana. Saatler 20.40’ı gösterirken, akşam yemeği dağıtımının anonsu duyuldu. Görseniz sanki lokantada yapılan bir akşam yemeği!  Hatta o yemeklerden daha da leziz bir yemek yedik. Teşekkürler Ray Restoran. Sıra geldi sorumlu görevlilerin konuşmalarına, konuşmayı bizim meşhur Erol Tak Ağabey gerçekleştirdi. Ne yapıp ne yapmamamız gerektiğini hatırlattı. Sonra sözü alan diğer sorumlu beyin konuşması beni çok etkiledi. “Evet gençler, sizler şahsına münhasır kişilersiniz” sözleriyle başlayan konuşmasında, altı ay önce atandıkları bu uzmanlık görevinden, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın misyonundan bahsetti. Önceden gençlerin sorun olarak algılandığını söyledi. Ancak “bizim edindiğimiz misyonda, gençler sorun değil, bu toplumun fertleridir ve onlar bizim yarınlarımız olacaktır” dedi. Bu konuşma Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Suat Kılıç Bey’in ve uzmanlarımızın gençlere ne kadar önem verdiğinin göstergesidir. Bu arada sponsorlardan da bahsedildi. Türkiye Ekonomi Bankası’na bu projeye katkılarından dolayı teşekkür ederim, inşallah bu proje başarı ile sonuçlanır ve gelecek projelere ilham kaynağı olur. Bugünlük bu kadar uyku bastı göz kapaklarım dayanamaz halde. İyi geceler sabah gözümüzü Kayseri’de açacağız. 05.07.2012

Evet, bu yorgun günün sonunda ikinci günümüzü yazmaya başlıyorum. Mışıl mışıl uyurken kahvaltı sesiyle uyanıp doğruca kahvaltı yapmaya gittik. Güzel bir muhabbet eşliğinde harika bir kahvaltı yaptık. Bu arada uçsuz bucaksız arpa, buğday, şeker pancarı tarlaları arasından geçiyoruz. Erciyes Dağı görünmeye başladı ve işte Kayseri’deyiz. Bizi gezdirecek olan görevli rehberler tarafından istasyonda karşılandık. Program tekrar hatırlatıldı ve otobüslere takdim edildik, böylece Kayseri turu başladı. İlk durağımız Kayseri Merkez Kadir Has Kent Müzesi. Bu müzede, müze müdüründen paleontolojik dönemde başlayan  Kayseri tarihini, daha önce burada hangi milletlerin yaşadığını, hangi devletlerin hakimiyeti altında yaşadıklarını ve meşhur ticaretlerini dinledik. Yapılmış kent krokisinde kentin yapısını inceledik. Nüfus yapısını, geçim kaynaklarını ele aldık. Müzede aynı zamanda Mimar Sinan için hazırlanmış bölüm vardı. Yaptığı şaheserleri ve Kayseri’ye olan katkısını gördük. Müze gezisi verimli geçti.  Arkeoloji Müzesi’ne gittik. Kayseri’de ve çevresinde önemli tarihi yerlerde yapılan kazılar sonucu ortaya çıkan parçaları ve eşyaları inceledik. Lahitler, ziyaret eşyaları, vazolar, sütunlar, heykeller ve daha birçok eşya hakkında bilgi aldık. Konak içinde yapılan canlandırma çok ilgi çekiciydi. Orijinal tavan işlemeleri, mükemmel ahşap işlemeleri harikuladeydi. Müze yetkilisinden aldığımız bilgiye göre, binanın sahibi Kayseri Emiri Mustafa Bin Abdullah Bey’dir ve bina 1419-1497 yılları arasında yapılmıştır. Kitabelerden Mustafa Bin Abdullah Beyin Bursalı olduğu anlaşılmış.  Buradan yola çıkarak yapımında Bursalı ustalar çalıştırılmış. Konak Haremlik Selamlık olarak iki bölümden oluşmakta. Selamlık bölümü konağa sonradan eklenmiş ve bugün Etnografya Müzesi olarak kullanılmakta. Konakta ilginç bir olay yaşadık. Konağın ikinci katına hizmetçi odasının üzerindeki ahşap merdivenler ile çıkılıyor.  Bir anda herkes merdivene yüklenince müze yetkilisinden ciddi bir ikaz aldık.  Fatih Sultan Mehmet1468 yılında burayı bir Osmanlı eyaleti haline getirmiş. Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi, Kayseri’de “çifte medrese”  adıyla tanınan bina birbirine bitişik açık avlulu iki yapıdan teşekkül ediyor. Batıdaki bina şifahane,  doğudaki tıp medresesidir. Binada bulunan kitabeden şifahanenin 1205 yılında Kılıçaslan’ın kızı ve 1. Gıyaseddin Keyhüsrev’in kardeşi Gevher Nesibe vasiyeti üzerine inşa edilmiş. Rivayete göre, Gevher Nesibe Hatun Abisi 1.Gıyaseddin Keyhüsrev’in arkadaşlarından birine aşık oluyor. Fakat ağabeyi izin vermiyor ve Gevher Nesibe hastalığa yakalanıyor. Abisi artık dayanamıyor ve ona vasiyetini soruyor. Oda vasiyet olarak bir tıp merkezi yapmasını ve burada insanların ücretsiz tedavi edilmesini istiyor ve bu rivayete göre yapılıyor. Dünyanın ilk tıp medresesi olarak geçtiği söylenmekte. Binanın içi o kadar ilginç ki, akıl hastanesi kısmına akıl hastalarının tek başına kalması için küçük olarak yapılmış. Yoğun bir program geçiriyoruz, haliyle acıktık öğle yemeği vakti. Gevher Nesibe Hatun Tıp Tarihi Müzesi’nden çıktık, ekmek arası köftemizi yedik. Yeni istikamet Erciyes Dağı’nın eteği, teleferiğe binmeye gidiyoruz; Hacılar Mevkii’ne. Yolculuk sırasında çalan Ankara havası eşliğinde otobüs kopuyor. Bir ara yorgunluk bastı beş on dakika kestirmişim. Heyecan büyük, ilk defa Kayseri’ye geldim ve ilk defa Erciyes Dağı’na doğru yol alıyorum. Yani bu proje sayesinde birçok ilki yaşadım. Erciyes Dağı tüm ihtişamıyla karşımızda bizi bekliyor. Hey Koca Erciyes sen ki yıllar önce önceki hemşerim! Denizli Çallı Profesör Doktor Ahmet Bilge’yi çığ ile aldın bizden. Hey gidi koca Erciyes hey! Arkadaşımdan amcanın hikayesini çok dinlediğimden onu hatırladım ve duygulandım.  Sonunda teleferik başlangıcına küçük bir aksaklık ile de olsa vardık. Mübarek otobüs, yokuşa dayanamadı az kalsın su kaynatıyordu. Hadi millet bir an önce binelim şu teleferiğe. Hemen bizim tayfa olarak teleferiğin birini kapattık. Yeni yeni insanlarla tanışmayı çok seviyorum. Neyse teleferik yol almaya başladı. Biraz da yüksek olunca korku bastırdı. Bizim ortamı ise keyif veren kısmı da burası zaten. Yaklaşık bir on dakika sonra Erciyes eteğine ulaştık. Aman Allahım bu ne soğuk arkadaşlar bu ne donacağız diyen sesler yükselmeye başladı. Gerçekten rüzgar soğuk esiyordu. Haliyle esecek tabii. Fotoğraflar çekildi bu arada, Kayseri manzarasını unutmamak gerekir. Müthiş bir görüntü sıkılma dur saatlerce izle bu kadar gelmişken, bu manzaraya karşı çay içmeden gidilmez. Hemen masalara oturduk manzara zaten on numara yan masamızda görevli hoca şimdiki görevinden önce üniversitede öğretim üyesiymiş mezuniyet törenlerinde öğrenciler her hoca için yıllığa yazı yazarlarmış. Hoca içinde adamın Ferrari’si yazmışlar. Bizi bayağı güldürdün be hocam. Bu arada teleferiğe iki defa bindik. Manzarayı doya doya izledik. Kayseri kalesi ve yeraltı çarşısına gittik. Daha sonra serbest vakit verildi. Ben izin alıp Davut ile buluştum. Davut’a çok güzel bir sürpriz olmuş oldu. Aldık çayımızı oturup bayağı ağabey kardeş dertleştik. Onun yurdunu bayağı merak ediyordum yurdunu gezdik. Diş Hekimliği Fakültesi topluluğu etkinlik videoları izledik espriler beni bayağı bir güldürdü. Sonra çok tanışmayı istediğim Davut’un kankası Muhammet Samed ile tanıştım. Onunla da bayağı muhabbet ettik. Akşam yemeğini Davut ile beraber yedik. Seçtiğim menü de iyiydi. Essah kavurma. Oradan Kayseri’yi gezdik. Davut, ben, kankası Hüseyin ve Mustafa ile Lider Teras Cafe’de meydan manzarası eşliğinde tatlımızı yedik. Haydi beyler trenin kalkmasına az kaldı. Doğru tren istasyonuna gidiyoruz derken geldik. Davut ve Muhammed’e treni gezdirdik, hayran kaldılar. “Neden bize haber vermedin?” diye sitem ettiler. Ben de onlara seyyah programına başvurmalarını tavsiye ettim. Hadi bakalım Kayseri seni de keşfettik gezdik gördük bize müsaade tekrar görüşmek dileğiyle. Bu arada Cuma namazımızı da saat kulesinin yanında tarihi camide kıldık. Bugünlük bu kadar uyku gözlerimden akıyor.

06.07.2012

07.07.2012

Üçüncü güne yine “hadi beyler kahvaltı” sesiyle uyandım. Arkadaş insanın kalkası gelmiyor. Sanki kendi evimizde kendi yatağımızda yatıyoruz. Bu arada Divriği’ye gelmişiz.. Pencereden seyrettim dağlarda tepelerde ağaç yok. Bu arada Divriği’den kalkalı yaklaşık 1 saat filan oldu. Ne kadar da çok tünelde geçiyoruz neyse kahvaltıyı yaptık. Millette bir önceki günün yorgunluğu var tabi. Geç kalktılar neyse 09.00’da otobüslere bindik istikamet Divriği Ulu Cami çok ihtişamlı bir yapı. Rehberler ilk önce bizi Cennet Kapısı denen yere getirdiler. Caminin yapılış tarihini mimarisini cennet kapısı üzerindeki bir figürle ne anlatılmak istediğini anlattılar. Orada bulunan halktan yaşlı bir amcada camide yaşamış olduğu anıları Divriği’yi seneler önce tüm dinlerin mezheplerin nasıl bir arada kardeşçe yaşadığını anlattı. Divriği Ulu Cami’de tüm dini motiflere rastlamak mümkün. Manihaizm, Şamanizm, Hristiyanlık, Yahudilik, Müslümanlık. Cennet kapısında olan motifler o kadar ilginçti ki motiflere insanın iç organları işlenmiş. Kapının tam üstünde tam iki tane göz var. Yani bu demek oluyor ki Allah-ü Teâla sizi her zaman görüyor ve bunu aklından çıkarma diyor. Motiflerin en ilginci ise ördek ile balıkçı kuşun hikâyesi motifiydi. Bir figürle ne anlatılmak istendiğini anlattılar. Rivayete göre, Allah-ü Teâla yaratacağı zaman ördek ile balıkçı kuşuna bir görev veriyor. “Bana toprak bulup getirin” diyor. Her ikisi de arıyor arıyor sonra ördek “gidip buldum” diyor, ardından balıkçı kuşu gagasında toprak ile geliyor. Daha sonra balıkçı kuşa hem karada hem suda yaşama imkanı veriyor. Ördek ise sadece suda yaşayabiliyor. Sivasa gittiğimizde başımızdaki rehberden öğrendiğim bilgiye göre Divriği Ulu Cami’deki bize bilgi veren hacı amcanın Divriği Ulu Cami’ye yıllarını verdiğini öğrendik. Hatta cami hakkında ansiklopedi bile yazmış. Ulu Cami’ye bizimle birlikte makinistler de geldi. Onlarla tanışma imkanı bulduk. Makinist şef Orhan Özbey Ağabey ile bayağı bir tren muhabbeti yaptık diyebilirim. Bu mesleğe 29 yılını vermiş. Hani bir çay ile otursak dinlesek saatlerce sıkılmadan dinlerim herhalde. Neredeyse bize baba şefkati gösterdi, haa kendisinden bir söz aldık. Sivas Garı’na gidince lokomotife binip bakacağız ve fotoğraf çektireceğiz. Tekrar Divriği Ga’ra gelip trenimize bindik, istikamet Sivas Hadi bakalım. Yaklaşık üç saat yol sonra 13:40 civarı Sivas’a vardık. Bu arada biraz kestirdim. Sivas garında öğle yemeğimizi restoran vagonumuzda afiyetle yedik, restorandaki görevlilerimizin emeğine sağlık. Otobüslere bindik, galiba bu sefer profesyonel bir rehbere denk geldik ki yola çıkar çıkmaz gerekli bilgileri vermeye başladı. İlk durağımız Gök Medrese diğer ismiyle Sahibiye Medresesi Divriği Ulu Camii ile benzer motiflere sahip 25 metrelik minareleri ile ihtişamlı bir görünüşe sahip minareleri sonradan yapılmış kapı üzerindeki çiniler o kadar güzeldi ki. Tabii ki de çalınmış çalınmış yapının bazı kısımları da deformasyon uğramış. Senelerdir bu medrese restore edilmek için el değiştiriyormuş her giden mutlaka bir şeyler götürüyormuş bunu duyunca cidden çok üzüldüm bu yapı için en önemli olaylardan biride Timur’un topal lakabı alması  olayı. Tabiiki de yakılan ateş sonucu ateş öyle bir patlamış ki Timur’un atı öyle bir şahlanmış ki Timur düşüp topal kalmış ve Lenk lakabını almış bu olaydan sonra her yeri yaktırmış ve ölen sayısının 400 bin olduğundan bahsedildi. Timur-Lenk buradan geliyormuş. Daha sonra Sivas arkeoloji müzesine gittik. Bu bina 1896-1899 yılları arası yapılmış çeşitli şekillerde kullanıldıktan sonra 2005 yılında Sivas Valiliği İl Özel İdaresi tarafından yapılan onarım çalışmaları 2007’ye kadar sürmüş ve 2009 yılında Sivas Arkeoloji Müzesi olarak açılmış bu müzede Helenistik dönemden Hititliler’den Selçuklu döneminden Osmanlılar’dan birçok eser görmek mümkün Hitit çini yazıları ve Asur çivi yazılı tabletlere rastladık iki boğa heykelleri de ayrı bir ilgi çekici özelliğe sahipti. Müze önünde güzel bir hatıra fotoğrafı çektirip Atatürk’ün tabiriyle Sivas kongre binasına gittik. Cumhuriyet’i kurduran vatan millet bayrak kokusu dolu havayı ciğerlerimizin en derinliklerine kadar  kokladık. Denizli delegelerinin hayatını özellikle ve detaylı bir şekilde inceledim. Necip Ali Küçük, Dalamanlı Mehmet Şükrü Beyi’i Paşağızade Yusuf Beyin hayatlarını okudum. Kongre binasından çıkınca zaten Sivas Meydanı’ndasınız ve çok güzel manzaraya sahip bir tarafta tarihi Valilik binası Kale Camii Çifte Minaresi ve hepsi bir arada inceledik. Ve bu arada serbest zamanımız başladı yaklaşık 3 saat medresenin yanında bulunan kale cami şadırvanından buz gibi su ile abdest aldım. Bu arada bizimkilerde paşa camiinin oraya gitmişler. Onları bulmaya giderken yaşlı bir amcaya Paşa Cami’ni sordum. Onun yanından geçen biri gel gel ben gidiyorum diyerek yanına çağırdı. Hayırdır nereden geldiniz dedi. Bende Gençlik Spor Başkanlığı’nın projesi kapsamında geziyoruz dedim. Öğrenci olup olmadığımı sordu derken siz buranın yerlisi misiniz dedim Evet yerlisiyim dedi. Madımak ve Sivas Oteli’ne gittik. Gara gelince lokomotife bindik fotoğraf çekildik bilgi aldık. Akşam yemeğimizi yedik.  Teşekkürler Genç ve Spor Bakanlığı ve Gençlik Treni sponsorları.

08.07.2012

Son gezi günümüze başlamak üzereyiz. Tarihi Ankara garına 08:10 gibi geldik. Kahvaltımızı yaptık. İlk durağımız Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedi istiratgahı idi İlk önce yapılış aşamasını dinledik. Aslanlı yoldan tören alanına indik. Mozale’ye gittik. Müzelerden kurtuluş savaşını tekrar yaşadık. Atatürk’ün at üzerindeki resmi beni çok etkiledi. Daha sonra ilk meclise gittik. Tarihi atmosferi tekrar yaşadık. Gençlik parkında öğle yemeğimizi yedik. Tacettin Dergahı’na gittik. Kocatepe camisine gittik. Çok güzel yerlerdi. Gençlerler başbaşa kitabından sınav olduk. Bu program benim için gerçekten çok faydalı oldu. Peki bunu nereden anladım İnternetten haberleri okurken Gençlik treni ilk kafilesinin Ankaradan yola çıktığını okuduktan sonra TEB Genel müdürü Muammer Bey’in şu sözleri hoşuma gitti. Önceden çok okuyan mı yoksa çok gezen mi bu hep münazara konusu oldu. Ancak şuan bu ikisi birbirinden ayrılamaz. Tam da Sayın Muammer Bey’in dediği bazı kitaplardan gördüğümüz resimleri incelediğimiz yerleri bu proje sayesinde gördük teşekkür ederiz.

Tren görevlilerimiz:

Ahmet Bey’e

Mevlüt Bey’e

Ömer Bey’e

Devriş Bey’e

Bizimle ilgilenen rehberlerimize

Proje sponsorlarımıza

U.D.H Bakanlığımız’a

T.E.B’e

TCDD’ye

KYK’ya

Sonsuz şükranlarımı sunuyorum.

Henüz yorum yok
  • yanlız gerçekten 10 numara yazı olmuş günlük teriminin tam karşılığı diyebilirim tebrikler 😀

bir cevap yazın