Ana SayfaBizden HaberlerGençlik Treni Günlüğü – Elif Bagdu

Gençlik Treni Günlüğü – Elif Bagdu

Gençlik treninin ”yeşil ışığı bekliyor” haberleri duyulmuştu pek çok yerde. Vakit kaybetmeden başvuru yapanlardandım bende. Talep fazla umut azdı belkide, ama şans bu ya belli mi olurdu? derken ”Çukurova Gençlik Treni” ne asil olarak atanmamla başladı bu serüven. Bir Karadeniz insanı olarak pekte cazip gelmişti Akdeniz’in ve İç Anadolu’nun havasını hissedebilecek olmam. Gidip gitmemek arasında kalsam da çoğu zaman Mersin Tren Garına beni yetiştirebilecek olan biletimi almıştım artık.-Artık ver elini Mersin….
Uzun bir yolculuk sonrasında güneşin ilk ışıklarıyla birlikte Mersindeyim. Sıcaklığı artıran nemi buram buram hissediyorum. Zaman zaman nefes almakta zorlanıyordum bir Karadenizli olarak,ne de olsa Bolunun kuru ve soğuk havasına alışmışım… Ama fazla zaman geçmeden alıştım ne de olsa ve kendimi tren garında buldum. Trenin hareket etmesine az bir vakit kala oturuyorum garda. Valizleriyle gelen ben gibi pek çok insan görüyorum ama bunların hepsi grup halinde gelmiş. Allah’ım bu şaka olmalı dedim içinden. Oysaki ben yalnız gelmiştim ta Bolu’dan. Projenin amacını farklı kültürleri bir araya getirmekti ne de olsa. Kardeşleriyle, akrabalarıyla kuzenleriyle gelenler… Biraz ürpertti açıkcası. Şimdiye kadar ailesinin hiç büyümeyecek olan en küçük kızıydım, ilk defa tek başıma bu kadar uzun bir yolculuğa cesaret ediyordum. Garda beklerken pek çok şey geçti aklımdan _acaba trene binmesem mi?_ ama bunun için gelmemiş miydim zaten! Bunu düşünmem saçmalıktı, tabii ki de binecektim ve sonunda bindim. Biner binmez tüm korkularımı yendim, herkes benim gibiydi. İşte yaşamadan anlayamıyor insan, boş yere stres yapıyor. Şanslı olsam gerek benim gibi projenin amacı bilerek yalnız olarak gelen oda arkadaşım serapla tanıştım ve çok geçmeden 3 günüme neşe katacak diğer arkadaşlarımla. Muhabbet güzel ve bir o kadarda eğlenceliydi, birbirimizi tanımaya çalışıyorduk. Bu pekte uzun sürmedi hemen kaynaştık zaten derken Adana’dayız.

Trenden Adana’ya ayağımı basar basmaz Adananın o sıcak havasını buram buram hissediyorum. Böyle bir sıcak olamazdı, kavrulduk resmen. Bolu’da ancak bu sıcaklı ya bir kaplıcada ya da bir hamamda hissedebilirim diye düşünürken yeni arkadaşlarımla başladı turumuz. İlk durak ”Atatürk Bilim ve Kültür Merkezi” ve hemen yanındaki ”Sinema Müzesi”.
Yılmaz Güney karşımda mı duruyor yoksa ben mi yanlış görüyorum? Tabii ki de hayır, doğru görüyorum elbette. Olduğundan biraz daha kalıplı görünse de Yılmaz Güneydi karşımdaki. Tabi yanımızdakilerde yıllardır Türk filmlerine katkı sağlamış Adanalı yönetmenler ve Yeşilçam filmlerinin yıldızları Adanalı oyuncularımız. Abidin Dino, Orhan Kemal ve dahası… Adeta hepsi bizi izler gibiydi. Yeşilcam yıldızlarımızla pek çok anı fotoğrafı çektirdikten sonra ayrılıyoruz buradan ve istikametimiz Ulu Camii. Bir diğer adıyla Ramazanoğulları Camii, ardından caminin yanında bulunan Ramazanoğulları medresesindeyiz. Medresede fotoğraf çekilen bir gelin ve damat. Herkes hayretler içerisinde, daha önce hiç medresede fotoğraf çekilen bir çiftte görmemiştik doğrusu, sanırım Adanaya özel bir durumdu bu. Gerçi şehir içinde birçok gelin ve damat adayının da fotoğraf çekildiğini görmemezlikten gelmek ayıp olurdu elbet, sanırım o gün tüm Adana evleniyordu. Bunlara şahit olduktan sonra artık Seyhan Baraj Gölünün kaynaklık ettiği taş köprüdeyiz. Dünyada hala kullanılabilen en eski köprümüz diyebilirim. Âdeta Adananın simgesi haline gelmiş. Taş köprüye sırtımızı vererek bir güzel fotoğraflarımızı çektirdikten sonra Sabancı Merkez Camii’ndeyiz. Türkiye’nin ve Orta Doğunun en büyük camisiymiş, klasik Osmanlı mimarisi tarzında yapılmış. Camii ziyaret ettikten sonra son durağımız olan Çukurova üniversitesindeyiz. Seyhan baraj gölünün manzarasıyla eşlik ettiği üniversite, öğrencileri için adeta bir cennet. Üniversitenin dört bir yanında bulunan kafelerin birinde oturup manzaranın keyfini çıkarmak ve bir o kadarda dinlenmek çok cazip bir fikirdi. Seyhan baraj gölüne karşı olmasada manzaramız Adana’nın çok bilinen bici bici tatlısını yemek için oturuyoruz. Buraya kadar gelmişken yememek olmazdı… Buzlu olduğu için serinleticiydi ama pekte damak tadıma uygun değildi,bici biciden aklımda kalanlar sadece dişlerimizin ve dudaklarımızın kıpkırmızı olmasıydı.:) İşte birbirimize güle güle gene düştük yollara, artık istikamet tren garı ve bizi bekleyen trenimiz.İlk akşam yemekleri yenildi ve başladı muhabbetler, eğlenceler… Uyku vaktinde ise tıngır mıngır giden trenimizde adeta bir çocuk beşiğinde uyurmuşcasına sallana sallana vardık Sivas’a.

Günün ilk ışıklarıyla birlikte Sivas’tayız. İlk durağımız ”Gök Medrese”deyiz. Göz alıcı ihtişamıyla muhteşem. İçerisini gezme imkanımız olmasa da dışarıdan gördüğüm kadarıyla süslemelerde 12 tür hayvan başı, yıldız, ve hayat ağacı motifleri kullanılmış. Anadolu Selçuklu Devletine bu muhteşem mimariyi bize kazandırdıkları için teşekkür ediyor ve buradan doğru ”Sivas Kalesi”ne geçiyoruz. Surlarla çevrilmiş bir kale beklerken açıkçası birazda olsa yanılttı bizi Sivas kalesi. Kalenin ne zaman yapıldığına ilişkin araştırmalar yapılmış ama netlik kazanmamış diyebilirim. Bu bilgileri öğrendikten sonra kaleye eşlik eden 4 Eylül parkındayız. Manzarayı değerlendirip anı ölümsüzleştirdikten sonra bir diğer durağımız olan ”Abdi Ağa Konağı”ndayız. Bu konak kültür evi kullanılmak üzere Sivas Belediyesi’ne bağışlanmış, bu sayede bizde Sivas kültürlerini gezip görmüş olduk tek bir çatıda. Artık merkezdeyiz, millet olarak en önemli kararlarımızın alındığı ”Sivas Erkek Lisesi” bir diğer adıyla ”Sivas Kongre Binası”ndayız. Eminim ki şuan buraları geziyor olmamamızda buranın payı oldukça yüksek diyorum ve hemen yakınlarında olan Şifaiye Medresesine geçiyoruz. İçirisini gezme imkânımız yok ama rehberlerimiz bizi bilgilendiriyor. Selçuklu Sultanı I.İzeddin Keykavus tarafından tıp öğrenimi veren bir medrese ve hastane olarak yaptırmış. Hemen karşısında ”Çifte Minareli Medrese”yi görüyoruz. Medresenin sadece doğu yönündeki minarelerin bulunduğu asıl cephesi ayakta kalmış. Artık Sivas’ı biraz daha keşfetmemiz için bize serbest zaman hakkı doğuyor ve hiç bilmediğimiz sokaklarda ilerleye ilerleye Madımak’ı buluyor ve acımızı bir kez daha paylaşıyoruz. İl merkezindeki turumuza hediyelik eşya dükkânları ve han çarşılaıyla devam ettikten sonra öğle yemeği için trendeyiz ve istikametimiz Divriği/Ulu Camii ve Darüşşifası. Bu eser plan tipi ve süslemeleriyle eşi ve benzeri olmayan bir eser.İşte bu yüzdende 1985 yılında UNESCO Dünya Miras Listesine alınmış. Caminin giriş kapısında ikindi vakti ayakta duran bir erkek silüeti beliriyormuş ve bunu bulan bir Çinliymiş. İnanılır gibi değil,değil mi? Bu eserin pek çok sırrı halen daha çözülememiş, çeşitli yorumlar bu eserin ne kadar akıllıca yapıldığını açıkça ortaya koymaya yetiyor.
Bugünkü gezimizi de böylelikle bitirip trenimizde alıyoruz soluğu. Önce yemekler yeniliyor sonra eğlence başlıyor, filmler izleniyor. Yorgunluk arttıkça tıngır mıngır beşiğimizde uyumaya çalışıyoruz. Kayseri yollarındayken…

Gezimizin son durağı olan ”Kayseri”deyiz. Kayseri için şu ana kadar bildiklerimin en başında ”mantı” geliyor. Bakalım gezinin ilerleyen zamanlarında mantıyı tadabilme imkanı bulacak mıyım? Neyse, bırakayım şimdi mantıyı sizi daha fazla acıktırmadan başlıyım anlatmaya.
İlk durağımız Kadir Has Kent Müzesi”. Belediye tarafından kent hakkında bilgi almak isteyenlerin bilgilendirilmesi amacıyla yapılmış dijital bir müze. Mimar Sinan ve eserleri minyatürlerle desteklenerek anlatılmış, Türkiye’de bir ilk adeta. Oradan Ağırnas Yer Altı Şehrine geçiyor ve Mimar Sinanın evini ziyaret ediyoruz. Mimar Sinanın eserlerine kaynaklık eden ilham kaynağı olan evinde kısa bir gezintiden sonra soluğu Yer Altı Şehrinde alıyoruz. Küçük küçük odaların bulunduğu birbirlerini bağlayan dar ve kısacık koridorlardan zorda olsa geçerek kilometrelerce uzanan bu gizemli yer altı şehri turuna başlıyoruz. Düşman saldırılarını azaltmak amacıyla yapıldığı söyleniyor bu koridorların rehberimiz tarafından. Artık gezimizin burası için ayrılan sürenin bitimine geldik, buradan şehir merkezinde olan Kayseri Kalesi ve Güpgüpoğlu konağına geçiyoruz. Bu konağı Bursalı ustalarımız yapmış, o yüzden Bursa esintilerini görmek imkansız değil. Bugün bu konak, etnografya müzesi olarak Gençlik Treni ailesine ve tüm ziyaretçilere açık.
Hemen yakınındaki Kayseri Kalesi surlarıyla dikkatimizi çekmeye devam ediyor. Kalenin içerisinde birde alışveriş yapabileceğimiz otantik bir çarşısı var. Buradan artık arkeoloji müzesine geçiyoruz. Gördüğüm eserler karşısında hayretler içerisinde kalakalıyorum. İşte kendime gelebilmem için bir sonraki durağımız olan ”Erciyes” beni kendime getiriyor nede olsa. Sabah trenden çıkarken muhabbet etmekten çok zevk aldığımız işte o makinist amcamız bize Erciyes’in çok soğuk olduğunu ısrarla belirttiği için yanımıza hırkalarımızı almak zorunda kalmıştık. Erciyes’in o muhteşem havasını hissedene kadar pişman olmamıştık. Kısa bir teleferik yolculuğu sonunda Erciyes’teyiz. Anlatıldığı kadar muhteşem, hele havasını mükemmel. Güneşin yakan sıcaklığını hafifleten o kar havası anlatılmaz yaşanır cinsten. Eğlenceli arkadaşlarımla birlikte Erciyes’e karşı çılgınca fotoğraf çektirdikten sonra teleferikle birlikte inip otobüslerimize binmek zorunda kalıyoruz ve istikamet ”serbest zaman” için şehir merkezi. Arkadaşlarımla birlikte bu kadar ünlü olan ”mantı” yiyebileceğimiz bir yer aramaya başlıyoruz dakikalarca, ama yok. Bu kadar ünlü olan mantı sadece evlerde mi yapılıyor sorusunu getiriyor akıllara? Yanımızdan geçen insanlara soruyoruz ama istediğimiz cevapları alamıyoruz. Uzunca bir uğraş sonrası bir restorant buluyor ve mantılarımızı sipariş ediyoruz.Tabii ”yağlama” ve ”içli köfte”yi unutmamak pahasına.Zaten zamanımızın çoğu buraya bulabilmek için geçtiğinden yemeklerimizide hemen yiyip toplanma noktasında bulunuyor ve trenimize gidiyoruz.Daha gün bizim için bitmedi,trende yemekler yenildi,eğlenceler başladı,sınavlar yapıldı,muhabbetler edildi.Ve her güzel şey gibi bununda sonuna gelindi.Bavullar hazırlandı ve istikamet gece boyu ”Mersin”…

Gezi turumuz bitmiş olsa da tren hakkında bilgi vereyim birazda. Eminim pek çok insan trende nasıl kaldınız? diye düşünüyordur. 2 kişilik kompartımanlarda kaldık. Altlı üstlü ranza olabilen bir koltuğumuz, mini buzdolabımız, lavabomuz, çöpümüz, askılıklarımız ve eşyalarımızı koyabileceğimiz çekmeceler mevcuttu. Alan küçüktü ama bize yetti. Her şey rahatımız için düşünülmüş, gitmeyen bin pişman. Böyle anlar her zaman bulunmaz. Böylesine güzel bir organizasyona katıldığım ve bunun için hak kazandığım için çok şanslı görüyorum kendimi. İyi ki iyi ki diyorum. İyi ki katılmışım sevgili günlük. 🙂

Çukurova Gençlik Treni 3.Vagon 15-16 nolu kompartımandan sevgilerle 🙂

Henüz yorum yok
  • Çok güzel olmuş canım, ellerine sağlık. Bu yolculukta seninle aynı odayı paylaşmaktan çok memnun oldum. Ahh şu ön yargılar değil mi 🙂 Kendisi gibi olan insanların varlığını bilmeden, kendini hep tek ve yalnız hisseder insanoğlu. Neyse ki sen artık bunun öyle olmadığı biliyorsun. 😉

  • Ah canım çok teşekkür ederim,bende çok memnun oldum 🙂 Bir stres yaşadım ama yaşayıp öğrenmek en güzeli oldu 🙂

  • süpersin bolulu 🙂 çok güzel olmuş begendm

  • elifcim geziden memnun kaldığın için cok memnunum bende.dediğin gibi iyiki iyiki katılmısız ,bize de iyiki görev verilmiş bu sayede sizleri tanıma fırsatımız oldu.

  • 🙂 Çok çok teşekkür ederim 🙂

  • elifciim cnm arkadaşım geziden geziye senin adına sevindim =)

  • ELİF KALEMİNE SAĞLIK ÇOK GÜZEL ANLATMIŞSIN HER AYRINTIYI ANLATMAN O ANI YAŞAMIMIZI ARTIRIYOR . ANLATIMIN ÇOK BAŞARILI …

bir cevap yazın