Ana SayfaBizden HaberlerGençlik Treni Günlüğü – Elif Dede

Gençlik Treni Günlüğü – Elif Dede

08.07.2012

14.00’da Adana Tren Garı’ndayım ve Gençlik Treni’ni beklemeye başladım. Adana öyle sıcaktı ki, gölgede bile terletiyor insanı. Bir saat sonra tren sevinç çığlığını atarak geldi, ve içime garip bir mutluluk kapladı; gezi güzel geçecekti. Çantaları bıraktık, otobüslere bindik ve Adana turu başladı. İlk durağımız Atatürk Bilim ve Tarih Müzesi idi. İki katlı çıkmalı yapıda çalışma odası, Osmanlı-Türkçe yazılı 2000 kitap bulunuyordu. İki kütüphane, bir sofa, pirinç karyolalar bulunuyordu. İki yatak, eski gazetelerin sergilendiği basın odası, apoletlerin silahların bulunduğu silah odası. Atatürk’ün yarenlerinin kaldığı yaren odası gibi odalar bulunmaktadır. Bu odaların içinde belki de en önemlisi Hatay odasıdır. 1923 yılında Atatürk ve eşi Latife Hanım bu odada ağırlanmıştır. TC’ye son bağlanan toprak parçası Hatay’dır ve Hatay meselesi burada konuşulmuştur. Hemen sonra biraz ileride Adana Sinema Müzesi’ne gidiyoruz. İki katlı müze, film afişleriyle, filmlerde kullanılan objelerle ve bal mumu heykelleriyle sinema tarihimize ışık tutuyor. Orhan Veli ve arkadaşı Abidin Dino ile sadece eserleriyle değil, heykelleriyle de canlılığını koruyor. Yılmaz Güney tüm azametiyle karşımıza dikildi ve 14 yılda 116 eser vermenin gururunu yansıtıyor. Adana’da gelip geçmiş onlarca sanatçının afişleri onlarca göz bizi izliyor. Şimdi Ulu Cami’deyiz. Kapıda caminin siyah-beyaz mermer taşlarıyla uyum içindeki güvercinler karşılıyor bizi. Medrese, türbe, selamlık 16. yy ’da yaptırılan caminin diğer yapılarını oluşturuyor. 5 dk. uzaklıkta ki, Seyhan nehri üzerine kurulmuş taş köprü karşımızda. M.Ö. 4 yy’da yapılmış Büyük İskender’in ordusuyla üzerinden geçip Persleri yendiği sonrada İskenderiye’yi kurduğu rivayet edilen köprü…
Taş köprünün arkasında altı minaresi ile Süleymaniye, mimarisiyle Selimiye Camisi’ne benzeyen, 25000 kişilik Merkez Cami göz kamaştıran güzelliğiyle yükseliyor. Sabancı Vakfı’nın yapımında emeği geçtiği için Hacı Sabancı Cami olarak da geçiyor.
Otobüslere binip Çukurova Üniversitesi’ne gidiyoruz. Üniversite o kadar büyük ki kampüs içinde ulaşım otobüsle sağlanıyor. 13 fakülte, 9 MYO’yu içinde bulunduruyor. Biraz ileride Seyhan gölünün o muhteşem manzarası karşımıza çıkıyor ve bizi başka diyarlara götürüyor.

09.07.2012
Trenimiz 6.30 da Sivas’ta idi. Kültür şehri, aşıklar diyarı, gümüşçülüğü, halısıyla ünlü Sivas…
Şehir Roma, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet’in ilk dönemlerine ev sahipliği yaptığı için 4 kuşağa ait eserleri barındırmakta.
Gök medrese, Taç Kapı üstündeki kitabeden 1271’de yapıldığını anlıyoruz. Mavi çiniler medresenin süslerinde 12 hayvan ve hayat ağacı bulunuyor.
Medresenin 100 metre ilerisinde Sivas Kale’sine ulaşıyoruz. Kalenin biraz aşağısında konakları ziyaret ediyoruz. Sarmaşıklarla örtülü tahta kapıdan giriyoruz. Yapımı 1321 yılı olan 12 odalı 2 katlı konak, sedirleri sedef oymalı sehpaları, kilimleriyle bizi o döneme götürüyor. Otobüsümüz Ulu Cami önünden geçiyor. Minaresi eğik ama heybeti yerinde… Meydana gelip Sivas Kongre binasının önünde duruyoruz. Giriş kapısının üstünde Atatürk’ün bir sözü yazılmış “cumhuriyetin temelini burada attık” Bu yapı bize, cumhuriyet için ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor.
Selçuklu’nun ilk başkenti olan şehirde çokça eser bulunmaktadır. Şifaiye, buruciye medreseleri ve çifte minare bunlara örnektir. Trenimize binip Divriği’de tekrar iniyoruz. İslam mimarisinin başyapıtlarından olan 1228 yılında Mengücek Beyi Ahmed Şah tarafından yaptırılan Ulu Cami’yi geziyoruz. Camiye giriş-çıkış farklı kapıdan saplanmıştır. Allah’a saygı nedeniyle küçük yapılan kapılardan eğilerek geçilmesi düşünülmüş. Muhteşem taş süslemeleri sayesinde kapıları ışık-gölge oyunlarını hissettirmiştir. Sabah ayakta duran kadın, ikindi diğer kapıda Kuran okuyan erkek gölgesi belirmektedir. Ahmed Şah’ın eşi tarafından yaptırılan şifahane, dönemin akıl hastalarının iyileştirildiği yerdir. Ayrıca güneş saati de bulunmaktadır. Kapılarda dönen taşların olması da Divriği’de demir madenlerine bağlanmaktadır. Bu cami 1985 yılında UNESCO tarafından dünya koruma mirasına alınmıştır. Divriği Ulu Cami ile ilgili anlatılacak daha çok şey vardır, ama bunların çoğu daha aydınlanmamıştır.

10.07.2012
Trenimiz 4.00 dan beri gardaydı. Kahvaltımızı yapıp Kayseri’yi gezmeye başladık.
Kalenin gölgesinde dinlenen insanları, kümbetin iki yanından geçen araba yoluyla, tarihiyle iç içe yaşayan gelişmiş bir şehir Kayseri.
İlk olarak Kadir Has Kent Müzesi’ne gidiyoruz. Bir müze ve bilgi merkezi olan bir bina, bu özelliği bakımında Türkiye’de ilktir. Birinci katta 12 farklı ekranda Kayseri’nin değişik özelliklerini anlatmakta, ikinci katta ise Mimar Sinan’ı anlatan 6 farklı ekran bulunmaktadır. Sonrasında 45 dk. uzaklıkta ki yer altı şehirlerinin ve Mimar Sinan’ın evinin olduğu Ağırnas’a gidiyoruz. Ağır insan anlamına gelen bu yer dönemin insanları saldırılardan, vahşi hayvanlardan koruna bilmek için, içinde günlerce yaşayabilecekleri kilise erzak deposu tandır evi hayvan barınakları bulunan 16 km uzunluğunda ki bu şehri yapmışlardır. Kapı olarak kullandıkları büyük mermer taşlar, mısır piramitlerinde yapılan sistem gibi yeraltına da dökülüp hazırlandığı düşünülmektedir.
Kayseri Müzesi bulundurduğu vazolar testiler meyvelikler içki kapları toprak kemik taştan aletleriyle bizi tarihin binlerce yıl gerisine götürüyor. Çoğunlukla Kültepe kazılarından eserler bulunduran müzenin 1. salonu Asır, Hitit dönemine 2. salon Roma Bizans dönemini işlemektedir. Sırada Güpgüpoğlu konağı var. 1419 yılında yapılan, 36 odası olan bina Kayseri’nin ilk konaklarındandır. Dönemin özellikleri odalarda heykeller ile resmedilmiştir.
Benim gibi doğaseverlerin Kayseri’de uğramadan geçmeyeceği bir yere gidiyoruz. Yaklaştıkça uzaklaşan, uzaklaştıkça yaklaşan dağa… Erciyes’e… İki zirvesi bulunan dağın büyüğü 3917 küçüğü 3703 metredir. Dört mevsim karla kaplı zirvesinin yanında 2150m yükseklikte kayak merkezi bulunmaktadır. Buraya kadar teleferikle çıkıp eşsiz havasını ciğerlerimize çekiyoruz. Dönüş yolunda tarihi 15.yy’la dayanan kapalı çarşısını gezip, sucuk almadan ve tabi mantı yemeden olmazdı.