Ana SayfaBizden HaberlerGençlik Treni Günlüğü – Mehmed Demir

Gençlik Treni Günlüğü – Mehmed Demir

3 Temmuz Manisa
Bursa’dan Manisa’ya 5 saatlik bir yolculuktan sonra Manisa gençlik merkezine varmıştık. Asıl kalkış İzmir’den olacaktı. Biz Manisa’da 20 kişilik ufak bir gruptuk ama sayının az olması bizim için şanstı hemen kaynaşmıştık. Birçok farklı ilden gelmiş gençler vardı İstanbul’dan Balıkesir’den Manisa’dan Bursa’dan gelen genç arkadaşlar toplanmış sohbet ediyor gelecek olan treni merakla bekliyorduk.  Merakla bekliyorduk çünkü tren önemliydi sonuçta 4 günümüz orada geçecekti. Onda yatıp onda kalkacaktık. Ve işte beklenen tren gelmişti. Bizi uğurlamaya Manisa İl Gençlik Müdürü, Milli Eğitim Müdürü ve Emniyet Müdürü gelmişlerdi. Toplu olarak hatıra fotoğrafı çektirdikten sonra trene binmiş vagonlarımıza yerleşmiştik. Evet, 4 günlük sürecek olan Efeler Gençlik Treni gezisi başlamıştı.
4 Temmuz Konya
Saat 8’de Kadir abinin( kadir abi bakanlığın görevlendirdiği uzman Yardımcısı, gezi boyunca bize bir arkadaş gibi davrandı ve her türlü sıkıntımızda yanımızda oldu) hadi arkadaşlar Konya’dayız sözleriyle uyandık. Bütün gece trende yolculuk yapmış Manisa’dan Konya’ya geliştik. Ben uyku sorunu çekmedim ama vagon arkadaşım tren sallana sallana giderken çarpan her dal sesinde ne oluyor diyerek uyanmış sanırım onun gecesi benimki kadar iyi geçmemişti  zaten bundan sonraki günler yatarken tren hareket etmeyecekti.
Kalktığımızda akşam yemeğinde olduğu gibi kahvaltı da hazırdı. Yemek şirketinden gelen ufuk abi erkenden kalkmış her şeyi hazırlamıştı. Bizim tek yapmamız gereken çayımızı alıp oturmaktı. Güzelce kahvaltımızı yaptıktan sonra hazırlanıp araçlara bindik. Evet, yıllar önce bir kez geldiğim hiçbir şey hatırlamadığım ama görmeyi en çok istediğim illerden biri olan Konya’daydık.  Konya’da bize kültür bakanlığının görevlendirdiği rehberler eşlik edecekti. Konya mükemmel bir şehirdi, Konya Selçuklunun başkentiydi, Konya ilim yuvasıydı, Konya bir büyük medeniyetin temelinin atıldığı yerdi ve yanımızda böyle bir şehre yakışır iki rehber vardı. Konya gezisi başlamıştı. Yolda rehberimiz sayesinde Konya’nın tarihi, coğrafi konumu, ekonomik ve sosyal hayatı hakkında birçok şeyi öğrenmiştik.  Konya’da ilk durak Mevlana! Tasavvuf felsefesinin en yukarısındaki insan. Aşkı dünyaya öğreten, övündüğümüz, o güzel mesnevisinden hikâyeler okuduğumuz, tarihimizin gurur kaynağı, milletin yetiştirdiği en büyük tasavvuf, aşk, ilim ve fikir adamı. Mevlana Celaleddin-i Rumi. Evet Mevlana hazretlerinin huzurundaydık. Konya kalbi Mevlana’da atan şehir. Kim ne derse desin burada bir huzur bir dinginlik vardı ve rehberimiz başladı anlatmaya o anlattıkça kâh Mevlana oluyor kâh o dergahta bir derviş oluyorduk. Sanki dergaha girmiş ve yükselmeye çalışan dervişlerdik. Aşkla yanmak nefsimizi köreltmek ve oranın bir parçası olmak istiyorduk. Resimler çektik, hikâyeler dinledik, müzeyi gezdik ama hiçbir şey içerde bir köşede ellerimiz bağlayıp gözlerimizi kapatarak dinlediğimiz o muhteşem ney sesinin yerini tutamazdı. Sanki bir dakikalığına dünyadan soyutlanmış alem-i huzura gitmiştik. Hani derler ya ney’e ruhundan bir parça üfleyeceksin diye gerçekten öyleymiş.
Mevlana’nın kabrinde dualarımızı okuduktan sonra Mevlana müzesine geçtik el yazma Kur’an-ı Kerimler, dervişlerin giydikleri elbiseler, okudukları kitaplar..vs. burası başkaydı burası Mevlanın izi değmiş, onun yaşadığı, nefes alıp verdiği ve Konya’ya ruhunu veren kutsal bir alandı. Burası Mevlana’nın evi dergahı, türbesiydi. Konyalılar buraya sahip oldukları için çok ama çok şanslılar.
Mevlana’dan çıktık yolda Marecül Bahreyn’i gördük kelime anlamı iki denizin buluşması yani Mevlana ile Şems’in buluşması, onların ilk tanışma anı aralarında ‘Hz. Muhammed mi büyük Beyazıd-ı Bestami mi büyük’ sorusuyla başlayan ve ölümsüzlüğe kavuşacak bir dostluğun başladığı yer. Ve Mevlana’yı aşk denizine sokan onu yakan pişiren Şems. Şems için ayrı bir şeyler yazmak gereksiz çünkü Mevlana ne ise Şems de oydu. Birbirini tamamlayan iki dost ve ebedi bir dostluk. Şems ile Mevlana, sadece bu ikisini düşünüp tefekkür edebilir insan.
Sıra Alaaddin Camii’ne ve Karatay medresesine gelmişti. İslam ummanından çıkıp Selçuklu hazinesine doğru yol alıyorduk.  Konya, nasıl bir şehirsin ki hem İslam dünyasının en büyük mutasavvıfını çıkarıp hem de Selçuklu gibi büyük bir Türk devletine  başkentlik etmişsin. Mevlana ve şemsin etkisinden çıktığımızda kendimizi büyük bir medeniyetin içinde bulmuştuk, Selçuklular. Karatay medresesi Selçukluların ilimlere ne derece önem verdiğini, matematik geometri ve astronomi başta olmak üzere dünyevi ilimlerde araştırma yapılıp bunların okutulduğu büyük bir medrese. Fıkıh, tefsir, Kur’an dersleriyle birlikte geometri, fizik, astronominin birlikte öğretildiği bir ilim yuvası. Alaaddin Camii ise tam bir Selçuklu mimarisi. Selçukluyu anlamak sanırım Konya’dan geçiyor. Rehber bize kümbeti anlatıyor günümüzde anıtmezara, Osmanlıdaki türbeye Selçuklular kümbet diyorlar. Evet bir tarih silsilesini idrak etmeye başlıyoruz. Selçuklu- Osmanlı- Türkiye. Konya bunun başlangıç şehri, Konya bir büyük medeniyetin doğduğu yer.
Sille’ye doğru yola koyuluyoruz. Rehber öyle bir anlatıyor ki merek ediyoruz Sille’yi bide orada Konya’nın etli pidesini yiyeceğimizi düşününce bir an önce varalım istedik silleye.  Sille’ye geldiğimizde güzel bir baraj gölü karşıladı bizi onun hemen yanı başında, ağaçların altında etli pidenin tadına baktık. Benden bir tavsiye Konya’ya geldiğinizde etli pidenin tadına bakmadan sakın ayrılmayın bu şehirden. Karnımızı da doyurduktan sonra başladık Sille’yi gezmeye. Aya Elana kilisesini gördük aslında birçok kilise varmış burada ama günümüzde bir tek bu kilise ayakta kalabilmiş. Sille dağlık bir alan o zamanki Hristiyanlar zulümden kaçıp gelmişler buraya ve ilk kiliselerini inşa etmişler. O dağlarda koca koca oyukların içinde yaşamışlar dinlerini. Sillede baya bir dolaştık mum atölyelerini, fotoğraf galerilerini, oyukları, kemerleri gezdik. Ve sille gezimiz orada güzel bir çay bahçesinde çaylarımızı ve testide gelen buz gibi suyu içerek sona erdirmiş olduk. İstikamet Meram Bağları.
Meram’dayız burası gerçekten güzel bir yer en azından bizim gezdiğimiz yerlerde planlı bir yerleşim mevcuttu. Otobüslerden indiğimizde karşımızda güzel bir çay vardı. İnsanlar fırsatı kaçırmamış hemen kapmışlar çayın etrafını kafelerin olmadığı yerlerde insanlar evlerinden yemeklerini getirmiş, keyif sürüyorlar. Meram bağlarında çayın etrafında şöyle bir daire çizdik çamlıkların arasında, piknik alanları ve suyun muhteşem serinliği. Eğer bizim gibi temmuz ayında Konya’daysanız ve sıcaktan bunaldıysanız bu çayı mutlaka ziyaret etmelisiniz. Haa unutmadan söyleyeyim meram halkı da çok iyi çok yardımsever bize yaptıkları dolmalardan böreklerden ikram ettiler. Ama en güzeli ise uğruna t-shirtlerimizi feda ettiğimiz kara dutlardı  Meram Konya’da gezdiğimiz son yerdi. Evet, Konya’yı gezdik çok güzel yoğun dolu dolu bir gündü. Bakalım Ankara ve Eskişehir ne olacak
5 Temmuz Ankara
Sabah erkenden kalkıp hızlı trene yetişmeliydik. Kahvaltıdan sonra hemen yola koyulduk. Bu vesileyle hızlı trene de binmiş oldum ve şunu söylemeliyim gerçekten çok büyük nimet hızlı tren. Saatte 255 km’yi gördük. Hem güvenli hem hem hızlı hem de ucuz inşallah daha gelişmişlerini de ülkemizde görürüz. Yolda yapım çalışması olduğundan Sincan’da indik trenden yine arabalar indiğimiz yerde bizi hazır bekliyordu. Bindik ve Ankara’ya , merkeze geldik. Yol çalışması olduğundan biraz geç başlamıştık ama olsun yine kültür bakanlığından çok donanımlı bir rehber bizi bekliyordu tecrübesiyle kaybolan zamanı telafi edebilecektik. Anakara’da ilk durak ulu önderdi. Anıtkabirdeydik. Daha öncede gelmiştim anıtkabire ama hiç böyle gezmemiştim. Her taşı her resmi her ayrıntıyı öğrenmiş olduk anıtkabirde. Anıtkabirde Ata’nın,ulu önderin, Gazi Mustafa Kemal’in huzurundaydık. Bir gençlik olarak söz verdik atamıza bu ülke bize emanetti ve onu yükseltmek ve yüceltmek için çok çalışacaktık. Daha sonra müzeye indik sesler ve resimlerle sanki savaşın ortasındaydık. Hep anlatılan kurtuluş mücadelemizi sanki şimdi yaşıyorduk. Buraya gelen herkes Top ve tüfek sesleri arasında o zamanları anlamak zorundaydı. Bu ülkeyi yoktan kurup bize öyle emanet etmişlerdi. Resimler ve sesler sizleri alıp savaşın içine sokuyordu. Bazen Kazım Karabekir Paşa’yla Erzurum sırtlarında çarpışan bir askeri, bazen de bizzat Mustafa Kemal’i hissediyordunuz. Velhasıl 3 km. uzunluğundaki bu müze vatanın hangi şartlarda kurtarıldığını bir nebzede olsa anlamanızı sağlıyordu.  Anıtkabir, muhteşem bir insan ve muhteşem bir anıtmezar.
Daha sonra oradan ilk meclis binasına gittik. Şuan ki meclis neyse de asıl görülmesi gereken yer burası. İlk meclis, kurucu meclis. Vatanı kuran irade burada yatıyordu. Evet, geziyorduk ve gözümde canlanıyordu her şey, bu meclis vermişti onca kararı burada yaşanmıştı ateşli tartışmalar, bir milletin yeniden doğuş hikayesi burada yazılmıştı. Bir milletin iradesi yeniden burada doğmuştu. Ve o söz asıl tecelligahında yazılı duruyordu. ‘Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir’.. İlk meclis binasından sonra Kocatepe Camii’ni görmek gerçekten çok hoştu. O günlerden gelip de böylesine devasa bir eseri inşa etmiştik. Kocatepe Camii günümüzde inşa edilen ama bize o muhteşem Osmanlı camilerini anımsatan bir eser. Ortadoğu’nun en büyük kapalı alanına sahip olan camii. Ankara’da inşa edilen Türk mimarisinin en güzel örneklerinden biri. Başkentimizde İstanbul’dakine benzer böyle bir camiyi görmek gerçekten gurur verici. Sıradaki durak M.Akif Ersoy kültür evi ve müzesi. İstiklal şairimizin evi, onun evini, yattığı odayı gezdik yazılan her yazıyı tek tek okuduk. Büyük şair ve mütefekkir Mehmet Akif’i andık.O muhteşem milli marşımızı yazan büyük insan ruhun şad mekanın cennet olsun!!
Ankara kalesine geçtik daha sonra kalenin surlarına bakarken milattan öncesine gidiyorsunuz. Katman katman kale surlarından burada birçok medeniyetin yattığını anlıyorsunuz Ankara kalesinden uzun uzun başkente birkaç saat önce  içinde bulunduğumuz  bu şehre  bakıyorsunuz. Eğer hediyelik eşya almak isterseniz de yol boyunca hediyelik eşya satan insanlar ve kalenin içinde çarşılar var ayrıca fiyatları da uygun. Tabi yanınızda sürekli ”Boş ver, gerek yok.” diyen bir arkadaşınız olursa sonradan almadığınıza pişman olabilirsiniz.
Ve Ankara’yı ayakta tutan manevi bir destek sağlayan Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin huzurundayız. Ankara’da mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer, Hacı Bayram-ı Veli burada yatıyor binlerce mürşid yetiştiren Osmanlı gibi büyük bir medeniyetin oluşmasını sağlayacak ilk adımları atan insan, ikinci  Muradı etkileyen şair, Fatih Sultan Mehmed’in Hocası Akşemseddin’i yetiştiren mutasavvıf. Hacı Bayram-ı Veli, dünyaya hükmeden bir devletin arkasında yatan o yüce toplumun mayasını yoğuran ömrünü İslam’a ve İslam’ın yayılmasına adayan Allah dostu. Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli ve onların izlerini taşıyan Hacı Bayram-ı Veli. Ne büyük millet
Hacı bayram camiinin hemen yanında Augustus Tapınağı var. Tamamı ayakta kalmasa da bir kısmı duruyor tabi sonradan eklemeler de yapılmış buraya. Uzun uzun bir şeyler yazıyor sanırım Latince romanın büyük imp. Augustus yazdırmış. Ve biraz ilerde Anadolu Medeniyetler Müzesi rehberin yanından tek bir an ayrılmadan gezdim bu müzeyi. Çünkü rehber olmazsa anlamsız bu yer, içeri giriyorsunuz bir sürü şey var anlıyorsunuz antik çağlardan kalma eserler olduğunu fakat rehber başlayınca anlatmaya taa en başa insanlık tarihinin ilk günlerine gidiyorsunuz ve her şeyi tüm bir tarihi o insanların nelere inandıklarını nasıl yaşadıklarını o taştan heykellere bakıp anlayabiliyorsunuz. Hangi dönemlerden kaldığını aklınızda bile tutamıyorsunuz ama milyonlarca yıl içinde oluşmuş bir hazineyi gezdiğinizi fark ediyor ve mutlu oluyorsunuz. Hep benden önce yaşamış insanlardan şanslı, benden sonra gelecek olanlardan şanssız olduğumu düşünmüşümdür. Keşke önümüzdeki yılları da okuyabilseydim. O yüzden benden önceki milyonlarca yıl hakkında bilgi sahibi olduğum bu müze benim için hoş bir yer.
Gençlik parkında öğlen olduğu gibi dağıtılan kumanyalarla karnımızı doyuruyoruz. Ama daha trende akşam yemeğinin de olacağını öğrenince ona da biraz yer bırakıyoruz. Yine arabalar bizi alıyor ve gara gidiyoruz. Hızlı trenle Eskişehir’e geçiyoruz. Bizim trenimizde orada bekliyor. Trene binip vagonlarımıza geçince rahatlıyoruz sanki evimize geldik, ama trendeki ortam çok güzel akşam tamamen size ait. Sürekli çayınız hazır duruyor sonra muhabbet ortamı oluşuyor ve uzun uzun sürecek olan sohbetler başlıyor. Ta ki sabah erken kalkıp gezeceğimiz birinin aklına gelinceye dek…
6 Temmuz Eskişehir
Eskişehir’deydik acele etmeye de gerek yoktu çünkü akşamdan gelmiştik Eskişehir’e. Garda indiğimiz zaman Eskişehir gençlik ve spor müdürü bizi bekliyordu saat gece 12’ye yakınken kalkmış gelmişti müdürümüz, bizi aldı çok güzel bir yapay şelalenin yanında çay içmeye götürdü ve Eskişehir’in o güzel çiğ böreğinden ikram ettiler. Müdürümüz bir jest yapmıştı bize bu saatte buraya geldiğine göre gerçekten işini seviyor olmalıydı. Sabah yine güzel bir kahvaltıyla güne başlıyoruz. Bizi bekleyen araçlarımıza biniyoruz ve karşımızda iki üniversite öğrencisi Eskişehir’deki rehberlerimiz öğrencilerdi. Sanki her şehir kendine göre rehberler göndermişi bize, üniversite şehri Eskişehir’de rehberlerimiz böyleydi. Üniversite ruhu ya, daha ilk baştan delmişlerdi programı bize sürpriz yapıp garın hemen yanındaki bir yere gittik. Burada yıllar önce yapabilmeyi başarmış olduğumuz ama şimdi yapamadığımız bir şey vardı, devrim, ilk ve tek yerli otomuz. Devrimin yaşadığı hazin bir hikâyesi var paşanın beyaz arabaya binmemesi ve diğerlerinde benzin olmadığından fazla ilerleyememesi üzerine medya tarafından linç edilen garip bir Türk otosu devrim. Ondan beş tane yapılmış, şimdi ise sadece bir tanesi mevcut ve hala çalışabilir durumda. Siyasi olarak birçok mesajı barındıran bu konuya hiç girmek istemiyorum açıkçası.
Konya ve Ankara’dan sonra Eskişehir farklı geldi bize burada daha rahatız ve zamanımız da bol. İlk durak Sazova Parkı. Burası kocaman bir yeşil alan ama sadece o kadar değil içinde bilim yuvası falan da var. Bu parkın farklı hoş bir havası vardı içinde bulunan hoş bir trenle parkın içinde tur atıyorsunuz. Trenle parkı gezdikten sonra korsan gemiye gidiyoruz. Yanlış anlaşılmasın bu korsan gemisi değil Osmanlı mürettebatına ait bir gemi sadece ama ismi neden ‘korsan gemi’ anlayabilmiş değilim tabi. Kaptan köşkünde fotoğraf çekildikten sonra arabalara binip adı Eskişehir’le özdeşleşmiş olan lületaşlarını görmeye gidiyoruz eee Eskişehir’e gelmişken lületaşı almadan olmazdı. Koca bir çarşı ve her yer lületaşı, bir taşla yapılabilecek her şeyi yapmışlar, iyi de yapmışlar. Eskişehir’de rahattık koşuşturmaca yoktu. Hediyelik eşyalar satan bu çarşıyı gezdikten sonra cam sanatları atölyesine gittik. Cama öyle bir şekil veriyorlar ki şaşar kalırsınız sürekli çevirip ısıtıyorlar sonra bi bakıyorsunuz muhteşem eserlere dönüşmüş. Burayı gördükten sonra anladım ki Eskişehir’de asıl alınması gereken hediyelik eşya camdan yapılmış bu güzel eserler.
Kurşunlu Camii ve külliyesinde Cuma namazımızı kılıp Eskişehir’in asıl ünlü yerine Porsuk çayına gittik. Acıkmıştık, kumanya olarak da Eskişehir’in meşhur çi-böreği vardı evet yazılışı da böyleymiş çiğ börek. Burada bol bol serbest zamanımız vardı güzelce Eskişehir’i gezebilirdik, gezdik de. Güzel olansa erken gelen arkadaşlarla bu güzel nehrin yanında oturup hoş bir sohbet ortamının oluşmasıydı. Ve sıra gelmişti Eskişehir’de denizi görmeye daha doğrusu plajı görmeye. Pek kullanılmıyormuş burası ama Anadolu’nun ortasında gerçekten plaj vardı ve güzel temiz bir plaj. Güzel bir Eskişehir turundan sonra yeniden trendeydik ama bugün biraz buruktuk. Çünkü gezi bitiyordu akşam Eskişehir’den hareket edecek sabah İzmir’den ayrılacaktık. 4 gün ne de çabuk geçmişti ama güzel olmuş farklı şehirlerden gelen güzel insanlarla dost olmuştuk. Gezi boyunca gezdiğimiz şehirler güzeldi ama asıl güzel olan 4 gün süresince kurmuş olduğumuz dostluklardı. Akşamları çay eşliğinde oynadığımız oyunların, ettiğimiz sohbetlerin yerini tutmazdı hiçbir şehir. Aramızda oluşan kardeşlik havasının yerini tutamazdı hiçbir gezi. Efelerden kalan güzel dostluklar olmuştu, umarım bu dostlukları devam ettirebiliriz. Evet, 4 günlük gezi burada son buluyor.  Biraz hüzün var gibi ama onca güzel şeyden sonra normal herhâlde. Üniversite hayatımın son yazında yaşadığım güzel bir anı, farklı bir tecrübe oldu benim için Efeler Gençlik Treni…

Henüz yorum yok
  • Ellerine sağlık kardeşim çok güzel yazmışsın bundan güzel anlatılamazdı herhalde trenimiz 🙂

bir cevap yazın