Ana SayfaBizden HaberlerGençlik Treni Günlüğü – Oğuz Karaman

Gençlik Treni Günlüğü – Oğuz Karaman

13-14-15/07/2012
Gençlik Treni hareket ediyor. Evet, beş dakika önce Zonguldak garından hareket ettik. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın düzenlediği Gençlik Treni projesi kapsamında Zonguldak, Karabük, Kayseri, Divriği, Sivas, Ankara, Karabük, Zonguldak hattı boyunca hareket edeceğiz. Bakalım neler olacak? Yataklı vagonlarda seyahat çok istediğim bir şeydi. Gerçekleşiyor. Bu arada yanıma ‘”Hayvan Zihni’’ adlı kitabı aldım. Seyahat boyunca okumaya çalışacağım. Çok okuyan mı bilir yoksa gezen mi? klişesi ikileminde en sonunda istediğim noktadayım. Hem geziyorum hem de okuyorum. Gezerken oku demedi hiç kimse bugüne kadar bize! İnsanları bu şekilde kısıtladılar. (öğretmenler de dahil) Artık sınırlar kalkıyor. Hayvan Zihni’me girmem gerek!
Hayvan Zihni’de 39.sayfaya geldim. Şimdiye kadar yol boyu dikkatle kitap okudum. Birazdan Karabük’e gelmiş olacağız. Oradan da yolcu aldıktan sonra yemek yiyeceğiz. Programda öyle yazıyor. Haydi Hayırlısı. Emre ile konuştuk telefonda biraz. Severim kendisini kaliteli insan. Yemek yedik. Konserve; pilav, et döner, sarma ve yanında meyve suyu vardı. Olması gerektiği gibi çok yağlıydı konserve. Yemek yedikten sonra odama gelip Gökhan Ağabey’le telefonda konuştum doğum gününü kutladım. Biraz sohbet ettik. O sırada haber geldi 22:00’da yemek vagonunda toplantı varmış bakalım neler anlatacaklar. Yemek vagonunda toplandık. Genel kurallar anlatıldı. Türkiye Ekonomi Bankası’ndan bir yetkili günlük tutan ve günlüğü en çok okunan beş kişinin Paris’e geziye gönderileceğini duyurdu. Çok merak ettiğim ve gitmek istediğim bir yer, Çaydarmar’dan çıkıp da bir Paris’e giden kişilerden (ender)  biri de benim arkadaşım Gökhan Akyıldız Fransız Dili ve Edebiyatı okuyor, Aydın da adam. Bu saatte bunu düşüneceğim aklıma gelmezdi diyeceğim ama aklıma hiç gelmeyecek başka bir konu oldu. Gençlik Treninde Managala öğrettim. Çok değerli hocam Yardımcı Doçent Doktor Işık Kamaraj sayesinde hep beraber 3 yıldır Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsünde Dünya oyun oynama günü kutlanıyor. 2 yıldır görev alan oyun oynama liderlerinden biriyim bugünle beni Işık hoca tanıştırdı. Bende onu Mangala ile tanıştırdım. 2 yıldır Dünya Oyun Oynama günü etkinlikleri kapsamında Mangala oynatıyorum. Daha 17-18 Mayıs tarihinde oynattım. Burada da oyun oynamaya ve oyun oynatmaya devam etmek çok keyifliydi. Teşekkürler Pamuk Prenses Işık Kamaraj. Rayların arasına uzandım saatte 40 kilometre hızla uyuyacağım. 07.45’te kalktım. Elimi yüzümü yıkadım üstümü değiştirdim, yatağımı topladım. Şimdi de kahvaltıya gidiyorum.  Kahvaltımı yaptım yiyecekler gayet taze ve güzeldi. Odamdayım, Kayseri’ye şu sıralar gelmiş olmamız gerekti ancak yaklaşık bir buçuk saat daha varmış, Hayvan Zihni’ne devam edeyim. Kayseri’ye geldik ama pek seri olmadı. Otobüsle tren istasyonundan ayrıldık. Zonguldak istasyonu Kayseri’deki istasyondan daha büyüktü. Kadir Has Kent Müzesi’ne geldik. Mimar Sinan’ın Kayseri’de doğduğunu ve yirmili yaşlara kadar bu şehirde büyüdüğünü öğrendim. 1206 yılında Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılan Gevher Nesibe Hastahanesi’ne geldik. Taş işçiliği asil bir yapıydı.  Buradan çıkıp Arkeoloji Müzesi’ne gittik. 13:10’da çıkarıldık 20 dakika müze 15 dakikada tarihi eser hastane gezilip özümsenebilir mi? Öğle yemeğine bir şeyler atıştırdıktan sonra Erciyes’e doğru yola çıktık. Teleferikle tabelada yazan tabir ile gondolla Erciyes 3 nolu oiste çıktık. Toz topraktan başka bir şey olduğu söylenemez. Uzunluk olarak 844 metredeydik, rakım ise 2.650 metredeydi, 15.20’de tekrar aşağı indik teleferikle. Otobüsler ile Cumhuriyet Meydanı’na geldik. Kayseri Kalesi’ni gezdikten sonra bizi serbest bıraktılar. Öğle yemeğinde beni yanlarına davet eden Erşan ve Serhat ile birlikte Kapalı Çarşı’yı gezdik. Kayseri mantısı nerede yenir diye sorduk. Meydanın karşısındaki Hunat Camii’ni gezdikten sonra tramvaya binip Alparslan Semti’ne gidip Ana’nın Yeri’ni bulduk. Kayseri mantısını nerede yenir diye kim sorduysan Ananın Yeri dediler, biz de gittik. Mantı ve yağlama yedik. Gerçekten çok lezzetli ve kaliteliydi yemekler. Kayseri’ye gelip yaptığım en iyi şey Ananın Yerine gelip Kayseri mantısı yemekti diyebilirim. Oradan geldikten sonra tekrar meydana geldik. Sahabiye Medresesi ve hemen karşısındaki Remz Mezarı’nı, Kılıç Camii ve Medresesi’ni, Hasbek Kümbet’ini, Hatıroğlu Camii’ni gezdikten sonra caddelerde biraz yürüdük. Aklımda hep Selçuklu mimarisinden ve matematiğinin ne kadar üstün eserler ortaya koyduğunu ancak şuan bunların ne kadar bakımsız olduğunu kendi haline bırakılmış olduklarını ve 3, 5 kuruş için atalarımızın tarihimizin kurban edilişi vardı. AB, Nato ve OECD gibi oluşumlara üye ve 12.yyda yapıl bir mimari ve matematik eserinin şarapçılara etrafını değnekçilere etrafını lağım kokularına bırakmış herhangi bir ülke yoktur. Türkiye Nato’ya üye bir ülke dediğiniz duyar gibiyim.
Sabah 07.35’te kalktığımızda Divriği’ye gelmiştik. 08:40’ta trenden indikten sonra etrafa şöyle bir baktım. Sarı dağlıktan engebeli nezih bir doğayla karşı karşıyaydım. Ormanlık olmayan dağlardan ve bozkırlardan pek hoşlanmam. Ancak bura görüşlerimi değiştirebilir. 08.55’te otobüs ile gardan ayrılarak gezi yerine gittik. Yokuş yukarı çıkarken yüksek hamam Bekir Çarşısı Çifte Hamamı’nın kalıntılarını gördüm, terkedilmiş otlara bırakılmış gibi gözüküyordu. Daha sonra camiye çıktığımızda rehberlerimiz bu hamamın camiye sıcak su sağladığını ayrıca hamamdan camiye sağlanan başka bir bağlantı ile alttan ısıtma sistemi yapılmış. Divriği Ulu Camisi’ne gelice 1228’de Mengücek Bey’i Ahmet Han tarafından yaptırılmış. Cami üzerinde 5.000 şekil ve 14 zor hikaye var. Divriği demir madenleri açısından zengin olduğu için taşlar kalker tamamen asimetrik şekillerden oluşan camide hiçbir şeklin eşi yok. Sütunların birindeki şekilleri Gölnekli tepedeki insan göğsüne benzettim. Caminin içerisini gezemedik. Sadece hastaların tedavi edildiği kısmı gördük. Cami kısmında 800 yıllık abanoz ağacından minber varmış. Rehberlerimiz çok kaliteliydi. Cennet kapısı bir başka Redin’in cehennemin kapıları eseri varsa bizim sanatımızdan cennet kapısı var. Saat onda camiden onu yirmi geçe Divriği’den ayrıldık. Sivas’a öğlen saatlerinde vardık yemek yedikten sonra 14.25’te Sivas Garı’ndan ayrıldık. 1271 yılında Sahip Atabey tarafından yaptırılmış olan Gök Medrese’ye 14.35’te ulaştık, 14:40ta ayrıldık.  Müthiş olan bu eserin hali içler acısı, içeriye giremedik taşlar düşüyormuş içerideki çiniler çalınmış. Yıllardır bakım yapılıyormuş sözde ve hala yapılıyormuş. Sivas Arkeoloji Müzesi’ni 15-20 dakikalığına ziyaret ettik. Hititler’in  M.Ö 2.000 binden itibaren eserleri Kültepe kazılarında ortaya çıkarılmış. Sarissa Kenti de M.Ö 16. yüzyılda Anadolu’nun ilk barajı inşa edilmiş. Yarım kalmış ve yapımı tamamlanmış ve heykellere torso deniyormuş. Daha sonra koşa koşa Sivas Kongre Binası’nı gezdik. 1892 yılında yapılan binada Sivas Kongresi yapılmış. Şu an İnkılap Müzesi olarak hizmet veriyor. Ardından çifte minareli medrese ve şifahiye medresesini dışarıdan gördük. Yazık bu eserlere dökülüyorlar. Şifahiye Medresesi güya bakıma alınmış. Buruciye Medresesi’ni ziyaret ettik. İçinde hem türbe var hem de çay kahve muhabbeti eğlence. Serbest zamanda Erşan Serhat ve ben birlikte dolaştık yine yapımı 1196 olan Sivas Ulu Camisi’ni ziyaret ettik. İbadete açık ancak içi tahrip edilmiş niteliği kalmamış. Avluda 80 yaşında bir dedeyle tanıştık, dede ama çakı gibi bir dede. Bizi Sivas Köftecisi’ne kadar götürdü Meydan Kebap’ta köfte yedik. Türk patent enstitüsü patent vermiş. Sivas köftesi gerçekten lezzetli ve kıvamı yediğim hiçbir köfteye benzemiyordu. Meydan Camisi’ni gezdik ve burası da tahrip edilmiş. Buruciye Medresesi’nde çay içtik. Otobüsler ile garı gittik ve 20.10’da Ankara’ya doğru hareket ettik.
Dün trende dağıtılan kitabı okudum ve bitirdim. 100 temel eser listesinde ama temel eser niteliği dahi zayıf günümüzde 3.baskısı 1960 yılında yapılan kitabın içerisinde bunlar şuan bilinmiyor bilinmez denilen şeyler bugün geçerli değil onları artık biliyoruz. Psikoloji ve moleküler biyoloji genetik alanlarında son yirmi yılda devrim yaşandı. Kitabın 75.sayfasında ki şu yazı kitabı benim için bitirmeye değer. Kadınlara hürmet et düşün ki kadınlık insanlığın anasıdır. Çok güzel bir öğüt vermiş. Ancak bu cümle kitabın erkeklere yazıldığını ortaya koyuyor. Erkeklerle Baş başa veya Genç Erkekler ile baş başa olabilir.
Ankara’ya girerken Atatürk’ün şu deyişi aklımdan geçiyor. Zaman suretle ilerliyor insanların toplumların mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirdiğine inanmak, aklın ve bilimin gelişimini inkar etmek olur. Benim Türk Milleti için başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Bu temel görüş üzerinde beni benim sayanlar manevi mirasçılarım.

Henüz yorum yok

bir cevap yazın