Ana SayfaBizden HaberlerGençlik Treni Günlüğü – Ozan Arslan

Gençlik Treni Günlüğü – Ozan Arslan

Uzun ve zorlu bir öğretim yılı, hemen ardından ise 1 aylık yoğun bir staj döneminden sonra, geçtiğimiz sene yine Antalya-Akseki gençlik kampında tanışmış olduğum bir arkadaşım aracılığıyla gençlik trenlerinin varlığından haberdar oldum. Böylece ülkemizin doğusunu bir de kendi gözlerimle görme hayallerimde ilk adımı atmış bulundum. Yaptığım başvuru da kabul edilince 6 Temmuz’da Manisa’dan yola çıktım ve uzun bir yolculuğun ardından kendimi 9 Temmuz öğleden sonra Kars Tren Garı’nda Gençlik Treni’ni bekler halde buldum.
1.Gün
Kars’ta Gençlik Treni’ne ilk adımlarımızı attığımızda hoş bir sağanak vardı ki arkadaşlardan aldığım duyumlara göre her öğlen saat 2’den sonra mutlaka yağarmış. Ayrıca, kısa sürede oldukça yoğun bir şekilde birçok farklı yer görüp birçok farklı insan ile tanışacak olmanın heyecanı üzerimde oldukça hâkimdi.  Trene yerleşir yerleşmez bu güzel serinlikle beraber hafif tedirginlik de geride kaldı ve Erzurum’a doğru yol almaya başladık. Erzurum’a vardığımızda gece 11 civarıydı, oldukça kalabalık bir güruh, aileler ve yolcu arkadaşlar treni karşılamışlardı. Onlar da yerleştikten sonra üzerimize bir yorgunluk çöktü, raylardan gelen sesler ninni oldu ve uykuya daldık.
2.Gün
Sabahleyin gözlerimizi açtığımızda Sivas’ın Divriği ilçesine yanaşmış bulunuyorduk. Kahvaltımızı yapar yapmaz otobüslere binerek Unesco Dünya Miras Listesi’nde bulunan Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası’na ulaştık. Rehberler eşliğinde bu heybetli yapının ayrıntılarını öğrenirken gözlem yapmayı da ihmal etmedim ve oldukça hayran kaldım. Yaklaşık 1,5 saat süren anlatımın ardından tekrar trenlere binip yola koyulduk. Öğlen saatlerinde Sivas Gar’ına yanaştık ve burada öğlen yemeğini yedikten sonra oldukça yoğun bir tempo bizi bekliyordu.  4 Eylül Sivas Kongre Müzesi, Arkeoloji Müzesi, Çifte Minareli Medrese, Gök Medrese ve Buruciye Medresesi gibi yerleri gezdikten sonra Sivas Kalesi’ne çıkıp manzara eşliğinde demlikte getirilen çayı içtik. Yorgunluğumuzu bu şekilde attıktan sonra şehir merkezini ayrıntılı gezmemiz için serbest zamanımız olduğu söylendi ve biz de halka karışarak Sivas’ın neler tadılmalıdır diye araştırmaya başladık. Sivas köftesinde karar kıldık ve oldukça ünlü bir mekân olduğu söylenen Kirli Ahmet’ten denedik. O lezzetli köfteleri yedikten sonra meşhur olmasına hak veriyor insan. Şehri boydan boya yürüdük, adeta tarih kokuyor, Selçuklu ve Osmanlı devletleri sanki hala yaşıyor hissine kapılıyor insan. Vurgulanması gereken bir diğer ayrıntı ise ana cadde üzerindeki kaldırımların genişliği idi. Bu durum bence şehir düzenlemesinin insana duyduğu saygının en büyük göstergesi olup, üzerimde hayranlık yarattı.  Akşam gezi sonunda trene döndüğümde Sivas’ın eski düşüncelerimi ve önyargılarımı haksız çıkardığını hissettim. İlerleyen saatlerde arkadaşlarla fikir teatisinde bulunduk ve çoğunun bu konuda hemfikir olduğunu görünce, yaptığımız bu gezinin ne kadar faydalı olduğunu fark ettim.
Ertesi gün yine yoğun bir tempoda geçeceğinden dolayı, saat çok geç olmadan uykumu güzelce almayı tercih ettim. Bu arada belirtmek gerekir ki yataklı vagonlar muhteşem bir rahatlığa sahip, daha önce sadece pulman vagonlarda seyahat etmiş biri olarak yataklı vagonlar oldukça farklı ve keyifli bir deneyim oldu.
3.Gün
Gözlerimi açıp pencereden baktığımda her taraf muhteşem bir yeşillikle kaplıydı, karadenize ilk defa seyahat edecek olmama rağmen orada olduğumuzu buram buram hissettim.  Çok geçmeden Samsun Gar’a yanaştık ve kahvaltımızı yapıp otobüslere aktarılarak gezimize başladık. Bandırma vapurunu gezdik ve rehberlerden gemi ve kurtuluş savaşındaki yeri konusunda bilgi aldık,Sevgi Gölü ve hayvanat bahçesini, sonrasında ise Gazi Müzesi ve Etnografya müzesini gezdik. Samsun’un sembol  heykellerinden Atatürk Heykeli altında fotoğraf çektirdik ve onunla ilgili bilgileri de aldık. Sonrasında öğlen yemeği için şehir manzaralı bir piknik alanına ulaştık ve burada manzara eşliğinde yemeklerimizi yedik. Öğleden sonra henüz yapım aşamasında olan amazon parkını ve ona eşlik eden etkileyici bir kordon manzarasını gördük.  Havanın da oldukça sıcak olmasından ötürü biraz seri davranarak Amisos Tepesi’ni de gezdik ve rehberli gezimiz burada sona erdi. Sonrasında serbest zaman ilan edildi ve şehrin merkezini gezmek için yola koyuldum. Samsun oldukça hareketli, cıvıl cıvıl bir şehir ve bir yandan da her yerinde kurtuluş savaşı atmosferi de hissedilebiliyor. Bunun dışında, methini duyduğum “ yabancılar çarşısı”nı gezme fırsatım oldu. Yerel yiyeceklere gelince ise sadece Samsun pidesi ve “nokul” u tatma şansım oldu. Özellikle nokul’a hayran kaldım.
Şehir gezisinin ardından trene ulaştım ve yemeğin ardından oldukça yorgun olduğumdan ötürü hemen uykuya daldım.
4.Gün
Sabah güneşli bir güne uyandık. Kahvaltılarımızı yaptık, buna müteakip  Amasya Gar’a vardık. Burada Gök Medrese Camii’ne girdik ve içerisinde 100 yıl öncesinin Amasya’sını tasvir eden bir minyatürü inceledik. Oldukça hoş olan minyatür odasında ayrıca “Amasya’da bir gece” simülasyonunu da izleme fırsatı bulduk. Sonrasında Kral Kaya Mezarlıkları’na çıktık ve burada şehrin manzarasını da izleme fırsatımız oldu. Yeşilırmak şehri ikiye bölüyor, üzerindeki değirmenler, köprüler ve tabii ki Amasya evleri muhteşem bir görüntü oluşturuyordu. Bu evlerden biri olan ve şu anda müze olarak kullanılan Hazeran Konağını da görme fırsatı bulduk. Buralarda bol bol fotoğraf çektirdik. Amasya’daki süremiz oldukça kısıtlıydı, o yüzden Samsun ve Sivas’ı gezdiğimiz kadar bol gezemedik fakat  gördüğümüz kadarı bile oldukça etkileyiciydi. Öğleden sonra, gezeceğimiz  son il olan Erzurum’a doğru yola çıktık. Yolun bu kısmında dinlenme ve arkadaşlarla beraber vakit geçirme şansımız oldu, yurdun  dört bir yanından gelmiş  arkadaşlarla tanışmak,  herkesin hikayelerini dinlemek oldukça güzeldi fakat yolculuğumunuzun yavaş yavaş sonuna vardığımızın farkına varmak hepimizi biraz hüzünlendirdi.  Arkadaşlarımızın bir kısmı bu günün akşamında Sivas garında ayrıldı. Onları uğurladık, tekrardan görüşmek dileklerimizi sunup yolumuza devam ettik.
5.gün
Geldik son günümüze! Sabah kahvaltısından bir süre sonra Erzurum garına vardığımızda arkadaşlarımızın çok büyük çoğunluğu burada ayrıldı, uzunca bir vedalaşma sonrası irtibatımızı kesmemek için karşılıklı söz verip Erzurum turuna başladık. Sadece 14 kişi kaldığımızdan dolayı Erzurum’u oldukça seri olarak gezdik. Oltu taşlarının bolca bulunduğu Rüstem Paşa Kervansarayı ile başladık gezmeye. Sonrasında Lalapaşa Camii,Yakutiye Medresesi, Ulu Camii ve Üç Kümbetler’i gezdik. Çifte Minareli Medrese ise tadilatta olduğundan sadece dışarıdan görebildik ve hikayesini dinledik. Ustayla çırağın başına gelenlere hüzünlendik. Oradan ise Erzurum Kalesi’ne çıktık, burada top mermileri ve hamamı inceledik ve yine meşhur olduğu söylenen saat kulesine çıktık. Oldukça dik merdivenleri tırmandığımıza değen bir manzara bizi yukarıda bekliyordu. Orada da bolca hatıra fotoğrafı çektirdikten sonra indik ve öğlen yemeklerinin hazırlanacağı saate kadar dolaştık. Bir çay bahçesinde Erzurum’un o ünlü kıtlama çayını denedik.  Oradaki insanların deyimiyle “ Bir kıt, yedi fırt” yani kesme şekerden aldığınız her kıt çayın 7 yudumuna dayanır sözü oldukça açıklayıcıydı. Erzurum’un çaycılarında bildiğimiz kesmeşeker çoğunlukla bulunmuyor. Kendilerine özgü bir kesmeşekerleri var ve bu şeker oldukça yoğun, boyutları eşit değil, farklı şekillerde, çay bardağının içinde karıştırmayı denediğinizde ise başarısız oluyorsunuz. Zaten çay kaşığı da istemediğiniz sürece getirmiyorlar. Kıtlama tekniği ise bu şekerden bir ısırık alıp ağzın içinde tutarak çay içmeye deniyor. Alışmayan insan için biraz zorlayıcı olabiliyor. Erzurum’da genel olarak dikkat çeken başka birşey de çeşme suyunun içilebilir ve buz gibi olması. Yaz sıcağında bu durum gerçekten hayat kurtarıcı oluyor, özellikle de öğlen vakitlerinde gezmek durumundaysanız. Erzurum’da geriye kalan kısıtlı vaktimizde ise en ünlü yemeği cağ kebabı ve en ünlü tatlısı kadayıf dolmasını tatma fırsatımız oldu. Yol üzerindeki mandıraların birinden ise rica edip Erzurum küflü peynirinin(adına da gövermiş peynir deniyormuş ve küfleri sindirim sistemi için faydalıymış.) tadına baktık. Açıkçası bu kadar şahane lezzetlere sahip Erzurum’da da herhalde kilo almadan yaşamak için oldukça çabalamak gerekir diye geçirdim içimden. Unutmadan, cağ kebabı yiyecek olan arkadaşlara da bir uyarı yapayım, yediğiniz yerde eğer garsonları “dur,yeter” diye uyarmadığınız sürece şiş getirmeye devam ediyorlar, dikkat etmekte fayda var.
Artık benim için de bu hayal gibi gezinin sonu geliyor, zihnimi bir esrime kaplıyor yaptıklarımızı düşününce. Erzurum garında trende kalan arkadaşlarla ve görevlilerle vedalaşıyorum. Artık geri dönmek için Doğu Ekspresi’nin gelmesini bekliyorum.
Şu 5 gün boyunca o kadar çok yer gezdim, hikaye dinledim, yemek tattım, o kadar güzel arkadaşlıklar edindim ki hayatım boyunca bu seyahati unutabileceğimi düşünmüyorum. Bu konuda Gençlik Ve Spor Bakanlığı’na, TCDD’ye ve bu imkanı sağlayan herkese ne kadar teşekkür etsem az olur. Mutlaka her genç arkadaşa da bu turlara katılmasını tavsiye ediyorum.
Gezim ve notlarım burada sona eriyor fakat hatıralarım mutlaka baki kalacaktır…

Henüz yorum yok

bir cevap yazın