Ana SayfaBizden HaberlerGençlik Treni Günlüğü – Serkan Temel

Gençlik Treni Günlüğü – Serkan Temel

Evliya Çelebi rüya ile başlamış diyar diyar yol almaya. Ben ise çağrı ile başladım yoluma. Gençlik Treni çağrısıydı bu. Evliya Çelebi’den farkım ise trenle yol almaktı ve yeni arkadaşlarla kat etmekti mesafeleri. Her kilometrede pekişerek oluşan arkadaşlıklarla…

Alsancak Garı’na gitmem gerekiyordu trene ulaşmak için. Sabah kalkıp telaş içinde servise yetişmek ve beni İzmir’e götürecek otobüse kaygılarımı taşımak dışında bir şey yapmamıştım. “Acaba nasıl bir gezi olacak, aynı trende yol alacağım, arkadaşlık kuracağım kişiler nasıldır?” kaygısı. Trene ulaşıp, trenin kalkış sirenini çalmasına kadar sürdü kaygım. Sonrasında sohbetler başladı. Muhabbetler bir konudan diğer konuya derken dinlenmek için kompartımanlara çekildik.

Sabah kahvaltı çağrısında son buldu uykum. Yani Konya’dayız demekti bu. Kahvaltıdan sonra Konya turu başladı. Hz. Mevlana’nın sırrına ortak olmaya gidiyordum kendimce. İlk ziyaret yerimiz Hz. Mevlana’nın türbesiydi. Merak, istek ve değişik bir huzur halinde türbenin kapısından girdiğimde, “esrarına ortak olmaya geldim” demek istedim ama başaramadım. Etrafımı inceledikçe, kabirin karşısında dakikaları sadece bir noktaya bakarak geçirmekle esrara ortak olunmadığını anladım. Yazıyordu zaten Mesnevi’de “Kimse talip olmadı esrarıma” ,herkesin harcı değildi. Kim ortak olmuş ki bu esrara ben olayım. Ayrıldık Selçuklular’dan günümüze kalan Alâeddin Camii’ye yol alırken geriye kalan sadece hayranlıktı. Ona benzemekti, en önemlisi çağrısına uymak, esrarına talip olmaktı. Büyüklüğü, güzelliği ince detaylarda saklı olan camiinin içindeyken oturup minberi izlemek yeterdi insana. Herhalde bir benzerinin olamayacağı anlatıyordu ne kadar değerli olduğunu ziyaretçilerine tüm ihtişamıyla. Konya diyarının sırrı; şehri en yüksek yerinden izleyerek, mükemmelliklerini hafızamdan silinmezcesine yanımda götürerek çözülmemiş olarak kaldı. Trende akşam yemeğinden sonra camiide geçirdiğimiz uzun dakikaların ardından, trende saatlerce sohbet devam ediyor, dinlenmeye çekilene kadar. Uykumuz da Alper Ağabeyin “kahvaltı vakti” demesine kadardı yani; birkaç saat.
Konya’da tasavvufun içinde yaptığımız son kahvaltının ardından hızlı trenle Ankara’ya yolcuğumuz başladı. Heyecanla beklediğim Ata huzuruna varma isteğim artarken, mesafeler azalıyordu. Ankara’ya ulaşmamızın akabinde ilk durak Anıtkabir’di. Rehberimizin ardında huzura yaklaşırken özel olarak tasarlanmış yol sürekli başımızı yere eğdirdi. Huzura ilerlerken saygı gösterelim, başımız yere eğilsin diye tasarlanmış, sanki gereği varmış gibi. Büyülemişti o an mükemmelliğiyle. Yavaş yavaş yaklaşırken huzura, sabırsızlık artıyordu. Ve kabrin karşısındaydım! Heyecan ile karışan ürpermiş bedenim ayrılmak istemedi huzurdan. Çünkü başka bir diyardı burası; büyüleyen bir diyar. Merdivenlerden her inişimde Atam’ın içime vurgulayan sözlerini de yanımda götürerek kanamadan ayrıldım. Sırada Ankara Kalesi sonrasında Anadolu Medeniyetler Müzesi vardı. Binlerce yıllık tarihi ile kısa bir Anadolu turu yani. Etkileyen eserlerin arasında rehberimizin etkileyici anlatımıyla yol alıp müze turumuzu bitirdik. Akşam hızlı tren ile Eskişehir’e ulaştık.

Samimi bir karşılama, güler yüz… Eskişehir Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürü Hüseyin Aksoy hoş geldin demek için garda bizi bekliyordu. Sonrasında bize çay ikram etmek için şehre hâkim bir tepede olan Şelale Kafe’ye götürdü. Davetimizi kırmayarak masamıza oturarak çay sırasında sohbetimize ortak oldu. Trene geçtiğimizde artık vazgeçilmez olan sohbetlerimiz geç vakitlere kadar sürdü. Kahvaltıdan sonra ilk olarak “Devrim’i” görmeye gittik. Filmi kadar kendisi de etkiledi beni. Bir hatıra resmi çekildikten sonra Eskişehir turumuz devam etti. Eskişehir’de aklımda kalan tek şey Devrim idi. Trene varışımız ile ayrılığa yolculuğumuz başladı. Artık son geceydi uyumak yoktu! Derin sohbetler, oyunlar eşliğinde sabaha varan muhabbetler sonucunda tek tek duraklarda inişler başladı. Tek tek azalıyoruz misali. Her durak bir başlangıçtı, her el sallayış bir beraberlik nişanıydı. Her ayrılış bir Furkan, Aykut, Ali, Gürkan, Göksel, Metin, Özgün, Sencer, Halil’di… Birkaç kişi kalmıştık sona. İzmir’deydik artık. Başlangıçla sonun karıştığı nokta; ayrılış, elveda, arkadaşlık noktası. Görüşmek dileğiyle dedikten sonra geldiğimiz yere yol almak için, çağrıya getiren otobüsle çağrının ses bulduğu noktaya yani evimize yolculuğumuz başladı.

Serkan Temel