Ana SayfaBizden HaberlerGençlik Treni’nden blog yazıları

Gençlik Treni’nden blog yazıları

29 Haziran-19 Temmuz tarihleri arasında, 7 hat üzerinde, 6 farklı trenle, 19-29 yaşlarındaki yaklaşık 2000 gencimiz seyahat etme fırsatı yakalayacak. Gençlik Treni’nin içine kuracağımız bilgisayar masaları ile gençlerimize; gördükleri güzellikleri, yaşadıkları deneyimleri BlogTEB sayfası üzerinden herkes ile paylaşabilme fırsatı sunacağız. BlogTEB’deki “Gençlik Treni” sekmemiz üzerinden genç yazarların blog yazılarını sıcağı sıcağına takip edebilirsiniz!

Son Yorum
  • Sıcak bir haziran gecesinde Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından düzenlenmiş olan gençlik treni seyahati için Gaziantep tren garında trenin hareket saatini beklemeye başlamıştım. İçimde adını tarif edemediğim anlatamadığım tuhaf bir sevinç ve heyecan vardı. Yerimde duramıyor içim içime sığmıyordu. Hareket etmek için sabırsızlanıyor, trenin bir ucundan diğer ucuna doğru volta atıyordum adeta. Fotoğraflar çekilmiş, sayımlar yapılmış, imzalar da atıldıktan sonra nihayet beklenen an gelmiş ve yerleşmemiz için vagonlara gönderilmiştik. Vagonların önünden teker teker geçip hemen boş bir odanın kapısında durmuş odayı süzmeye başlamıştım bile, rahatlığımız için her şey mükemmel bir şekilde düşünüldüğü aşikârdı Valizimi bırakıp oturdum bir süre, hiçbir şey düşünmeden ve çok geçmeden trenin o müthiş sesiyle hareket etmeye başlamıştık. Tren hareket ettikçe çıkardığı ses sanki bana bir şarkının sözlerinin müziği gibi geliyor sanki, hangi şarkı olduğunu bulmaya, çıkan seslerden manalar bulmaya çalıştım. Sanki gezi hakkında bana bir şeyler fısıldıyor gibiydi. Güzel geçeceğinden şüphem yoktu zaten, daha önce trenle seyahat etme şansım olmamıştı ve bana bu şansı verdikleri içinde Gençlik ve spor Bakanlığına sonsuz teşekkürler… Tek başıma yolculuğa çıkışımdandır belki bilinmez ama içimden özgür olduğumu hissettim sanki, bu gerçekten anlatılması zor bir duygu sadece yaşanıldığı zaman anlam kazanan bir duyguydu benim için, ben böyle uzun düşüncelere dalmış pencereden dağları seyrederken öylece uyuya kalmışım. Gözlerimi açtığımda Malatya tren garına varmıştık. Perdeyi aralayıp etrafa bakınırken tren görevlisinin sesi duyuldu biran, ne dediğini anlamak için daha dikkatli dinledim kapıları teker teker çalıyor bizleri kahvaltı için uyandırıyordu. Hemen yatağımdan çıkıp tek hareketle giyinip kahvaltıya gittim hala heyecanım dinmemiş olmalı ki her zamankinden daha az yapmıştım kahvaltımı. Biran önce gezmek istiyordum………
    Malatya tren garın garındayız şehrin içini dolaşacağımız araçlar kapıda hazır beklemekteydi hemen yerimi aldım ve aslan tepesine doğru yol almaya başlamıştık hemen girişte iki tane aslan figürü ve bir kral heykeli karşılamıştı bizi oradan geçip kazı alanlarına doğru ilerledik fotoğraf çekilecek çok görüntüsü vardı buranın hemen hızlı bir şekilde ikinci durak olan battal gazi bölgesine kervansaraylara doğru yol aldık ve işte eski Malatya sokaklarındayız uzun tempolu yürüyüşlerinden sonra galiba yemek yeme vakti gelmişti öğle yemeğini yedikten sonra serbest zamanımızı değerlendirmek için Malatya sokaklarını gezmeye başlamıştık Gaziantep’le bağdaştırdığımız çok yeri olmuştu Malatya’nın, hele de sokağı bastan başa kapsayan kanal boyundaki dere bizim Alleben deresine çok benziyordu ve işte akşam yemeği ve trene doğru hareket başlamıştı tekrar trene vardığımızda gerçekten çok yorulmuştuk şimdiki yolculuğumuz ise Sivas’tı. Odalara geçmeden önce bizlere kitaplar dağıtıldı yarın akşam bu kitaplardan sınav olunacaktı elime alır almaz 3 5 sayfa okumaya başlamıştım bile gerçekten çok güzel hazırlanmış bir kitaptı biz gençlere odalara geçtiğimizde hala kitabı okumaya devam ediyordum ama bir süre sonra uyuya kalmışım gözlerimi açtığımda Sivas garındaydık.
    İlk olarak Sivas şehir mezarlığını ve Abdurrahman gazi türbesini gezdirdi bize rehberimiz. Türbenin içi gerçekten çok güzeldi içimizi bir huzur kapladı sanki ve şehir mezarlığı sanki mezarlık değildi de gül bahçesinde dolaşıyormuşuz gibi hissettik kendimizi gerçek çok güzel bir mezarlık ve çok emek sarf edilerek oluşturulmuş bir mezarlıktı burası. Şehir merkezine doğru yol alırken bizi geniş bir meydan karşıladı. Ulu Önder Atatürk’ün 108 gün boyunca toplantı yaptığı Sivas kongresinin yapıldığı binanın önündeyiz ve yavaş yavaş meydana doğru iniyoruz şehir gerçekten kendini gösteriyordu meydanıyla kent meydanı imiş buranın ismi diğer adıyla Selçuklu meydanı zaten şehirleri güzel yapanda meydanlar değil midir çifte minare ve çarşısı gerçekten Sivas’ta atılan her adımda bir tarih kokusu bir geçmişlik vardı. Sivas tam anlamıyla yaşamak isteyeceğim şehirlerarasında yerini almıştı…..
    İşte Divriği ulu camisindeyiz bence benim için gezi burada anlamını tamamlamıştı caminin her bir taşının altında yatan derin manalar ve rehberin azgından bal damlarcasına bizlere nefes aldırmaksızın bizleri kendine hayranlıkla dinlettirmesi bambaşkaydı. Bence herkesin bir gün Divriği ulu camisine gelip bu rehberle tanışması uzun uzun bu caminin yapılısını dinlemesini tavsiye edebilirim gönül rahatlığıyla bu kadar zeki bir üstadın yaptığı her bir işlemenin koyduğu her bir taşın altında yatan derin anlamların ve bir o kadar mütevazı oluşuyla gençlik treni yolcularına adeta kendine hayran bırakı, yapmış olduğu bu yapıtla. Ama herkes çok yorulmuş ve son durak olan Erzurum için trene hareket etme vakti gelmişti. Trene geldiğimizde yemekler yenmiş ve sınava 1 2 saat kalmışken biraz daha kitap okumak gerektiğini düşünerek kitaplara sarılmıştık ki hoca sınav zamanı diye seslenmesin mi çok çabuk geçmişti zaman kitap okurken neyse ki sınav yapılmış birinci seçilmiş ve eğlence için müzik başlamıştı baya uzun sürmüştü bu gece galiba günün yorgunluğu birazda kurtların fazla dökülme sebebiyledir çok yorulmuş ve uyumak için odalara dağılmıştık…
    Erzurum garındayız Erzurum kalesi gezisinden sonra öğle yemeği vakti gelmiş ve toplanılmıştı yemek alanında yemekler yenip çaylar içildikten sonra tekrar şehir turuna çıkmıştık. Erzurum da gerçekten güzel bir şehirdi, yaşanmışlıklarıyla da acı dolu bir şehirdi biraz da, kolay savunulmamış kolay kurtarılmamış düşman elinden ve işte akşam yemeği vakti ve o meşhur çağ kebabını yeme vakti gelmişti daha önce yeme şansı bulduğumdandır belki tadını gerçekten özlemişim ve büyük bir iştahla yedikten sonra hareket saati gelmişti……
    Malatya Sivas, Divriği, Erzurum derken çok yoğun 5 günün ardından ve trenin rahat yataklarından sonra otobüsle Gaziantep’e dönüş yolu görünmüştü gençlik treni yolcularına, alışmıştık trenin çıkardığı sesle seyahat etmeye, uykuya dalmaya. Dönüş yoluyla birlikte içimizdeki duygularda değişmişti daha doğrusu karmaşık duygular içerisindeydik sevincin yerini hüzün heyecanın yerini durgunluk almıştı adeta. Kimsenin ağzını bıçak açmıyor biri bir şey söylese bir kıvılcım çıkacakmış gibiydi otobüsün içindeki hava, bir yanım üzülüyor diğer yanım yeni yerler keşfetmenin heyecanını yaşıyordu. Çünkü biliyorduk ki bu proje devam etiği surece biz gençlik treni yolcuları olarak her zaman yeni yerler keşfetmeye hazır bulunacaktık tren garlarının önünde. yeni insanlar yeni yerler sosyal hayatta bir araya gelemeyecek yaş grupları öğretmeniyle, öğrencisiyle, hepsi tek bir amaç için bir araya toplanmıştı. Tanımadığımız insanlarla bizi aynı duyguları yaşatan ilk günkü heyecan sevinç kahkahalar ve dönüş yolundaki hüzün ve kalplerdeki burukluk ve gözyaşlarıydı. Şair Üstün Dökmezin de şiirinde dediği gibi; insanların gözlerinin ve yüzlerinin rengi başka başkada olsa gözyaşlarının rengi hep aynıdır ne bir kelimede anlaştılar ne aynı avuçta su paylaştılar yalnızca gözyaşında bir de kahkahada buluştular… bu projenin hayata geçirilmesinde emeği geçen herkese teşekkürler, ayrıca bizi bir an olsun gözünün önünden ayırmayan her zaman ihtiyaçlarımızı karşılamada yardımcı olan uzmanlarımıza, liderlerimize ve gezi boyunca bizlere şehri tanıtan rehberlerimize teşekkür ederiz……

bir cevap yazın