Ana SayfaYaşamHayatı Zindan Eden “Öğrenilmiş Çaresizlik” Nedir? Nasıl Baş Edilir?

Hayatı Zindan Eden “Öğrenilmiş Çaresizlik” Nedir? Nasıl Baş Edilir?

“Yok, olmaz bu iş… Ne yaparsan yap, sonuç hep aynı olacak! Asla çözülmez bu durum, ben sana söyleyeyim… Bizim hangi işimiz düzgün gitti ki bu gitsin!” Bunlar “iç ses”iniz mi yoksa çevrenizde bu sözleri söyleyen kişiler mi var? “Öğrenilmiş çaresizlik” zincirini kırmak zor ama imkansız değil.

“Öğrenilmiş Çaresizlik/ Learned Helplessness”, belli bir durumda sürekli olarak olumsuz tepki alma deneyimi sonucunda ortaya çıkan, başarısızlığı kökten kabullenme durumudur. Başarısızlığı kabulleniş öylesine güçlüdür ki bazen başarısızlığın önündeki tüm engeller kalksa da kişi başarısız olacağına inandığı için engelin kalkmış olduğunu fark edemez. Araştırmalar sonucunda öğrenilmiş çaresizliğin depresyon ve daha birçok mental sağlık sorunu ile güçlü bir ilişkisi olduğu ortaya konmuş; hayvanlar üzerinde yapılan deneylerle bu bilgi doğrulanmıştır.

Seligman’ın Köpekler Üzerindeki Deneyi 

“Öğrenilmiş çaresizlik” ile ilgili hayvan deneylerinde acımasız bir metodoloji kullanıldığının ve bunlara kesinlikle karşı olduğumuzun altını çizerek, konuyla ilgili “geçmiş” birkaç deneyden örnek vererek durumun vehametini ortaya koyalım. İlki 1965 yılında, “öğrenilmiş çaresizlik” deneylerinin bir numaralı ismi Martin Seligman’ın köpekler üzerindeki deneyi. “Learned Helplessness” yani “Öğrenilmiş Çaresizlik”in, Pavlov deneylerini tekrarlamak isteyen Selinger’in deney sırasında köpek davranışlarını gözlemlerken deneyin yön değiştirmesi sonucunda adlandırıldığı söylenmekte. Seligman o yıllarda hayvanlara eziyet olarak adlandırabileceğimiz deneyler yapmış ve bu deneylerde değişik bulgulara tanıklık etmiş.

Martin Seligman’ın deneyinde denekler, köpekler. Köpekler iki farklı kafese yerleştiriliyor. Bu kafeslerin zeminine yerleştirilen bir düzenekle köpeklere elektrik veriliyor ama kafesler arasında bir fark var: Kafeslerden birinde köpeklerin basarak elektrik şokunu durdurabilecekleri bir düğme bulunmakta. Diğer kafeste, durdurma düğmesi yok. Köpeklere belli aralıklarla elektrik şoku veriliyor ve bir süre sonra elektrik şokunu durdurma düğmesi yer alan kafesteki köpekler, düğmeye basmaları gerektiğini öğreniyorlar. Şok verildiğinde de düğmeye basarak çektikleri acıyı durduruyorlar. Diğer kafesteki köpekler ise bir durdurma düğmeleri olmadığından yalnızca “çaresizlik deneyimi” yaşıyorlar. Bir süre sonra bütün köpekler başka bir kafeste toplanıyor, yani şok durdurma düğmesi olmayan kafeste… Yalnız kafesin çitleri, köpeklerin kaçmalarına elverişli; son derece alçaltılmış durumda. Elektrik şoku verildiğinde düğmeli kafesten gelen köpekler, çitten atlayarak kafesten kurtulmayı başarıyor ama durdurma düğmesi olmayan kafesten gelenler kafeste kalıp elektrik şokuna maruz kalmaya devam ediyor.

Sonuç açık: Birinci kafesteki köpekler, elektrik şokunu durdurabileceklerini ve bunu yapabilmek için bir yol aramaları gerektiğini öğrenmişler. İkinci kafesteki köpekler, sadece çaresizliği deneyimlediklerinden elektrik şokunu durdurmak için hiçbir girişimde bulunmamış, pasif bir şekilde şokun bitmesini beklemişler. Çaresizliği öğrenmiş olan bu köpekler, farklı bir ortama yerleştirildiklerinde de şoktan kaçamayacaklarına inanmaya devam etmiş, tamamen özgür ve diğer kafesten gelen köpeklerle eşit şartlara tabi oldukları halde acıdan kaçmaya teşebbüs dahi etmemişler! Martin Seligman, teorisini şöyle özetler: “Ne zaman ki bir kişi, yaptığı şeyin küçük de olsa fark yaratamayacağına kendini ısrarla inandırırsa, kendini çaresiz hissedecek ve hiçbir şey yapmamayı tercih edecektir.”

“Öğrenilmiş Çaresizlik”, Pireyi Bile Zıplatmadı

Pireler üzerindeki deney, “öğrenilmiş çaresizlik”in gözlemlenebildiği bir başka deney.

Bir diğer deney de pireler üzerinde… Pireler, farklı yükseklikte zıplayabilen hayvanlar. Bilim insanları, pireleri 30 cm yüksekliğindeki cam bir fanusun içine koyar ve metal olan zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler, zıplayarak kaçmaya çalışırken tavandaki cama çarparak düşerler. Zemin sıcaktır, tekrar zıplar ve tekrar cama vururlar. Defalarca tekrarlanır bu… Sonuçta pireler, o zeminde 30 santimden fazla zıplamamayı öğrenir. Deneyin ikinci aşamasında tavandaki cam kaldırılır ve zemin tekrar ısıtılır. Görülür ki pireler yine eşit yükseklikte yani 30 cm zıplamakta. Yani tavandaki camın kaldırılması pirelerin daha yükseğe zıplamalarına olanak sağladığı halde hiçbiri buna cesaret edemez. “Cam” engel olmaktan çıksa da pireler artık zıplamaktan vazgeçmiştir. Belki 1-2 cm daha yükseğe zıplasalar, fanustan kurtulacakken sonucun bir şeyi değiştirmeyeceğine inandıklarından bunu denemezler bile!

Sirklerden de bir örnek vermek mümkün: Sirklerdeki “eğitimli” filleri düşünün. Filler çok küçük yaşlardan itibaren büyük kazıklara bağlanır, kaçmamaları için. Yıllar geçer, filler büyüdükçe kazıklar ufalır ama filler kaçmaya yeltenmez! Atlarda da aynı durumu gözlemlemek mümkün.

Nasıl Olsa Hiçbir Şey Değişmeyecek (Mi?)

“Öğrenilmiş çaresizlik”; insanın sürekli olarak başarısızlığa uğrayarak, çabalasa da bir şeyi değiştiremeyeceği inancını edinip tekrar deneme cesaretini yitirmesi ve çabalamayı bırakması olarak tanımlanıyor. Başarısızlık kökten kabulleniliyor, öyle kabulleniliyor ki başarısızlığın önünde bir engel olmasa bile başarısız olunacağına inanıldığı için engellerin kalkması bile fark edilemiyor. Öğrenilmiş çaresizliğin en temel göstergesi; belli bir olay tipinin sürekli olarak olumsuz bir sonuca varacağına inanmak, bu olumsuzluğu değiştirmek için yapılabilecek bir şey olmadığına inanmak… Daha kötüsü, öğrenilmiş çaresizlik girdabına kapılmış kişinin tek handikabı belirli bir konuda başarısız olmakla da sınırlı kalmıyor. Kişinin ruh sağlığı ve kişisel gelişimi de olumsuz etkileniyor.

Geçmiş deneyimlerine dayanarak sürekli olumsuz konuşan insanlar var mı çevrenizde?

Öğrenilmiş çaresizlik, farklı boyutlarda hemen herkeste görülebilen bir durum. Geçmiş deneyimlerine dayanarak sürekli şöyle konuşan insanlar yok mu çevrenizde? “Yok, olmaz bu iş… Asla çözülmez bu durum, ben sana söyleyeyim… O iş yatar, hiç başlama… Bu yıl da çocuğun karnesi farklı olmayacak, bu çocuk böyle… Bizim hangi işimiz düzgün gitti ki bu gitsin! Sen ne yaparsan yap, hiçbir önemi yok, hiçbir işe yaramayacak. Çünkü sonuç daima aynı olacak!”

Hasta Yakınlarında Görülüyor 

İnsanlardan da örnek verelim. Uzun süre hastanede yatan hastaların ailelerinde öğrenilmiş çaresizlik belirtileri sıklıkla gözlemlenmekte. Sevdikleri kişinin iyileşmesini sağlama konusunda ellerinden bir şey gelmediğini görüyor ve bu da öğrenilmiş çaresizliğin yerleşmesine yol açıyor. Artrit, lupus, multipl skleroz gibi kronik hastalıklarla boğuşan kişilerde de (sağlık durumlarını kendi çabaları ile iyileştirme imkanına sahip olmayan, yıllarca bu duruma maruz kalan) öğrenilmiş çaresizliğin gelişmesi muhtemel.

Öğrenme güçlüğü yaşayan öğrenciler için de durum pek farklı değil. Öğrenme güçlüğüne öğrenilmiş çaresizlik de eklenince okulda başarı son derece zor.

Öğrenme güçlüğüne öğrenilmiş çaresizlik de eklenince, okulda başarı zorlaşıyor.

Öğrenilmiş çaresizlik; kaygı, depresyon ve motivasyon eksikliğiyle kardeştir ve eninde sonunda kişinin tavrını ve davranışını kontrol altına alır. Sonunda, bu kişiler tamamen pasif hale gelir. Hareket etme kabiliyetini neredeyse ortadan kaldıran “öğrenilmiş çaresizlik”, alternatif yolları görmek ve sorunları çözmek için ihtiyaç duyulan yaratıcılığı da yok eder. Sorunların çözümleri belki de çok yakınınızdadır ama göremezsiniz, duyamazsınız, harekete geçemezsiniz. Bu yıkıcı yerden kaçmak son derece zordur. Düşünceleri, davranışları, duyguları felç eden bir çaresizlik sarmalında savrulur durursunuz. Üstüne üstlük bazen yıllar önce denemiş ama başarısız olduğumuz herhangi bir alana bir daha adım atmadığımızı çok sonra fark ederiz! Okulda spor dersinde başarısız olduysanız, hayatınız boyunca spor konusunda kendinizi yetersiz hissedebilirsiniz. “Sen hiç sporla uğraşma” sözlerini çok duyduysanız, herhangi bir spor dalıyla, farklı bir alanla ilgilenmeyi bile düşünmezsiniz.

Farkına Var, Değişmeye Gönüllü Ol, Hatalardan Korkma 

“Gerçeği nasıl olur da göremezsin?” demek bir çözüm değildir. Belki sık sık çevrenizden duyarsınız bu sözü… Hatta o durduramadığımız iç ses sürekli hatırlatır ama nafile bir çabadır bu çoğu zaman. Öğrenilmiş çaresizlikten nasıl kurtulunur? Öncelikle durumun farkına varmalı. Neler olduğunu anlamak şart. “Öğrenilmiş çaresizlik”lik hayatımızın hangi alanında varsa, bunun farkına varalım. “Nasıl olsa değişmeyecek” sözünü hayatımızdan çıkaralım, en azından deneyelim! İşyerinde, okulda, gündelik hayatta, özel hayatımızda… “Nasıl olsa değişmeyecek” yerine “Neden değişmesin!” ya da “Farklı bir çözüm bulmak mümkün mü?” demeyi öğrenelim. Daha sonra bu döngüyü kırmak için harekete geçelim.

“Nasıl olsa değişmeyecek” yerine “Neden değişmesin!” ya da “Farklı bir çözüm bulmak mümkün mü?” demeyi öğrenmek gerekiyor. Değişik alternatifleri göz önünde bulundurun.

Kişi kendini tanımalı, yeteneklerini keşfetmeli. Farklı bir alanda yetenekli olabilir ve o alana yönelebilirsiniz; işte ya da okulda… Bir hedefe konsantre olabilirsiniz. Öncelikle kısa vadeli hedefler koyun. Hedefe ulaştığınız her adımda kendinizi ödüllendirin. Hataların, engellerin sizi durdurmasına izin vermeyin. Yeni bir başlangıçtan korkmayın. Her şeye rağmen zincirleri kırmakta zorlanıyorsak, o “olumsuz iç ses”e söz geçiremiyorsak, bir uzmandan yardım almakta fayda var.

Hayat varsa, umut da var. Hem ne demiş, ünlü şair Edip Cansever:

“…Umudu dürt/ Umutsuzsuzluğu yatıştır…” (Mendilimde Kan Sesleri şiirinden).

 

Son Yorum
  • Hiç sıkılmadan okunan, faydalı ve mükemmel bir paylaşım olmuş çok teşekkür ederim.

bir cevap yazın