Ana SayfaYaşamKişisel Gelişimİnternet, Teknoloji, Sosyal Medya… “Empati Becerisi”ni Olumsuz mu Etkiliyor?

İnternet, Teknoloji, Sosyal Medya… “Empati Becerisi”ni Olumsuz mu Etkiliyor?

Mesajlaşıyoruz, sosyal medya platformları sayesinde “sanal iletişim” kuruyoruz ve daha az dinleyip daha az yüz yüze iletişim kuruyoruz. İnternet, “empati beceri”mizi nasıl etkiliyor?

Bir başkasının duygu ve düşüncelerini anlayabilmek, hissedebilmek… Olaylara, durumlara bir başkasının penceresinden bakabilmeyi başarmak… Yani “Empati”. Doğuştan sahip olunan “empati becerisi”, bilişsel, duygusal ve empatik ilgi olarak sınıflandırılıyor. Bir kişinin nasıl düşündüğünü anlayabilmeye “bilişsel empati” denirken o kişinin nasıl hissettiğini anlayabilmek “duygusal empati” olarak tanımlanıyor. Eğer karşınızdaki kişiyle aynı duyguları hissedip ona yardımcı olmaya çalışıyorsanız da bu, “empatik ilgi” olarak tanımlanmakta. Sokakta yürüdüğünüzde aç olan birini gördüğünüzde yemeğinizi, paranızı onla paylaşmanız gibi…

Bilimsel olarak da kısa bir açıklama yapalım: Empati becerisinin gelişiminde rol alan bölgeler, beynimizin ön ve yan loplarındaki belirli bölgeler. Beyin gelişimiyle birlikte olgunlaşıyor. Orta-ön lob, bilişsel empatinin gelişiminde etkili. Ön lob; karar verme, düşünme, yürütücü süreçler ile karşımızdaki kişinin nasıl düşüneceği hakkında çıkarım yapabilme gibi bilişsel süreçleri yönetmekte. Duygularımızı, düşüncelerimizi, davranışlarımızı çevreden gelen uyaranlara uyum sağlayacak şekilde kontrol edebilme becerisinin yöneticisi ise limbik sistem (duygusal empati).

Gençlerin Empati Kurma Becerisi Üzerine Araştırmalar

Çocukların ve gençlerin empati becerilerini anlamaya yönelik birçok araştırma mevcut. Developmental Psychology dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre bilişsel empati kızlarda 13, erkeklerde 15 yaşından itibaren artış gösteriyor. Gençlerin empati kurma becerisine sahip olmadıkları konusunda da yaygın bir kanı var ki bazı bilim insanları bu görüşe karşı çıkıyor. Karşı çıkanların savunduğu tez şu: Gençler, ergenlik döneminde beyin gelişimi ve hormonal değişimlere paralel olarak kendilerini tanıma, benlik duygusunu pekiştirme, kişiliklerini ortaya koyma gibi ihtiyaçları ile meşgul. Dolayısıyla ergenlikte daha kendilerine dönük bir süreç geçiriyor ama bu, empati yoksunluğu anlamına gelmiyor.  

İnternet çağında yaşıyoruz ve internetin insan ilişkileri üzerindeki etkileri incelendiğinde “empati becerisi” de ilk sıralarda yer alıyor. Yapılan araştırmalardan bazıları internetin empati becerisi üzerinde olumsuz etkisini doğrularken bazıları da bu etkinin çok az olduğunu ortaya koyuyor. Yukarıda sözünü ettiğimiz sınıflandırmaların dışında bir de sanal empati var ki sosyal medya platformlarında paylaşılan haberlere karşı gösterilen empati çeşidini ifade ediyor. California State Üniversitesi Psikoloji Departmanı’ndan L. Mark Carrier ve arkadaşlarının yaptığı “Virtual empathy: Positive and negative impacts of going online upon empathy in young adults” (2015) adlı  araştırmanın sonuçlarına göre internetin gerçek dünyada gösterilen empati becerisine olan olumsuz etkisi çok az… Hatta sanal dünyada gösterilen empati ile gerçek dünyada gösterilen empati arasında pozitif bir korelasyon saptanmış.

Bugünün Üniversitelileri İle 30 Yıl Öncesinin Üniversitelileri Arasındaki Fark

Personality and Social Psychology Review’da yayımlanan bir araştırma ise bugünün üniversitelilerinin empati seviyesinin 30 yıl önceki üniversite öğrencilerinin empati seviyesinden düşük olduğunu ortaya koyuyor. Sara H. Konrath, Edward H. O’Brien ve Courtney Hsing imzasını taşıyan “Changes in Dispositional Empathy in American College Students Over Time: A Meta-Analysis” (2010) araştırması, empati seviyesindeki azalmanın internette geçirilen zamanla ilişkisi olduğunu ileri sürmekte… 1990-2009 yılları arasında üniversite öğrencilerinin empati seviyelerinde yüzde 50 oranında bir düşüş gözlemlenmiş. “IBrain: Surviving the technological alteration of the modern mind” adını taşıyan (Small & Vorgan, 2008) başka bir araştırmanın sonuçları da internetin, yüz yüze iletişimi azalttığı ve bunun da empati seviyesindeki düşüşe neden olduğunu göstermekte.

2017 tarihli bir araştırma da Türkiye’den. Anadolu Psikiyatri Dergisi’nde yayımlanan “Isparta il merkezi lise öğrencilerinde olası internet bağımlılığı ile saldırganlık ve empati düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi” konulu araştırma, Süleyman Demirel Üniversitesi’nden O. Kocaman, E. Aktepe ve Y. Sönmez’e ait. Araştırmanın sonucunda şu uyarı yapılıyor: “ ‘Olası İnternet Bağımlılığı’nın teşhis edildiği ergenlerin erken dönemde saptanması, onları internete ve online oyunlara yönlendiren nedenlerin değerlendirilmesi, kullanım süresi ve amacı ile ilgili gerekli önlemlerin alınması, bu ergenlerin daha fazla sorun yumağı içine çekilmesini önleyebilir.”

Emojilerle Duyguları “Okumak”

Beden dili ve sözlü iletiler, sanal dünya için geçerli değil. WhatsApp gibi uygulamalardaki paylaşımlar, sohbetler göz göze temas etmeden yapılıyor. Beden dilinin kullanılmaması da sosyal medyada karşımızda olan kişiyi/ kişileri “gerçek” değilmiş gibi algılamamıza neden olabiliyor. Ondan sonrası siber zorbalığa kadar uzanan kötü yorumlar, eleştiriler…

Michigan Üniversitesi’nden Dr. Michele Borba da üniversite öğrencilerinin, 30 yıl önceki akranlarına kıyasla yüzde 40 daha az empati kurduklarını öne sürüyor. Narsizm düzeyindeki artış da dikkat çekici: Yüzde 58. Eğitsel psikolog ve ebeveynlik uzmanı Dr. Michele Borba, okullarda zorbalığın yükselişinde ve diğer kültürel olguların yanında selfie’nin kitlesel popülerliğinde, bu ezici eğilimleri görüyor. “Bir ekrana bakarak duyguları okumayı öğrenemezsiniz. Duyguları okumayı emojilerle öğrenmezsiniz… Çocuklar yukarı doğru bakmaktansa aşağı bakmaya alışıyor. Eğer aşağı bakıyor ve mesaj yazıyorsanız, empatiyi ve yüz yüze temasları öğrenmiyorsunuz.”

Peki ne yapılmalı? Ebeveynler empatiyi nasıl teşvik edebilir? Yetişkinler, üniversiteliler neler yapabilir? Ebeveynler internet ve teknoloji çağında “doğru” sınırları çizmeli, çocuklara/ gençlere online alışkanlıklarını kendi başlarına nasıl düzenleyeceklerini öğretmeli. Çocuklarını elektronik aletlerden uzaklaştıracak etkinliklere, hobilere yönlendirmeli. Yüz yüze iletişim kurmanın önemini anlatmalı. Mesajlaşmak yerine büyükanneyi, büyükbabayı aramak; onları ziyaret etmek gibi… Onlara da “dinleme”yi öğretmeli, yetişkinler olarak biz de daha çok “dinlemeli”yiz. Yüz yüze iletişime hayatımızda daha çok yer vermeliyiz. Gerçek dünyadan kopmamaya gayret etmeliyiz. Şiddet yanlısı içeriklerden, olumsuz yorumlardan uzak durmakta da fayda var. Sosyal medya platformlarındaki gereksiz yorumları ne okuyalım ne de diğer kişileri acımasızca eleştirelim. Sanal dünya olsa da karşımızdaki kişiler gerçek. Empati kurmayı unutmayalım: Bu mesaj ya da yorum o kişiyi üzer mi, rencide eder mi? Böyle bir yorum yapmanın kime, ne yararı var?

Son noktayı koyalım: Unutmayın ki teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin; hiçbir sanal iletişim çeşidi, yüz yüze iletişim kadar güçlü değildir.

Henüz yorum yok

bir cevap yazın