Ana SayfaYaşamLütfen Radyonuzun Alıcılarıyla Oynamayın Çünkü Bugün Dünya Radyo Günü

Lütfen Radyonuzun Alıcılarıyla Oynamayın Çünkü Bugün Dünya Radyo Günü

En son ne zaman radyo dinlediniz? Ya da şöyle soralım; en son ne zaman trafik dışında başka bir yerde ve zamanda radyonuzun frekansıyla oynadınız? Bir dönem dünya çapında büyük bir etki yaratmış ve yakın zamanda televizyonun, şimdilerde dijital dünyanın biz insanları saatlerce esir etmesi gibi kendine esir etmiş bir icat radyo. Bizim de kültürümüzde önemli ve etkili bir yere sahip radyonun ne zaman ve nasıl icat edildiğini hatırlayalım…

Aslında çoğu araştırmacı radyonun ilk adımlarını Graham Bell’in telefonu bulmasına dayandırsa da; esas babası İtalyan mucit Guglielmo Marconi olarak kabul görüyor. Bir “buluşun” peşine düşerek onu geliştiren Marconi, bir telsiz sistemi üretti. ABD’ye giderek gemiler için telsiz üreten bir şirket kurdu. Haberleşme amacıyla üretilen telsiz sistemini radyonun habercisi yapacak “o” büyük adım; Lee De Forest’ın, New York Metropolitan Orkestrası tarafından verilen bir konseri canlı olarak radyo dalgalarıyla uzaktaki insanlara iletmesiyle atıldı.

Bu andan itibaren ABD’de radyoculuk alanında tam anlamıyla bir patlama yaşandı. Radyo meraklıları kendi küçük verici setlerini kurarak yerel yayın yapmaya başladılar. Dönemin podcast sistemi diyebiliriz. Bu dönemde genellikle Mors alfabesi kullanarak hava durumu raporları aktarılıyor, nadirense müzik yayını yapılıyordu. I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle radyonun kitlesel gelişimi sekteye uğradı; ancak 1920’de Amerika’da ilk devlet lisanslı resmi radyonun Westinghouse şirketi tarafından kurulmasıyla; radyolar artık pek çok ülkede art arda açılmaya başladı. 20’li yılların ortalarında, İngiltere ve ABD’de ailecek radyo etrafında toplanmak yaygın bir hâle gelmişti.

Bu dönemlerde ağırlıklı olarak; halkı bilgilendirmek ve hem ülke hem de dünyadaki gelişmeleri aktarmak üzerine temellendirilen radyo yayıncılığı, kuşkusuz kamuoyu ile politikacılar ve devlet yöneticilerinin iletişimini de kökten değiştirdi. Çünkü devletin ileri gelenleri artık radyo yayını aracılığı ile canlı olarak halka seslenebiliyordu. Kral VI. George’nin hikâyesini hatırlayacaksınızdır. Taht sırası kendisinde değilken, abisinin çekilmesiyle tahta geçmek zorunda kalan York Dükü; kekemelikle mücadele eden ve hitabeti zayıf olan biriyken; radyo konuşmalarının önemli olduğu ve büyük bir yer kapladığı bir dönemde kral olmanın ironisini yaşamış. Fakat verdiği mücadele ve çabayla konuşmasını geliştiren VI. George, tarihin en önemli radyo konuşmalarından birinin sahibi. 2010 yapımı “The King’s Speech” filminde de tam olarak bu konuşmaya giden süreç anlatılıyor.

II. Dünya Savaşı ile birlikteyse radyonun gücü ve etkisi farklı bir boyuta geçti. Televizyon henüz gündelik hayatın vazgeçilmez parçası olmamıştı, okuma yazma oranının düşük olduğu bu dönemde radyo, halka ulaşmak ve “siyaset yapmak” için en etkili iletişim aracı haline geldi. Bu sebeple radyo yayıncılığının bu dönemine tarihte; “Radyo Savaşları” ve “Radyonun Altın Yılları” deniyor. Dönemin en kuvvetli ve verimli bu yayın aracının toplumda neredeyse bir gereksinim hâline gelişini bugünle kıyasladığımızda, akıllı telefonlar ve internetin hayatımızda kapladığı yer ile benzeştirebiliriz. Örneğin; o dönemlerde, radyosu olan köyler diğerlerine göre daha itibarlı sayılıyordu.

Aslında radyonun insanlar üzerindeki etkisini daha iyi tahayyül edebilmek adına şu örnek verilebilir:
1938’de, dönemin ünlü yönetmenlerinden Orson Welles, H. G. Welles’in “Dünyalar Savaşı” isimli romanını radyo tiyatrosuna uyarlıyor. Radyoda bu oyuna denk gelen dinleyiciler ise öyle etkileniyor ki; dünyayı Marslıların gerçekten istila ettiğine inanıp panik halinde sokaklara dökülüyor.

Bu noktada, radyonun Türkiye’deki macerasına geçelim. Ülkemizde ilk radyo yayını 6 Mayıs 1927 tarihinde gerçekleşti. Bu ilk radyo anonsu; Sirkeci Postane Binası’ndan, hoparlör eşliğinde Eminönü’ne, Boğaz’a ve oradan da Üsküdar’a kadar yankılanandı. Ülkemizde de büyük bir ilgiyle karşılanan radyo, kısa zaman içerisinde alışkanlık noktasına geldi. İlk zamanlarda yayın süresi yalnızca akşamları olmak kaydıyla 5 saat ile sınırlıydı. Radyo dinlemenin büyüsüne kapılanlar ve giderek artan dinleyici sayısıyla beraber stüdyolar kurulmaya başlandı.

Radyolar evlerimize girdiğinde yer yer haberlerin dinlenildiği, siyasetçilerin açıklamalarına yer verildiği, bazen de en güzel şarkıların dinlendiği bu büyülü kutu; radyo tiyatrolarıyla anılarımızda sağlam bir iz bıraktı. 1950’li yıllarda, büyük küçük tüm aile bireylerini, radyonun başına toplayan 20 dakikalık bu “Arkası Yarın”larda pek çoğumuzun çocukluğu, gençliği ve mutlu anıları gizli. Ekrem Reşit Rey, Haldun Taner ve Behçet Necatigil gibi ilk radyo oyunu yazarları; büyük ve ünlü romanları, sahne eserlerini radyo oyununa uyarlıyor ve dönemin ünlü tiyatrocuları ise bu oyunları seslendiriyordu. Şimdilerde “Game of Thrones” gibi dizilerin yeni sezonunu iple çekerken; çok değil bundan yaklaşık 60–65 yıl önce radyo tiyatrolarının gelecek bölümü için sabırsızlanıyorduk.

2020 yılının 13 Şubat’ında UNESCO tarafından ilan edilen Dünya Radyo Günü’nü kutlarken; radyonun hayatımızdaki yerinin oldukça değiştiğini de biliyoruz. Ancak bu radyonun pes ettiği anlamına gelmesin. Nielsen Araştırma Şirketi tarafından 2019’da yapılan son araştırmaya göre, ülkemizde 30 ilde 12 yaş üzeri kişilerle gerçekleştirilen ve 46 milyon 956 bin kişiyi temsil eden radyo dinleyici ölçümlerine göre; bir hafta boyunca radyo dinleyici sayısı 37 milyona kadar ulaşıyor. Ulaşılan verilere göre 10 kişiden 6’sının radyo dinlediği görülüyor. Bir gün içerisinde radyo dinleyen kadınların oranı %52, erkeklerin ise %62. Yine bu araştırma sonuçlarına göre ülkemizde günlük radyo dinlenme ortalaması ise 3 saat 10 dakika olarak tespit ediliyor. Yazının başında trafikte olmadığınız zamanlarda radyo dinleyip dinlemediğinizi sormuştuk. Nielsen’in araştırmasına göre her iki kişiden biri trafikteyken radyo dinliyor. Ancak hem şaşırtıcı hem de belki de sevindirici olan sonuç; bilinenin aksine insanların trafikte olmadıkları saat dilimlerinde de radyo erişiminin yüksek olduğunun görülmesi.

Sizi bilmiyoruz ama biz radyo dinlemeyi hâlâ çok seviyoruz. Eğer uzun zamandır radyo dinlemediyseniz, alıcınızı hatırlayıp onu hemen sevdiğiniz bir radyo istasyonu frekansına getirin ve bu eski dostunuzun size vereceği keyfe teslim olun.

Henüz yorum yok

bir cevap yazın