Mutluluk

Mutlulukla ilgili olarak hemen her gün bir şeyler okuruz, düşünürüz, birtakım bağlantılar kurup, çıkarsamalar yaparız. Aslında amaç, mümkünse her an mutlu olmaktır, mutlu hissetmektir. Ama çoğunlukla bunu tarif etmek kolay değil, imkansızdır. En doğrusu çok subjektiftir ve kişiden kişiye değişir. Hatta duruma göre, yaşa göre değişiyor demek daha doğru sanırım. Nitekim çocukken, gençken mutluluk anlayışımız ile daha geç yaşlarımızdaki anlayışımız daha farklı, çoğu zaman aynı şeylerden mutlu olamıyoruz. Daha kısa sürüyor mutluluğumuz ve içinde bulunduğumuz süreçteki kaygılarımız, sıkıntılarımız hemen arzı endam ediveriyor. Yaşadığımız şehirlerin, trafiğin, kalabalığın vb. günlük koşuşturmanın çok büyük etkisi var aslında. Çünkü hemen size bir neden sunuveriyor, mutsuz olabilmeniz için. Diğer taraftan büyüdükçe, sorumluluklar artıyor, düşünmeniz gerekenler çoğalıyor; belki hayat standartları da yükseliyor ve mutlu edici birçok neden ortaya çıkıyor gibi görünüyor ama bir bakıyorsunuz aslında bu durum birçok yeni mutsuzluk nedenini de yanında getirmiş. Sürekli bir daha iyi, daha çok, daha güzel sendromu almış başını gidiyor. Ama ne pahasına ve nelerden vazgeçerek?

Aslında farkında olup ya da olmayıp müthiş bir yorgunluk süreci bu ve muhtemelen de sonu olmayan bir durum. İnsan belki durup, çevresine, kendisine bakma ihtiyacı duyuyor. Neleri kaçırıyorum ya da nereye gidiyorum deme ihtiyacı bulunuyor. Kim bilir, belki ortamı değiştirip, biraz soyutlayıp kendini ve dışarıdan tekrar bakmak gerekir diye düşünüyorum. Hepimiz zaman zaman kaçıp gitmek istemişizdir değil mi? O andan, ortamdan, ne var ne yok arkada bırakıp. Ne bileyim, imkân olsa da insan kısa molalar alabilse ve çok da bu şekilde kaçıp gitmeden, daha legal, durup dinleyebilse kendini, daha sağlıklı devam edilebilir. Hoş bu şekilde durup düşündüğünde insan aynı yoldan devam eder mi, yoksa “ne yapıyorum ben” mi der? Kaçıp gittiği yerden dönmemeye mi karar verir? Ya da kendini rüzgâra mı bırakır, yelkenlerini şişiren ve kendini yeni limanlara götürecek geminin. Bilinmez elbette.

Bu kararlar bu kadar kolay alınamayacağı için, birçoğumuz döner ve yeni bir molaya kadar çarkı döndürmeye devam eder. İnsan doğası gereği hep statükoyu korumaya çalışacaktır, mevcut durumu devam ettirecektir, yaş ilerledikçe de radikal kararlar almak hiç de kolay olmayacak, yeni riskleri alamayacaktır. Aslında bir nevi uzlaşmadan, anlaşmadan yana olacaktır. Ama işte tam da burada o kısa molalar, kaçışların önemi ortaya çıkıyor. Bir sigorta görevi görecek bu molalar ve daha büyük kaçışlara engel olacaktır. İnsanın hayatına daha sağlıklı, daha huzurlu devam etmesini, her şeyden önce eşiyle, işiyle, sevgilisiyle kısacası hayatla uzlaşmasını sağlayacaktır.

Evet, bir şekilde mücadele hep vardır ve olacaktır, ama bu mücadeleler daha iyi uzlaşmalar için değil midir?

Serkan Özdemir
Yerel Yönetimler Bankacılığı Yöneticisi

Henüz yorum yok

bir cevap yazın