Ana SayfaBizden HaberlerNerede O Eski Tatlar?

Nerede O Eski Tatlar?

Son yıllarda hepimizin sık sık duyduğu zaman zaman da kullandığı “Nerede o eski tatlar?” sözü bakın bizi nerelere götürebilir? Günümüzde ilkokullarda nasıl işleniyor bilemiyorum ama benim okuduğum dönemde ülkemizde 4 mevsim olduğundan bahsedilirdi. İlkbahar, yaz, sonbahar, kış. Hatta sınıfımızın bir köşesinde her mevsimin 3 aylık dönemlerde gösterildiği mevsim resimlerinin olduğunu hatırlıyorum. Yazın yediğimiz sebze ve meyveleri kışın bulamazdık. Şimdi her sebze ve meyveyi yaz kış buluyoruz. Domateslerin, kirazların şekli kusursuzlaştı, renkleri daha kırmızı ancak lezzeti yok. Benzer şekilde kayak merkezlerinde bazı seneler kar olmaması sebebiyle sezon bile açılmazken, yazlar daha sıcak ve bunaltıcı geçiyor. Zamanlı zamansız sel felaketleri eskiden de bu kadar sık mı oluyordu?

Çocukluğumuzdan hatırladığımız tatları bulabilir miyiz bilemiyorum ama en büyük umudumuz çocuklarımıza bırakacağımız doğa mirasını doğru şekillendirmektir. Artık okul kitaplarında “küresel iklim değişikliği ve etkileri“, “karbon emisyonunu azaltmanın yolları” gibi konular yer alacak. Öte yandan üretim ve hizmet sektöründeki şirketlerin tümü yasa ile karbon vergisi ödemek zorunda kalabilecek.

Evet dünyamız ısınıyor. Kuraklık, sel feleketleri ile gezegenimiz bize tehlike sinyalleri veriyor. Bazı ülkelerde kuraklıktan dolayı tarım mahsülü alınamazken başka ülkelerde yağış miktarlarının sel baskını seviyesinde olması sebebiyle mahsul yok oluyor. İnsanoğlunun yaşaması için gerekli besin kaynakları tükeniyor.  Gezegenimizin belki en önemli meselelerinden biri kabul edilen “iklim değişikliği” gelişmiş ülkelerin önderliğinde masaya yatırılıyor. İnsanoğlunun neden olduğu doğanın dengesindeki bozulmaların telafisi araştırılıyor. Geçtiğimiz yıl ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi Belgesi’ni alan ilk özel mevduat bankası olarak, TEB çalışanlarımız, bankanın Kıvılcım isimli inovasyon portalına 625 çevre ve tasarruf konulu öneri girerek, bankanın kaynak tasarrufu ve enerji verimliliği başlığı altındaki çevre hedeflerine ulaşılmasına katkıda bulundular. Çevre hedeflerimizin başarılması aynı zamanda karbon ayak izimizin azaltılmasında ve kontrol altında tutulmasında bize yardımcı oluyor ve olmaya devam edecek. Unutmayalım küçük şeyler büyük fark yaratır ve iklim değişikliğinde her birey başrol oyuncusudur.

Londra merkezli bir sivil toplum kuruluşu olan CDP (Karbon Saydamlık Projesi) 2000 yılında şirketlerin, yatırımcıların ve hükümetlerin iklim değişikliği tehdidine karşı önlem almalarını sağlayacak bilgileri toplamak ve paylaşmak amacıyla kuruldu.

CDP, iklim değişiklikleri risklerinin şirketler tarafından nasıl yönetildiğini küresel çapta raporlayan tek bağımsız uluslararası kuruluş olma özelliğini taşıyor. Ülkemizde İMKB’de işlem gören ve ISE-50 endeksine dahil olan 50 şirket, 2010 yılı karbon salım oranlarını ve iklim değişikliği ile ilgili politikaların açıklamaya davet edildi ve Karbon Saydamlık Projesi’ne davet edilen ülkelerden biri de Türkiye oldu.

Duygusal Zeka ve Sosyal Zeka kitaplarının yazarı Daniel Goleman’ın ülkemizde de yeni yayınlanan son kitabının adını tahmin edin bakalım… “Ekolojik Zeka”.  Okuyunca göreceksiniz ki her sunulan ürün ve hizmetin son katma değer noktasının “yeşil dostu” olması yetmiyor, bu sadece bir cila olabilir. Bilinçli tüketiciler ise üretim döngüsünü bütünsel olarak ele alıp, üzerine yeniden doğaya kazandırılabilme kriterini de ekleyip arz piyasasını ona göre yönlendirmelidir. Çok mu ütopik oldu?

Her şey farkındalıkla başlar, önce ne kadar karbon salımı yaptığınızı bilmelisiniz ki sonraki aşmaya geçebilesiniz.  CDP aracılığıyla sera gazı salımları ve iklim değişikliği stratejilerinin kamuoyuna ve yatırımcılara açıklanması sayesinde şirketler, karbon salım oranlarını azaltma hedefleri koyarak performans iyileştirmesi yapabiliyorlar. Ya da gönüllü piyasalardan salımı yapılan “karbondioksit eşdeğeri ton” başına 7-8 Avro bedel ile dünyanın herhangi bir yerinde üretilmiş yenilenebilir enerji sertifikalarını satın alabiliyorlar, kısmen veya tamamen karbon nötr şirket oluyorlar. Yeşilleniyorlar. Bunu ilk bakışta bir aldatmaca olarak algılayabilirsiniz ancak sertifikaları satan şirketler de bu şekilde teşvik edilmiş ve yatırımlarını fonlamış olmuyorlar mı?

Her şey üzerinde yaşadığımız bu dünya için, yenisini bulana kadar…

Özlem Mutlu
TEB Grup Kalite Yönetmeni