Ana SayfaTeknolojiEvren - BilimRakamlarla Hayatı Değişen Deha John Nash

Rakamlarla Hayatı Değişen Deha John Nash

”Bach ezgileri mırıldanarak okul koridorlarında dolaşan bu adamın etrafı Albert Einstein, J. V. Neumann, Norbert Wiener gibi dehalarla doluydu. Kendini insanlardan tamamen soyutlamıştı. Wittgenstein, Kant, Newton, Einstein gibi pek çok bilim adamı ve filozof gibi ‘içe dönük’ ve ‘duygusallıktan uzak’tı. Nash, çıkarlar ve alınması gereken kararlar gereği, insanlar arası kurulması gereken ilişkiler için duygudan arınmış, sayılaştırılmış formüller geliştirmekteydi. Nash’in dünyasında her şey formülize edilebilir ve rakamlara dökülebilirdi.”

Üniversiteden bir arkadaşının hakkında bunları söylediği isim; “Oyun Kuramı” ve “Diferansiyel Geometri” alanında köklü ve dahice gelişmelere imza atan John Forbes Nash Jr. Haziran 1928 doğumlu efsanevi matematikçi, şizofreni hastalığı ile mücadele eden bir dâhiydi. Batı Virginia’da çekirdek ailesiyle mütevazı ve mutlu sayılabilecek bir çocukluk geçiren Nash’in üniversite dönemlerine kadar pek de öyle “dâhi” bir tip imajı çizmediği biliniyor.

Sosyal ilişkileri ve becerileri çok iyi olmayan ancak derslerde de başarılı bir tablo çizmek yerine aksi yönde ilerleyen Nash, babasının aldığı bilim kitapları ve evdeki resimli ansiklopedileri karıştırarak çoktan matematiğe merak salmıştı aslında. Yalnızlığı ona matematik teorilerini keşfetmesi için bolca düşünme fırsatı tanıdı.

Aldığı Westinghouse Bursu ile Carnegie Institute of Technology üniversitesinde kimya mühendisliği bölümüne girdikten kısa bir süre sonra, matematik bölümüne geçiş yaptı. Lise yıllarında okuduğu “Men of Mathematics” kitabıyla alevlenen matematik aşkı onu bölüm değişikliğine yönlendirmiş olsa gerek.

Üniversite yıllarında ise çevresi tarafından ketum ve kibirli olarak tanımlanan Nash, 20 yaşında lisans ve yüksek lisans diplomalarını almıştı. Bundan tam 1 yıl sonra 21 yaşındayken Princeton Üniversitesi’nde yazdığı ve ekonomide köklü değişikliklere yol açacak tezi “oyun teorisi” ona 45 yıl sonra Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazandırdı. Herkesin ağzını açık bırakan ve o ana dek henüz John Nash’in dehasının farkına varamamış kişiler tarafından da büyük takdir görmesini sağlayan bu “oyun teorisi”ni pek çok farklı kaynakta okumuş veya izlemişsiniz. Bizim de kısaca bahsetmemiz gerekirse; Nash, temelini bir başka matematik dehası John von Neumann’ın oluşturduğu bu teorideki sorulara bir bir cevap bularak, bambaşka bir boyuta getirmiştir.

Oyun kuramı en temel hâli ile; birinin başarısının diğerlerinin seçimlerine bağlı olduğuna ve bazı stratejik durumlarda, matematiksel açıdan davranış biçimlerini değerlendirmeye dayalıdır. Bir başka anlatımıyla oyun teorisi, “belirli bir hedefe yönelik karar verme gücüne sahip birimlerden oluşan sistemleri incelemekte kullanılan matematiksel bir yöntemdir.” Elbette bu kuram bu kadar kısaca anlatılacak ya da anlaşılacak bir ölçekte değil fakat bu yazının sayfalarca uzunlukta olmasını istemeyiz ki bu da “uzun yazıları okumayı sevmeyen takipçi davranışlarına” karşın bizim stratejik hamlemiz.

Teoride yer alan oyunlardan biri “sıfır toplamlı oyun”dur. Oyunun mantığına göre iki kişi arasındaki bir rekabette birinin kazancı bir diğerinin kaybıdır. John Nash teoriyi bu basit versiyonunu temel alarak çok farklı ve birden çok seçeneğin olduğu durumlara göre geliştirmiştir. Yani birden fazla seçeneğin/sonucun olduğu durumlarda istenilen sonuca ulaşmak için doğru seçeneği bulmak üzerine strateji oyunları silsilesinden bahsediyoruz. Seçimlerde, yapay zekâda, ekonomide ve ekonomik rekabette, matematik ve sosyal bilimlerde kullanılan ve bu alanları etkileyen kuram, Soğuk Savaş döneminde de özellikle Amerika tarafından etkin bir biçimde kullanılmıştır.

Bu deha matematikçinin hayatında, işlerin karıştığı bir dönem de var. Üniversitede oda arkadaşı olmadığı hâlde “oda arkadaşı ile yaptığı sohbetler”den bahsetmesi ile salık veren ve çok geçmeden teşhisi konan paranoid şizofreni, Nash’in hayatının yörüngesini değiştirdi. Bu durum, o sıralarda üniversiteden öğrencisi olan Alicia Larde ile yaptığı aşk evliliğini de mesleki hayatını da birtakım çıkmazlara soktu.

Üniversitede çalıştığı sıralarda başlayan ve donanmada şifre çözücü olarak görev aldığı dönemde ise zirve yapan hastalığı nedeniyle 25 yıl kadar bir akıl hastanesinde kaldı, evliliği tökezledi, senelerce kimseyle konuşmadı. Uzun yıllar süren ve farklı tedavilerle alt edilmeye çalışılan hastalığını aslında yine kendi zekâsı sayesinde kontrol altına aldı ve 1980’lerin sonlarına doğru artık sosyal ilişkileri düzelen, yeniden matematik alanında çalışmalarına başlayan biriydi.

Belki bazılarınıza buraya kadar John Forbes Nash Jr.’ın hayatı belki de başka bir yerden çok tanıdık gelmiş olabilir. 1998’de Sylvia Nasar’ın Nash’in hayatını anlattığı biyografik romanı, “A Beautiful Mind” (“Akıl Oyunları”) ismiyle sinemaya uyarlanmıştı. John Nash, filmin bazı noktalardan kendi hayatının gidişatı ile farklı olduğunu söylese de genel itibarıyla hayatının bir dönemine odaklanıyor ve biz izleyicilere yansıtıyor. Henüz izlememiş olanlar için 4 Oscar’lı bu filmin hafta sonu seçimi için oldukça keyifli olacağına eminiz.

23 sayısına takıntılı olan ve hayatı boyunca 23 makale yayınlayan matematikçi, 2015 yılında eşi Alicia ile birlikte bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Zihninde, akıl hastalığı ve dehası arasında yaşadığı çatışmalarla dolu geçirdiği onca yıla rağmen pes etmeyen, son derece etkileyici bir hayata sahip John Nash, “Aklın gücünden kuvvetli olan tek şey kalbin cesaretidir.” diyor.

Henüz yorum yok

bir cevap yazın