Ana SayfaYaşamŞirketler ve Bireyler “Enerji Tasarrufu ve Sürdürülebilirlik” Adına Neler Yapıyor?

Şirketler ve Bireyler “Enerji Tasarrufu ve Sürdürülebilirlik” Adına Neler Yapıyor?

Her yıl Ocak ayının ikinci haftası “Enerji Tasarrufu Haftası” olarak kutlanıyor. Şirketlerin, markalar ve ilgili kamu kuruşlarının da seminerler, konferanslar düzenlediği bu haftada, enerji tasarrufu ve sürdürülebilirliğe dair pek çok eski-yeni proje de gündeme geliyor. Tek amaç var: Gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakmak.

Aydınlatma, ısınma, temizlik ve beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler, gelecek nesillerin refahı için elzem. Enerji tasarruflu ampullerin kullanılmasını, bulaşık makinesi ve çamaşır makinesi gibi cihazların tam dolu oldukları zaman çalıştırılmasını, elektronik aletlerin kullanılmadıkları zaman kapalı tutulmasını, çöplerin geri dönüşüm için ayrıştırılmasını, israftan kaçınılmasını her bireyin/ ailenin alışkanlık haline getirmesi gerekiyor.

Enerji Tasarrufu Haftası’na Özel Etkinlikler

1981’dan bu yana her yıl Ocak ayının ikinci haftası da “Enerji Tasarrufu Haftası” olarak bu bilinci yerleştirmek, hatırlatmak için kutlanıyor. Enerji, hayatımızın temeli; bir ihtiyaç ama tasarruflu kullanımı, bilinçli kullanımı günümüzün en önemli sorunlarından biri. Gündelik hayatta enerjiyi bilinçli kullanarak, çocuklara enerji tasarrufunun önemini aşılayarak geleceğe daha iyi bir dünya bırakmak mümkün.

STK’lardan Büyük Şirketlere Enerji Tasarrufu

Sivil toplum kuruluşları (STK’lar), sendikalar da enerji tasarrufu, enerji verimliliği konusunda toplumu bilinçlendirmeye çalışıyor. Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, Enerji Tasarrufu Haftası yayımladığı mesajında tüm enerji kaynaklarının tasarruflu kullanılmasının önemini vurgulayanlardan: “Kendi evimizde, çevremizde bize küçük gelen tasarrufların ülkemiz ve ekonomimiz için büyük etkileri var. Örneğin lüzumsuz yere akan suyu kapatmak, ışığı kapatmak, prizde herhangi bir cihaz bırakmamak, evlerimize yalıtım yaptırarak ısı kaybını önlemek, toplu taşıma kullanmak gibi davranışların ekonomimize de, kendi cebimize de, doğamıza da çok büyük getirileri oluyor. Dolayısıyla elektrik, su, doğalgaz, petrol gibi enerji kaynaklarını tasarruflu kullanmak hepimizin vatandaşlık görevidir. Arabamın yakıtını ben koyuyorum, evin faturasını ben ödüyorum, diye enerji savurganlığı yapmak bencilliktir. Yalnızca kendimizi değil, küresel anlamda yaşanabilir bir gelecek için geniş düşünüp hareket etmemiz gerekiyor. Çünkü enerji tasarrufu geleceğe de yatırım yapmaktır.”

Enerji Tasarruf Haftası’nda tüketicilere tasarruf önerileri sunan CK Enerji Boğaziçi Elektrik ise elektrikli ev aletlerini doğru kullanarak elektrik faturalarında yaklaşık yüzde 30’a varan düşüşün mümkün olacağına dikkati çekiyor. Enerji kaynaklarını doğru ve verimli kullanmayı, bu anlamda toplumsal farkındalık oluşturmayı hedefleyen, perakende elektrik satış sektörünün önde gelen şirketlerinden CK Enerji Boğaziçi Elektrik, “Enerji Okuryazarlığı” projesi ile tüketicilere destek olmayı hedefliyor.

Sürdürülebilirlik yolculuğunun uzun bir geçmişi var. Hem dünyada hem de Türkiye’de şirketler, sürdürülebilirlik çalışmalarına hız verdi ve bu yıl da gündem teşkil edecek en önemli konuların başında “sürdürebilirlik” gelmekte. Su ve havayı dezenfekte eden ürünlerden beton üretiminde minimum ozon salınımına, araçların egzoz salınımını azaltıcı çalışmalardan bu konuda inovatif ürünler sunan start-uplara ve onlara verilen finansal desteklere kadar sürdürebilirlik her alana yayılmakta.

Teknoloji Hızla İlerlerken Doğa da Yaşamalı

“Sürdürülebilirlik”in gündem oluşturması, 2015 yılından önceye dayanıyor. Üretkenlik ve çeşitliliğin devamlılığı sağlanırken, daimi olma yeteneğini korumak anlamına gelen “sürdürülebilirlik” kavramının ilk kez duyulması, Birleşmiş Milletler bünyesindeki Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun 1987’de yayımlamış olduğu “Ortak Geleceğimiz” adlı rapor ile oldu. Raporda sürdürebilirlik kavramı şöyle tanımlanıyordu: “İnsanlık; doğanın gelecek kuşakların gereksinimlerine cevap verme yeteneğini tehlikeye atmadan, günlük ihtiyaçları temin ederek, kalkınmayı sürdürülebilir kılma yeteneğine sahiptir.”

Teknoloji ilerliyor ama doğa, yaşamın vazgeçilmez bir parçası. Doğanın sağladığı kaynaklar da yenilebilir kaynaklar olmadıklarından kullanım şekillerine bizzat dikkat edilmeli. Doğaya zararlı, kaynakları yok edecek ürünler kullanılmamalı. Teknoloji hızla ilerlerken doğa yok edilmemeli.

Sürdürülebilirlik, Kalkınmanın Bir Parçası

Sürdürülebilirlik kavramı, yalnızca çevreyle sınırlı değil; sürdürülebilirlik, kalkınmanın da bir parçası. Doğa adına ortaya çıkan “sürdürülebilirlik”; doğadaki yoksulluğu azaltmayı, doğal kaynaklardan yararlanırken dünyadaki eşitliği sağlamayı, çevre dostu teknolojileri desteklemeyi, nüfus kontrolünü sağlamayı hedefliyor. Amaç, insanlığın gelişimine doğanın da katkıda bulunmasını sağlamak; bu süreçte de doğaya/ çevreye zarar vermemek. Dolayısıyla sürdürülebilirlik kavramı, başlangıçta “çevre” odaklı çıksa da şimdi birçok farklı alanda kullanılmakta: Sürdürülebilir kalkınma, sürdürülebilir kalkınmada iş dünyası ve sanayi, sürdürülebilir kalkınmada bilgi ve iletişim, biyoçeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kalkınma, iklim değişikliği ve sürdürülebilir kalkınma, yönetişim ve sürdürülebilir kalkınma gibi.

Sürdürülebilirlik, bir sistemin kendini devam ettirmek için uzun vadeli yeniden üretimi… O yüzden bir alanla sınırlı değil. Ekolojik açıdan kaynaklara yönelirken ekonomik açıdan sermayeye uzanıyor. Çevresel, ekonomik ve sosyal alanlarda oluşturulması gereken bir dengenin yapı taşı.

Devletler, Sivil Toplum Kuruluşları, Şirketler Çalışıyor… Peki Siz Ne Yapıyorsunuz?

Şirketler de her yıl kendi sürdürülebilirlik raporlarını yayınlıyor; hatta dünya ile ilgili projeler ve çalışmalar ortaya çıkartmak için çaba gösteriyorlar. Herkes de “bireysel” olarak evlerde, iş yerlerinde, okullarda bu çalışmalara katkıda bulunmalı. Her yıl Ocak ayının ikinci haftası kutlanan “Enerji Tasarrufu Haftası” da bu bilinci yerleştirmek için var.

2015 yılında BM çatısı altında 193 ülke tarafından imzalanan Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ise uluslararası bir hedef ve eylem planı aynı zamanda… Dünya genelinde yoksulluğun sona ermesi, gezegenimizin korunması, insanlığın barış ve refahının artması temel amaç olsa da ekonomik eşitsizliğin azaltılması, iklim dengesi, sürdürülebilir üretim ve tüketim gibi öncelikleriyle; ekonomik, sosyal, çevresel politika ve sonuçlarını kapsayan bir eylem planı. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni imzalayan devletler, 2030 yılına kadar varılacak hedefler konusunda birtakım taahhütlerde bulunuyor. Devletlerin belirledikleri bu taahhütler kapsamında da bazı hedeflerin özel sektör için bağlayıcılığı söz konusu. İş dünyası, yalnızca ekonomik ve finansal hedef ve dürtülerle değil; sosyal ve çevresel öncelikleri de kapsayacak şekilde iş planını ve hedeflerini kurgulamak için çalışıyor. Öncelikle ulusal ve uluslararası her şirketin tedarik, üretim, satış, insan kaynakları, bilgi ve iletişim, yönetişim gibi tüm alanlarda, SKH’nın ana felsefesi olan kapsayıcı ve bütünleşik bir sistem anlayışı içinde hareket etmesi gerekiyor. İnovasyon gibi alanlarda, bu kapsayıcı ve bütünleşik iş yapma biçimi, rekabetçiliği artırmada kilit bir öneme sahip.

Büyük Şirketler, KOBİ’ler ve Sürdürülebilirlik

Şeffaflık ve hesap verilebilirlik, ekonomik fayda yanında sosyal ve çevresel amaçlı inovasyon ve girişimcilik, insan sermayesine SKH doğrultusunda yatırım yapmak ve şirketlerin bilinirliliğini farklı kulvarda artırmak büyük önem taşıyor. İş dünyası, bütün bu değişen koşullara inovatif, kapsayıcı ve işbirliklerini artıran uygulamalar benimseyerek uyum sağlamalı. Her şirket; teknolojinin kendilerine bu alanlarda nasıl yardımcı olacağı konusunda ciddi analiz, plan ve uygulama yapmak zorunda. Bu kurallar bütünü yalnızca büyük şirketleri de bağlamıyor. KOBİ’ler de vizyon, strateji, plan geliştirmek için işbirliklerine ve beraber hareket etme seçeneğine her zamankinden daha açık olmalı. Sektör içi ve sektörler arası, küçük-büyük şirket arasındaki işbirliklerini ve ortaklık anlayışını geliştirmek, iş örgütleri bazında koordinasyonun sağlanması, KOBİ’lerin SKH ve diğer birçok alandaki rekabetçiliğini artırmak adına en hızlı ve hesaplı bir alternatif olarak gözüküyor.

Geleceğe Dair Umutlarımızı Yeşerten Projeler

Dünya genelinde geleceğe dair umudumuzu yeşerten projelerden biri de Singapur’daki Khoo Tecek Puat Hastanesi.

Bu hastane, yeşil elementlerin bolluğundan oluşan biyofilik bir yapı. Bahçe içinde bir hastane… Hastalar çok katmanlı yeşil çatılara, bitkilerle donatılmış olan pencerelere ve avlu bahçesine bakıyor. Birçok balık türüne yaşam alanı sağlayan su alanları ve balık havuzları ile bağlantılı olan şelale içeren iyileşme alanları var.  Bu yeşil çatı aslında hastaların gıdaların büyüyüp biçildiği yeri izleyebildiği bir “şehir çiftliği”. Singapur’daki Khoo Teck Puat Hastanesi’nin başarı seviyesi ise ne kadar çok kuşun ve kelebeğin bahçede bulunduğu ile ölçülüyor!

Bir diğer örnek de Danimarka Kopenhag’dan: Helle Lis Søholt: Copenhagen Limanı (Kopenhag Limanı). Kopenhag Belediyesi, içi deniz suyuyla doldurulmuş olan umumi liman yüzme havuzlarını devreye soktu. Havuzlardan biri Danimarkalı mimar Bijarke Ingels tarafından tasarlandı. Hepsi ücretsiz olan bu havuzlar, ulusal ve yerel kurumlar tarafından başlatılan 30-40 yıllık bir sürecin sonucu. Kurumlar kirletici endüstrileri başka bir yere taşımak ve yeşil fırtına suyu yönetim sistemleri yaratmak için şehir içi temizleme programında işbirliği yaptı. Kopenhag Limanı o kadar temiz ki yüzmek mümkün!

Kopenhag ile limanı birbirine bağlayan yeni bisiklet köprüleri de var. Havada olan bir köprünün adı Red Cycle Snake. Bu köprüler Kopenhaglıları ulaşılması zor olan yerlere ulaştırıyor. Kopenhag ayrıca endüstriyel kıyısını bir mil uzunluğunda sahile sahip bir parka dönüştürdü. Şehrin bu kısmı en çok ziyaret edilen yerlerden biri haline geldi. İnsanlar uçurtma uçuruyor, yürüyüş yapıyor, güneşleniyor ve kışın bile yüzebiliyor.

Dünyanın dört bir yanında dikey orman projeleri artıyor.

Çin’in güneydoğusundaki dağlık Guangxi bölgesinde Liuzhou Forest City adlı bir orman şehri olduğunu biliyor muydunuz? Stefano Boeri Mimarlık ofisinin gerçekleştirdiği bu yaşam projesi, 30 bin kişinin doğayla iç içe yaşaması öngörülerek kurgulandı. Yeşilliklerle kaplı binaların dış yüzeylerinde 40 bin ağaç yükseliyor. Projede yaklaşık 100 bitki çeşidi ve 1 milyon bitki kullanıldığı söyleniyor. Dikey orman uygulaması, iç mekanlar için pasif soğutma işlevi görüyor ve bölgede yaşayan bitki, kuş ve küçük hayvan popülasyonlarının şehrin yakınındaki karayolundan korunması için de güvenli bir ortam yaratıyor. Yılda 10 bin ton CO2’i emerek havayı temizlemesi öngörülen dikey ormanların 900 ton oksijen üreterek havanın kalitesini artıracağı da tahmin ediliyor.

 

Henüz yorum yok

bir cevap yazın