Ana SayfaBizden HaberlerGençlik Treni Günlüğü – Mehmet Melih Çelik

Gençlik Treni Günlüğü – Mehmet Melih Çelik

Biraz Gençlik Treni

1.Gün

Bildiğim Adana diye başladım izlemeye, büyük binalar, geniş caddeler ve Seyhan’ın maviliği. Oysa bilmediğim, bilmeyip de öğrendiğim o kadar çok şey varmış ki; görmeye, yaşamaya ve hissetmeye değer. Altı üstü Çukurova Üniversitesi demiştim yola çıkarken, ama o kapıdan girdiğimde alt üst etti tüm benliğimi. Evet, evet tam da o kapıdan içeri girerken bu yazacaklarımı yaşayacağımı kim bilebilirdi, ben bilemezdim. Gördüğü her yüzü bir yüze benzetir mi bir insan? Her köşe bucakta ondan bir iz, bir ipucu, bir resim, bir isim arar mı? Ben aradım o kampüsü her yerde, her ATM önünde, her çay bahçesinde, köşede bir yerde onu hatırlatan bir şey bulurum diye aradım durdum. Biliyordum o burada okuyordu ve umut ediyordum, bir yerlerde en azından gölgesine rastlarım diye. Olmadı, rastlayamadım, Çukurova Üniversitesi’nden sadece, içinden onun olmadığı, Ölüdeniz’i andıran maviliğe karşı çekilmiş eşsiz, yakıcı ve anlamsız birkaç fotoğraf kaldı hatıra. Mutsuzdum, ama keyfim yerinde girdim bir başka kapıdan içeri, Çiçek Abbas’ın müziği çalıyordu, bir an gözümde canlandı, anında yüzümde bir tebessüm. Kafamı kaldırdım siyah beyaz yüzlerce afiş, bak orada Yılmaz Güney var, Şener Şen de orada, İlyas Salman, Orhan Kemal, Abidin Dino ve daha yüzlercesi… En çok da Yılmaz Güney orada, hem de en güzel yerinde, ne kadar yakışmış Adana’ya bir görseniz. Hepsinin selamı var size, en çok da Yılmaz Güney’in. Çocukluğumun kahramanı olan adam, biraz babam, biraz Anadolu, tanıdığım en insan. Hayatını anlattı Kadir İnanır’ın gençliği, tek damla yaşı tutamadım gözlerimden, gerisi içime aktı. Orası başkaydı, çocukluğum vardı o film afişlerinde. Mahmut hoca, İnek Şaban, Adile Naşit, Tarık Akan, Güdük Necmi hepsi oradaydı. Kim bana bir daha çocukluğumu böyle güzel anlatabilir? Kim beni bir daha mutluluktan böyle ağlatabilir? Bir tek sen, Adana Sinema Müzesi, şimdilik bir tek sen. Merak etme ama özledikçe çocukluğumu bir daha, hem de hiç düşünmeden, sayısızca geleceğim yanına. İşini iyi yapanların hatırı için en azından, işini iyi yapanlar ne güzel yapıyorlar, mutlu ediyorlar insanı. Adana Gençlik Merkezi’nde ki insanlar da işini iyi yapanlardandı, ben gördüm. Sanki yıllardır görmedikleri kardeşlerini görmüşçesine sevinen bakışlarını, içine çaydan çok sevgi katılan çay bardaklarını, sohbetlerini gördüm, gözlerimle değil yüreğimle gördüm. Bugün onu göremedim ama görmediklerimi, görmeyi beklemediklerimi gördüm. Sana ilk defa başka bir pencereden baktım Adana, sağ olasın…

2.Gün

İnsan Temmuz ortasında ceketle dolaşır mı? Ben dolaştım, bugün Sivas’ın göbeğinde, bir gecede kurulmuş, süresi muhtemelen bir ömür sürecek dostlarımla, bir yandan halimi garipseyerek, bir yandan üşüyerek uzun uzun dolaştım. Ama söylemek isterim tek soğuktan üşümedim. Kongre Müzesi’ne girdiğimde tüylerim diken diken oldu, böyle bir üşümek, böyle bir titremek yok. İliklerime kadar buz tutuyorum sanki. Her yer Mustafa Kemal kokuyordu, Kuvva-i Milliye, Cumhuriyet kokuyordu. Omuzlarında mermi taşıyan analar, vatan için canını vermeye hazır insan siluetleri, İsmet İnönü, Kazım Karabekir, Refet Bere kokuyordu. Sadece o fotoğraflar bile kurtarabilirdi bu vatanı, cesaret gözlerindeydi her birinin. Duvarlardan tutunarak çıktım dışarı, kalsaydım, kalamazdım ağlardım. Dediğim gibi çıktım dışarı, o arada da rehberlerin başka tarihi yerleri anlatması ile dikkatim dağıldı kendime geldim. Sonra uzun ve devasa bir yapı önünde durduk. Kapısı belki yirmi katım uzunluğunda falandı. Üzerinde ki işlemeler üç boyutluydu. Gül, bülbül, çiçekler, insan organları, doğum, ölüm her şeyin figürü vardı üzerinde. Ürpertici bir şekilde kapı açıldı, içerisi serin ve korkutucuydu. Mezar odaları, içi dolu tabutlar, duvarda Arapça yazılar… Darüşşifa Akıl Hastanesi ve medresesiydi burası. İçeride ki ve dışarıda ki hiçbir işleme bu dünyadan değildi, her biri ayrı bir kriptoydu. Her simgenin, her figürün aynı anda dört anlamı vardı. Bu dünyada, Kuran-ı Kerim de, insan bedeninde ve evrende. Bilimin daha yeni bulduğu şeyler o duvarlarda 1.000 yıl öncesinde vardı. Buna inanmak mümkün değil, ama doğru. İşte o zaman anladım Orta Çağ karanlığı ve ya herhangi bir çağ karanlığı bizim geçmişimizde yoktu.
Bu akşam oynanan Tabu oyunundan bir not: Feminist kelimesini et yemeyen ve vejetaryen diye anlatan sayın Giresunlu arkadaşım selam olsun sana, sen olmasan nasıl bu kadar gülebilirdik. 🙂

3.Gün

Kulağımda kulaklık bir an İstanbul’dayım, bir an Edirne’de, bir an Konya’dayım, bir an Kayseri’de. Evet, evet Kayseri de Elektronik Müzesi’ndeyim. Önümde ekran ve maket yapılar Mimar Sinan’ı yaşıyorum. Bütün eserleri, hayatı ve daha nicesi… Mimar Sinan’ın hayatını öğrenince utanmadım değil aslında, şu kadarcık hayata neleri sığdırmış. Sonra utancım ve şaşkınlığımda Kayseri maketini izledim, adamlar koca şehri ufacık yere sığdırmışlar, biraz baktıktan sonra gezme isteğim daha da arttı. Ardından 2.260 metreye teleferik ile yolculuk başladı. Hani binerken korkudan çok ilk defa binmenin heyecanı olur ya, işte o hissi fazlasıyla yaşadım. Oraları gezdikten sonra birkaç yer daha gösterdiler. Sanırım artık eski bir yapı gördüğümde Selçuklu mu, Osmanlı mı mimarisi olduğunu anlayabilirim. Bir de Hitit ile Roma onları da sevmedim değil.  Serbest zaman da Bankalar Caddesi’nde “çay vakti” dedik. Daha 3 günlük fakat yılların eskitemeyeceğini umduğumuz dostluklarla oturduk, bir masaya uzun uzun sohbet ettik. Gülümsedik, hüzünlendik, sinirlendik, ama mutluyduk. Bize 3 günde farklı bir yaşam sundular. Farklı dostlar, farklı yerler, farklı zamanlar yaşattılar. Son saatler de okuduğumuz kitaptan sınav yaptılar. Eşit doğruya sahip olduğum dostumla aramızda kura çektiler, çeyrek altın için. Kura da o çıktı ve çeyrek altını o kazandı, ama o kazanırken ben kaybetmedim. Zerre kadar üzülmedim. Çünkü altından binlerce kat daha fazla değerli dostlar, unutması mümkün olmayan anılar kazandım ben. Bu bir seyahatin yazısı değildir, ufak bir hayatın büyük bir parçasının yazılı beyannamesidir. Yaşattığınız, yaşadığımız ve paylaştığımız her an için, her şey için teşekkürler dostlarım.

Teşekkürler Dünya.

Mehmet Melih Çelik
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi
Biyoloji Bölümü