Ana SayfaBizden HaberlerVergiden Muaf Lejyoner: Immunes

Vergiden Muaf Lejyoner: Immunes

Vücudun savunma sistemi olarak izah edebileceğimiz “Bağışıklık Sistemi” doktorlar tarafından “İmmün Sistem” olarak da isimlendiriliyor. Kelimenin kökü Latince’den gelmekte ve o dönem kullanıldığı anlam hakikaten çok ilginç. Latince’de “İmmunesé” olarak geçen kelime, Roma İmparatorluğu zamanında özel haklar tanınan Lejyoner‘lerin vergiden muaf olduğuna ilişkin statüyü vurgulamak anlamında kullanılıyormuş. Daha sonra, değişerek ve gelişerek “hastalıktan muaf” anlamında kullanılmaya başlanmış. Bağışıklık sistemi doğada karşılaştığı virüs, bakteri, mantar  vs. gibi farklı maddelere karşı vücudu 3 ana strateji ile koruyormuş. Öncelikle, yabancı olduğunu algılıyor daha sonra yabancı maddelere karşı savunmayı sağlıyor ve neticede bir daha unutmamak üzere belleğine kaydediyor. Uygulama teknikleri lejyonerden çok da farklı sayılmaz.

Financial Times (FT) gazetesi haftasonu ekinde “FT ile Öğlen Yemeği” isimli bir röportaj yayınlıyor. Tanınmış bir kişiyle (Politikacı, sporcu, işadamı, bilim adamı vs.) değişik bir ülkede öğlen yemeği esnasında görüşme gerçekleştiriliyor. Görüşmenin haricinde, yemek yenen restoran, neler yendiği ve gelen hesaba ilişkin bilgiler yer alıyor. Bu bakımdan, gerek görüşme yapılan ilginç kişilikle ilgili bilgi sahibi olmuş gerekse belki de bir gün yemek yeme şansınız olabilecek bir mekanı tanımış oluyorsunuz. 2010 Ekim ayı sonunda söz konusu röportajı Microsoft‘un kurucusu Bill Gates ile doğduğu ve şu anda yaşadığı ABD, Seattle’da gerçekleştirmişler. Yeri Bill Gates belirlemiş ve mekan, bir otelin altında küçük bir restoranmış. Yazarın yorumu; söz konusu restoranı Bill Gates’in kolay ulaşılır bir yerde olması itibariyle seçtiği yönünde. Buluşacakları yere kendi arabasını kullanarak gelen Bill Gates’in son dönemlerde ağırlık verdiği hayırseverlik ve kurmuş olduğu vakıf, görüşmenin ana konularını teşkil ediyor. Görüşme esnasında sağlık alanında yapmakta olduğu çalışmalarda özellikle İmünoloji (Bağışıklık Sistemi Bilimi) biliminin çok ilgisini çektiğini vurguluyor. Bu konuyla ilgili okuyabileceği tüm kitap ve dokümanları okuduğunu, bu alanda faaliyet gösteren bilim adamlarıyla zaman harcamaya çalıştığını da belirtiyor. Vakfın önemli çalışma alanlarından bir tanesi HIV virüsü ile mücadele… Bunun da bağışıklık sistemi ile olan bağlantısı muhtemelen Gates’i bu konuya ilgi duymaya itmiş. Yemeğin sonunda hesabı bir gelenek olması itibariyle 60 ABD Doları tutan hesabı FT’ın muhabiri ödüyor. Bill Gates hesabı ödemeyi teklif etse de çok da fazla ısrarcı olmuyor.

Bill Gates, öğretmen bir anne ve avukat bir babanın oğlu olarak Seattle’da 1955 yılında doğuyor. 1973 yılında Harvard Üniversitesi‘ne giriyor. 1975 yılında daha sonra Microsft’un hissedarı olacak Paul Allen ile ortak bir program yazıyorlar. 1980’de IBM ile ilk anlaşmalarını imzalıyorlar. 1987’de Forbes dergisi tarafından kendi kurmuş olduğu işle zengin olmuş gelmiş geçmiş en büyük milyarder olarak belirleniyor. 1999 yılında serveti 100 Milyar ABD Dolarını geçiyor. 2006 yılında Microsoft ile aktif olarak ilgilenmeyeceğini ve kurmuş olduğu Bill & Melinda Gates Vakfı’nın işleri ile uğraşacağını açıklıyor. Bu tarihten itibarem Microsoft’ta sadece Yönetim Kurulu Üyesi olarak temsil ediliyor. Aynı yıl, Warren Buffet; Bill & Melinda Gates Vakfı‘na  31 Milyar ABD Doları bağışlıyor. Buffet ve Gates’in çok iyi birer Briç arkadaşı olduğunu da vurgulamak gerekiyor. 2007 yılında yarıda bırakmış olduğu Harvard Üniversitesi’nden fahri diplomasını alıyor. 2010 yılında Forbes zenginler listesinde, vakfa bağışlamış olduğu 28 Milyar ABD doları sebebiyle 2.liğe düşüyor.

Bill & Melinda Gates Vakfı gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde hayat kurtarmak amacıyla kurulmuş, dünyadaki en en büyük vakıf. Genel olarak; sağlık, eğitim, tarımın gelişmesi  konularında çalışmalar yürüten vakfın varlıkları yaklaşık 40 Milyar ABD Doları civarında.

Kuruluşundan bugüne kadar yapılan yardımların tutarı da 24 Milyar ABD Doları. Örneğin, sıtma hastalığı ile mücadele konusunda bugüne kadar yaklaşık 1,2 Milyar ABD Doları tutarında araştırma yapılmış ve bu sayede 2020 senesi itibariyle 8 Milyon kişinin hayatının kurtarılmış olması öngörülüyor. Vakfın ilerleme kaydetmeye çalıştığı ana faaliyet konularının başında Harvard, Stanford, MIT gibi okullardan mezun, konularında çok deneyimli kişiler görevlendirilmiş. Örneğin, Global Gelişim Programı’nın başındaki kişi Harvard ve Oxford Üniversiteleri’nde eğitim görmüş, Bill Clinton ve dönemin Hazine Bakanı Robert Rubin’in yardımcılıklarını yapmış Sylvia Mathews Burwell. HIV ve veremle mücadele bölümünün başında eski bir Birleşmiş Milletler üst düzey görevlisi, tarım bölümünde ise Dünya Bankası eski ekonomisti çalışmaktadır.

Vakfın web adresine girdiğiniz zaman, büyük bir holdingin sitesine girmiş izlenimi ediniyorsunuz. Sitede faaliyetlere ilişkin, KPMG tarafından denetlenmiş finansallar dahil her türlü bilgi mevcut. Vakıftan ziyade büyük bir holdingin merkezi gibi yönetiliyor. Son dönemlerde, bu durumu “Kapitalist Yardımseverlik” veya “Özel Girişim Yardımseverliği” olarak nitelendirenler veya eleştirenler de var. 850 çalışanı ile büyük bir şirketler grubunun merkezi görünümündeki vakıf önümüzdeki yıl yine Seattle’daki çok daha büyük binasına taşınıyor. Yapmış olduğu çalışmalar itibariyle; Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü gibi kuruluşlara benzer bir yaklaşımla çalışan vakfın onlarla kıyas edildiğinde avantajı, bürokratik ve hantal bir yapıya sahip olmaması. Kurucusunun ve çalışanların geçmiş deneyimleri sayesinde dinamik ve hızlı hareket edilebiliyor. Gelen talepler çok hızlı değerlendirilip sonuçlandırılıyor. Eleştirildiği gibi, dünyanın değişik yerlerinde yatırım fırsatları kovalayan “Özel Girişim Sermayesi” fonları hızında ve profesyonelliğinde çalışılıyor. Bill Gates’in görüşme sırasında özellikle vurguladığı bir konu, söz konusu yardımları yaparken George Soros gibi siyasi bir figür olmaktan özellikle kaçınması.

Bill Gates ile yapılan röportajlar, yapılan araştırmalar, vakfın kendini anlattığı kadarı ile anlaşılanlar bunlar. Gelişmekte olan ülkelere sağladığı katkının ne ölçüde gerçekleştiğini, daha iyi yapılıp yapılamayacağını bu aşamada tam olarak anlamak mümkün değil. Belki, gelecekte yapılanların sonuçları daha net görülebilecektir. Ancak, milyarlarca dolara hükmeden birisinin genç denilebilecek bir yaşta ilgi ve konsantrasyonunu yardıma harcaması servetinin önemli bir bölümünü bunun için ayırması kesinlikle üzerinde durulması gereken bir konu. Seattle’da arabasını kendisi kullanan, FT ile yemiş olduğu yemekteki hesabı vermekte çok da ısrarcı olmayan bu kişinin bağışıklık sistemi ve diğer konularda vermiş olduğu mücadeleyi Romalı Lejyoner’e benzetmek çok da hatalı olmaz düşüncesindeyim.

Arda Akarsu
Büyük Kurumsal Gruplar ve Kamu Kurumları Yöneticisi

Kaynaklar:
Financial Times Wealth issue, Winter 2008
Financial Times , Life & Arts,  30/31, October 2010
Financial Times, FT Weekend Magazine  13/14 November 2010
The Guardian, 12 July 2010
http://www.gatesfoundation.org/Pages/home.aspx

Henüz yorum yok

bir cevap yazın