Slow Food Nedir?

Dünyada sürdürülebilirlik trendi yükselişe geçtikçe, gastronomi alanında da daha yavaş ve yeşil seçenekler ön plana çıkıyor. Toplumların içinde yaşadığı coğrafyayı benimseyip besin ürünlerinde yerelleşmeye yönelmesi, aslında insanlık tarihi kadar eski bir konudur. Fakat, iklim krizi ile gelen çevresel farkındalık, Slow Food gibi akımların ön plana çıkmasına neden oluyor.

Bu yazımızın da konusu olan Slow Food, 1986 yılında Carlo Petrini tarafından hızlı tüketim gıdalarına karşı daha yavaş bir üretim ve tüketim zincirini, yerel kaynakları önceleyen organik tarımcılığı desteklemek adına ortaya çıkmıştır. Yerel mutfakları destekleyen bu akım, dünyaca tanınan pek çok şefin de dikkatini çekmiş, dünya gastronomisi de Slow Food’u benimsemeye başlamıştır. Dört kez dünyanın en iyi restorantı seçilen ve 2021’de tekrardan bu ünvana kavuşan Noma’nın şefi Rene Redzepi, Danimarka’daki mutfağında Nordik mutfak kültürünün yayılımını Slow Food akımı sayesinde sağlamıştır. Kuzey coğrafyasının nimetlerini mutfağındaki üretiminde kullanan Redzepi, doğadan ilham alan tabaklarıyla gastronomi çevrelerinin takdirini kazanmıştır.

Slow Food’un hikayesine geri dönecek olursak, akım Carlo Petrini ve Massimo Montanari öncülüğünde 2000’li yıllarda üniversitelerin müfredatına girmiş, kendi tekniklerini yetişmekte olan genç şeflere benimsetmiştir. Bu akımla geleceğe yönelik sürdürülebilir mutfak anlayışı da giderek yaygınlaşmıştır.

Slow Food akımının önemsediği bir diğer konu da, lezzet ile gelen duyusal zevklerin daha yavaş deneyimlenmesidir. Fast Food’un aksine yemek yeme eylemine zaman verilmesi ve dikkat edilmesi gerektiğini savunur. Böylelikle daha sağlıklı bir yemek zamanına sahip olunacağı düşünülür.

Akımın benimsediği başlıca konulara göz atacak olursak, sürdürülebilir tarımın öne çıktığını fark edebiliriz. Yerel çiftçilerin üretimini destekleyen Slow Food, kimyasallardan arınmış, coğrafi işaretli ve biyolojik çeşitliliği destekleyecek faaliyetlerin arkasında durur. Lokal çalışmaları destekleyerek kamuoyu oluşturmaya çalışır. Öte yandan gelecek nesillerin de üzerinde yaşayacağı coğrafya için farkındalığının artmasını destekler.

Slow Food hareketi ülkemizde de ismini duyurmuş ve yaygınlaşmaya başlamıştır. Çeşme’deki Germiyan Köyü, bu akımın bir parçası olduğunu ilan ederek bölgelerindeki yerel üretimi desteklediklerini açıklamıştır. Üretimlerini ziyaretçilerine de tanıtmak isteyen köy, kendi ekmeklerini üretip kendi tarım ürünlerini Slow Food kavramına uygun bir şekilde yetiştirerek yöredeki dükkanlarda satmaktadırlar.

Slow Food hareketi, gelecek nesillere sağlıklı ve uzun ömürlü gıdalar bırakmak istiyor. Bu şekilde zaman içinde tadı unutulan ve nesli tükenen tarım ürünleri yerine, tatları uzun yıllar boyu aynı kalitede ve lezzette kalan gıdaları tüketebileceğiz.